Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ABD’nin DEAŞ ile Mücadelede Yeni Ortağı Şam Olabilir mi?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Körfez turu sırasında Trump ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara arasında Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ev sahipliğinde ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çevrim içi katılımı ile dörtlü bir mini zirve gerçekleşti. Zirvenin en kritik sonucu Trump’ın Suriye’ye yönelik ABD yaptırımlarının kaldırılacağını açıklaması oldu. Bu gelişmeler yeni Suriye yönetiminin uluslararası tanınırlık elde etme, ülkedeki ekonomik krizi sona erdirme, siyasi geçiş sürecini yönetme ve içerde daha fazla destek bulma çabalarına önemli katkı sunacaktır. Trump, Şara ile görüşmesinde Suriye’de YPG/PKK idaresi altında olan DEAŞ hapishanelerinin sorumluluğunu Şam yönetiminin üstlenmesini de talep etti. Trump, bu açıklama ile DEAŞ ile mücadelede Suriye’de yeni yönetimi muhatap almak istediğini ortaya koydu. Açıklamanın zamanlaması ve içeriği yalnızca DEAŞ ile mücadele ekseninde değil ABD’nin Suriye sahasındaki aktörlere yaklaşımında yeni bir evreye girildiğinin işareti olabilir. Özellikle ABD’nin sahadan çekilme yönündeki eğilimleriyle birlikte değerlendirildiğinde Trump’ın talebi Şam yönetimine açık bir güvenlik sorumluluğu verme isteğini yansıtmaktadır. Bu talebin hayata geçmesi, uluslararası aktörlerin Suriye’deki pozisyonlarını yeniden gözden geçirmelerine de yol açabilir.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Şara’dan talebi yalnızca bir güvenlik önlemi çağrısı olmaktan öte ABD’nin sahadaki önceliklerini yeniden tanımladığına ve Suriye’deki muhataplarını güncelleme arzusuna dair bir mesaj olarak okunabilir. Bu durum DEAŞ ile mücadelede sahadaki ana ortak olarak görülen YPG/PKK ile olan angajmanın sorgulandığını bunun yerine yeni Şam yönetiminin etkin ve meşru aktör olarak öne çıkarılmak istendiğinin göstergesidir. ABD son yıllarda Suriye’den asker çekme seçeneğini giderek daha güçlü biçimde gündeme getirmektedir. Trump, ülkesini Suriye sahasından çekerken ardında bir boşluk bırakmak istememektedir. DEAŞ tehdidinin canlanmaması için mücadeleyi sürdürecek bir aktör aramaktadır. Bu noktada kapasite ve meşruiyet açısından YPG/PKK yerine Suriye devletinin öne çıkartılması hem uluslararası hukuka uygunluk hem de bölgesel gerçeklikler açısından daha rasyonel bir tercih olarak görülmektedir.

Trump’ın mesajı Vaşington’un Suriye’de yeni bir dengeye yöneldiğini ve Şam ile güvenlik konuları başta olmak üzere doğrudan temas kurma zeminini güçlendirmek istediğini göstermektedir. Bu yaklaşım ABD’nin sahada sadece YPG/PKK’yı merkezine alan politikalarla sınırlı kalmayacağını bundan böyle Şam’ın önceliklerini dikkate alacak daha esnek ve çok taraflı bir çizgiye geçeceğini göstermektedir. Bu durumun Suriye dosyasının geleceği açısından önemli sonuçları olabilir. Özellikle Avrupa başkentleri gibi uzun süredir Şam yönetimiyle doğrudan ilişki kurmaktan çekinen aktörler açısından bu yaklaşım örnek teşkil edebilir.

Trump’ın çağrısı, Türkiye öncülüğünde başlatılan “beşli iş birliği mekanizması” ile örtüşen bir anlayışa da işaret etmektedir. Türkiye, Suriye, Irak, Ürdün ve Lübnan’ı kapsayan bölgesel mekanizma, DEAŞ ile mücadelede daha koordineli bir güvenlik mimarisi kurulmasını amaçlamaktadır. ABD’nin hapishanelerin sorumluluğunu Şam’a devretme niyeti, söz konusu mekanizmanın sahada işlerlik kazanmasına doğrudan katkı sunacaktır. Bu gelişme aynı zamanda ABD’nin artık bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesini teşvik ettiğini ve sahadaki askerî yükün paylaşılmasına sıcak baktığını göstermektedir. Bu bağlamda Trump’ın açıklaması sadece Suriye’nin iç dengelerini değil aynı zamanda bölgesel güvenlik iş birliği çabalarını da doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olabilir.

DEAŞ hapishanelerinin Şam yönetimine devri hâlinde başta Avrupa ülkeleri olmak üzere vatandaşları Suriye’de tutulan ülkeler artık YPG/PKK ile değil doğrudan Şam ile muhatap olmak zorunda kalacaktır. Bu durum YPG/PKK’nın DEAŞ militanları kartı üzerinden elde ettiği uluslararası ilgi ve etki alanını önemli ölçüde sınırlandıracaktır. YPG/PKK’nın kendisini bir aktör olarak sunabildiği başlıca zemin olan bu dosya, Suriye hükûmetinin eline geçtiğinde, uluslararası muhataplar nezdinde ağırlık merkezi de kayacaktır. Dolayısıyla bu adım sadece yerel düzeyde değil uluslararası diplomatik denklemde de önemli kaymalara yol açabilir.

Son olarak bu açıklama yeni Şam yönetiminin ülkedeki egemenliğini yeniden tesis etme sürecine güçlü bir uluslararası destek anlamına gelmektedir. Suriye yönetimi açısından, uluslararası meşruiyetin yeniden kazanılması ve devlet otoritesinin ülke geneline yayılması yönünde atılacak her adım büyük önem taşımaktadır. DEAŞ hapishanelerinin kontrolünün devralınması, bu süreçte kritik bir eşik olabilir. DEAŞ hapishanelerinin sorumluluğunun üstlenilmesi hem sembolik hem de fiili anlamda, Suriye devletinin otoritesini yeniden gösterdiği bir alan olarak öne çıkacaktır. ABD gibi uzun süredir Şam yönetimiyle doğrudan temas kurmayan bir aktörün bu tür bir çağrıda bulunması, Suriye yönetimi açısından siyasi ve diplomatik anlamda büyük bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede bakıldığında, Trump’ın DEAŞ hapishanelerine ilişkin açıklaması sadece bir taktik çıkış değil, ABD’nin sahadaki angajmanlarını yeniden gözden geçirdiğinin, Suriye denklemine daha kapsamlı bir stratejiyle yaklaştığının ve bölgesel aktörlerle daha dengeli bir iş birliği arayışına girdiğinin bir göstergesidir. Bu gelişmenin önümüzdeki dönemde ABD-Suriye ilişkilerinin yanı sıra Türkiye’nin güvenlik politikalarını, Avrupa’nın Suriye yaklaşımını ve YPG/PKK’nın ülke içi ve dışındaki konumunu da doğrudan etkilemesi beklenebilir.

Bu görüş yazısı 20 Mayıs 2025 tarihinde Anadolu Ajansı web sitesinde “ABD’nin DEAŞ ile Mücadelede Yeni Ortağı Şam Olabilir mi?” başlığıyla yayımlanmıştır.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar