Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Amerika İçin Hürmüz’ün Jeostratejik Anlamı

İran savaşının ilk ayı tamamlanırken, Vaşington için savaşın akıbeti Hürmüz Boğazı’nda düğümlenmiş gözüküyor. Hürmüz’de ortaya çıkan yeni fiili düzen, Amerika için ciddi bir maliyet üretmiş durumda. Petrol akışı, LNG sevkiyatı, tanker trafiği, sigorta fiyatlaması ve deniz güvenliği bir anda savaşın ikinci cephesi haline geldi. Trump bugün savaştan çekildiğini açıklasa dahi, Körfez’de ortaya çıkan yeni durum geride kolayca bırakılabilecek vaziyette değil. Fakat aynı şekilde, Hürmüz’deki denklemi ABD lehine çevirmenin yaratacağı operasyonun maliyeti ve belirsizliği oldukça yüksek. Bu nedenle Vaşington’ın önündeki karar artık yalnızca askeri değil. Savaşın nasıl biteceği sorusu, Hürmüz’de hangi düzenin kalacağı sorusuyla iç içe geçmiş görünüyor.

İran’ın Dayattığı Hürmüz Rejimi

İran’ın Hürmüz’de dayattığı şey, tam bir kapanmadan çok, geçişi siyasallaştıran ve seçici hale getiren yeni bir fiili rejim oldu. Çatışma öncesinde boğazdan yaklaşık 60’ı petrol tankeri olmak üzere günde 150’nin üzerinde gemi geçerken, savaşla birlikte tanker ve konteyner trafiği keskin biçimde düştü. Açıkta bekleyen gemi sayısı birkaç gün içinde 150’den 200’ün üzerine çıktı. Yüzlerce başka gemi de Hürmüz dışındaki alanlarda yığılmaya başladı. Fiiliyatta boğaz tamamen kapanmasa da ticari akış ciddi ölçüde işlemez hale geldi.

İran, bu baskıyı yalnızca askeri tehdit üzerinden değil, belirsizlik üreterek ve geçişi pazarlık konusu yaparak kuruyor. Bazı diplomatik temaslarda, “hasmane olmayan” gemiler için alan açılabileceği mesajının verilmesi ile yalnızca kendi gemilerinin ve kendisinin izin verdiği gemilerin geçebildiği bir zemin ortaya çıkardı. Diğer bir ifadeyle İran, Hürmüz’ün kontrolünü fiilen ele geçirmiş hale geldi.

Bu yeni rejimin ekonomik sonuçlarını fiyatlama alanında görmek mümkün. Savaş risk sigortaları birkaç gün içinde katlandı ve bazı rotalarda gemi değerinin yüzde 0,25’i seviyesinden yüzde 4’lere kadar çıktı. Bazı sigortacılar kapsamı daralttı, bazıları ise geçişe hiç teminat vermedi. Bu yüzden ortada resmi bir geçiş ücreti olmasa da, fiilen bir savaş primi ve bir boğaz maliyeti ortaya çıktı. Başka bir ifadeyle İran, Hürmüz’deki geçişin üzerine fiili bir maliyet bindirdi. Bu da petrol ve kargo taşımacılığında fiyatları yukarı itti ve boğazı ekonomik olarak yarı işlemez hale getirdi.

Buna ek olarak, İran’dan gelen açıklamalar savaşın maliyetinin kalıcı olarak Hürmüz üzerinden telafi edileceğini ima ediyor. Dolayısıyla İran’ın ortaya çıkan bu fiili durumu kalıcı hale getirmek isteyeceğini tahmin etmek zor değil. Yani savaşın bugün bittiği noktada İran gemi geçişlerinden ücret talep etmeyi kalıcı hale getirebilir.

Amerika için Hürmüz’ün Jeostratejik Anlamı

Vaşington açısından Hürmüz’ün anlamı enerji güvenliğinin ötesine geçiyor. Öncelikle, burada ortaya çıkan fiili düzen, ABD’nin deniz yolları üzerindeki düzen kurucu iddiasını test etmeye başlamış gözüküyor. Zira ABD’nin dünyada 80’in üzerinde ülkede askeri üsse sahip olması da deniz yolları serbestliği konusundaki küresel güvence iddiası ile de yakından alakalı. Dolayısıyla dünya petrol ve petrol ürünleri akışının yaklaşık beşte birinin geçiş yaptığı Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlayamamış olmak Amerika’nın küresel konumunu da sarsacaktır.

Bununla beraber Hürmüz aynı zamanda bir boğaz sınavı haline geldi. Eğer askeri olarak ciddi yara almış bir İran bile bu kadar yüksek maliyet üretebildiyse, bu durum başka boğazlar için de örnek oluşturur. Vaşington açısından Hürmüz’deki fiili düzen kalıcılaşırsa, yalnızca Körfez’de değil, diğer dar boğazlarda da caydırıcılık aşınabilir.

Böyle bir boğazın uzun süreli belirsizlik altında kalması, sadece Körfez ülkelerini değil Avrupa’yı ve Asya’yı da etkileyecektir. Petrol fiyatlarındaki değişim de bunun habercisi. Şimdilik rezervlerin kullanılmasıyla fiyatlar belli bir seviyede tutulsa da savaşın uzaması halinde yakıt taleplerinin kısılması beraberinde gerçekleşecektir. Yani ABD için savaşın en büyük maliyetlerinden biri, askeri harcamadan çok küresel enerji ve ticaret düzenindeki kırılma oldu.

İkinci olarak; Hürmüz, ABD’nin küresel güçlerle rekabeti içinde bir kırılma yarattı. Fiyatların artmasıyla birlikte Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle ihtiyaç duyduğu petrol ve gaz gelirlerini artırabiliyor. Aynı şekilde mevcut arz eksikliği, Rusya’nın yakıt ihracatı üzerinde kısmi bir yaptırım rahatlaması yaratıyor. Amerika uzun vadede Hürmüz’deki fiyatlamanın Rusya lehine devam etmesini engellemek isteyecektir.

Öte yandan, Çin’in enerji ithalatının önemli bir bölümü Hürmüz’e bağımlı. Dolayısıyla ABD’nin böylesi kritik bir akışın geçtiği Hürmüz’ün kontrolünü sağlayamıyor oluşu, Trump’ın elini Xi Jinping ile 14 Mayıs haftasında yapacağı görüşmede de zayıflatacaktır. Mevcut durumda İran, Çin tankerlerinin geçişine izin veriyor gibi görünüyor. Bundan dolayı Çin’in savaşı bitirmek için İran’a baskı yapma ihtimali az. Fakat ABD, bu görüşme öncesinde Hürmüz’deki kontrolü kısmen kendi lehine çevirerek küresel yakıt akışının güvenliğini sağlamak için gerekli maliyeti Çin’e de bölüştürmek ve Çin’in İran üzerindeki baskısını artırmak isteyecektir.

Son olarak, Körfez ülkeleri de Hürmüz’de ortaya çıkan denklemden memnun değil. Savaş öncesine kıyasla yalnızca petrol üretimleri zarar görmedi, aynı zamanda İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolü de artmış oldu. Olası bir ABD çekilmesi halinde İran’ın, Körfez ülkelerinden geçiş güvencesi karşılığında vergi alması yüksek bir ihtimal olarak duruyor.

Özetle, ABD için ideal senaryo İran ile bir anlaşma olacaksa, bunun Hürmüz’deki denklemin kısmen ABD lehine dönmesinden sonra gerçekleşmesi olacaktır. Eğer anlaşma olmazsa, Amerika’nın Hürmüz’de gemi ve tanker geçişlerine güvenlik taahhüdünde bulunup fiyatları indirmesi ve sağladığı bu güvenliğin maliyetini diğer ülkelere bölüştürmesi olacaktır.

Amerika’nın Hürmüz Opsiyonları

Vaşington’un denklemi kendi lehine çevirebilmesi için kapsamlı ve büyük bir askeri operasyona ihtiyacı var. Bu operasyonun bir ayağı, boğazdaki İran sahiline yakın küçük adaları ele geçirmek olacaktır. Diğer ayağı ise İran kıyı şeridi boyunca tam hava hakimiyeti sağlamak, hava önleme harekâtı düzenlemek ve sıralı imha bölgeleri oluşturmak olacaktır. Böylesi bir operasyon, yüksek sayıda hava unsurunu içermek zorunda. Her bir uçağın 30×30 kilometrelik bir alanda tam yetkiyle havada kalması ve hedeflerini merkezden onay almadan vurması gerekecektir. Bu da günlük 500’ün üzerinde tahrip-saatlik bir hava misyonuna tekabül etmektedir. Bu hesaplama yaklaşık olarak, günlük 1700 hedef setinin iki mühimmatla vurulabilmesini varsayıyor. Dolayısıyla ciddi bir savaş uçağının bu askeri operasyon için ayrılması zorunlu hale geliyor.

ABD’nin aynı zamanda İran’ın hava savunması ve hava kuvvetleri üzerinde düzenli baskı sağlaması gerekiyor. İran’ın kıyı şeridinde her türlü füze ve drone kalkış platformunu aktif biçimde vurmanın yanında, gemi geçişlerini hedefleyebilecek mobil gemisavar füze bataryalarını anlık olarak tespit edip vurması gerekiyor. Bu da daimi bir sorti üretme mekanizması ve hızlı bir kill chain kurulması anlamına gelmekte. Bununla beraber ISR kabiliyetlerinin de buna eşlik etmesi ve hedeflerin vurulup vurulmadığı konusunda hızlı bir tespit düzeni kurulması da gerekiyor.

Bu savunma kalkanına ek olarak, gemi geçişlerine saldırı helikopterlerinin de eşlik etmesi zorunlu hale gelecektir. Bu helikopterler, imha bölgelerinden kurtulup hızlı kalkış yeteneğine sahip deniz ve hava dronlarına karşı ek güvenlik sağlamak zorunda. Bununla beraber mayın temizleyicilerin de aktif biçimde görev yapmasını bekleyebiliriz. Son güvenlik halkası olarak ABD’nin donanmasını boğaza taşıyarak muharip yüzey gemilerini elektronik harp kabiliyetleri, gelen füzelere karşı koruma ve yakın silah sistemleriyle tankerleri koruma görevine dahil etmesi gerekecektir. Bu da her bir konvoy geçişi için üç veya dört muharip yüzey gemisinin konvoya eşlik etmesiyle sonuçlanabilir. Bu oranlar olası Hürmüz operasyonunun ivmesine göre değişebilir.

ABD’nin Hürmüz operasyonu için tanker geçişlerine vermesi gereken sinyallerden birisi de operasyona dair ciddiyetiyle alakalı. Günlük olarak geçmesi gereken tanker sayısına kısmi bir güvence ile başlayarak bu tanker akışına güvenlik taahhüdünde bulunarak, sigorta şirketlerine mesaj vermeyi hedefleyecektir. Bu bağlamda Amerika’nın bölgeye gönderdiği askeri varlıklar bu Hürmüz operasyonuna yeni seçenekler de ekliyor. 82. Hava indirme tümeninin yaklaşık 3-4 bin ek askerin bölgeye sevkiyatıyla beraber ve deniz piyadelerinin bölgeye yığılmasıyla birlikte, kıyı şeridindeki ada hattının güvenliği için bir kara harekatının masada olduğunu gösteriyor. Özellikle boğaz çevresindeki bazı tehdit alanlarını bastırmak kıyı şeridinde güvenlik cepleri yaratmak ve kritik askeri üsleri etkisiz hale getirmeyi hedefleyecektir.

ABD, böylesi bir kara operasyonuyla bölgedeki tüm aktörlere ciddiyetini de sinyallemeyi ummakta. Yukarıda bahsettiğimiz operasyonun maliyetinin oldukça yüksek olduğu açıktır. Dolayısıyla Trump’ın bu operasyonun maliyetini başka ülkelere bölüştürmek isteyeceğini tahmin edebiliriz. Bununla ilgili açık beyanları da bulunuyor. Dolayısıyla kara operasyonu ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelere, ABD’nin Hürmüz konusunda ciddi olduğu mesajını vermek isteyecektir. Zira Körfez ülkeleri savaşın ilk bir aylık süresi boyunca İran’a karşı bir operasyona girişmedi. Bunun en temel sebeplerinden biri, ABD’nin bir anda savaştan çekilebilme ihtimali ve dolayısıyla sonuçlarla kendilerinin karşı karşıya kalma riskiydi. Dolayısıyla ABD’nin sahaya asker indirilmesiyle birlikte Amerika’nın Körfez ülkelerine ciddi bir baskı yapacağını beklemek gerekir.

Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri’nin 350’nin üzerinde savaş uçağına sahip olduğu düşünülürse, Trump bu kuvvetlerin ciddi bir kısmının Hürmüz operasyonunda görev yapmasını isteyecektir. Aynı şekilde BAE’nin de gönderebileceği 50’nin üzerinde savaş uçağının dört imha bölgesinde görev yapması mümkün görünüyor.

Buna ek olarak ABD, Hürmüz operasyonuna paralel olarak İran’a karşı agresif bir ekonomik baskı da oluşturmak isteyecektir. Buna İran tankerlerine el koyma ya da İran’ın petrol çıkış hatlarını daha sert biçimde baskılama ihtimali de dahildir. Harg Adası bu bağlamda öne çıkıyor, çünkü İran petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor. Şu ana kadar bu hedefleri vurmamasının sebebi, küresel piyasaları kontrol altında tutma isteğinden kaynaklanıyor. Fakat Hürmüz operasyonunda ABD istediği geçiş garantisine kavuştuğu takdirde, İran’a maliyet üretmeye yönelecektir. Bunu da İran’ı masaya getirme konusunda bir koz olarak kullanacağını düşünebiliriz.

ABD ve İsrail’in son dönemdeki saldırıları, Hürmüz operasyonuna bir hazırlık olduğunu gösteriyor. Vurulan hedefler, İran’ın olası bir karşı koyma kapasitesini sınırlama amacına dayanıyor. Dolayısıyla şu anda olası bir Hürmüz operasyonuna girişme ihtimali yüksektir. Bununla beraber ABD, yukarıdaki taktiksel opsiyonların birini veya birkaçını birlikte uygulamaya çalışacaktır.

Olası Maliyetler

Bu opsiyonların her biri ciddi riskler ve maliyetler üretiyor. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere, ilk sorun operasyonun kendi maliyeti. Deniz güvenlik koridoru, sürekli hava devriyesi, eskort, füze savunması ve kıyı baskılama görevleri kısa süreli bir operasyon olmaktan çıkıp pahalı bir güvenlik rejimine dönüşebilir.

İkinci sorun ise askeri zayiat ihtimali olarak öne çıkıyor. Bölgeye daha fazla kuvvet yığılması, ABD’nin doğrudan angajman riskini ve dolayısıyla kayıp verme ihtimalini artırıyor. Bu nedenle ABD askeri kuvvetlerinin ciddi zayiatlar verme ihtimali vardır.

Üçüncü risk alanı operasyonun başarısıyla alakalı. Eğer Vaşington Hürmüz’de güvenli geçiş sağlama sözü verir ve bunu sahada güvenilir biçimde gerçekleştiremezse, ortaya yalnızca taktik değil, stratejik bir başarısızlık çıkacaktır. Bu da Trump’ın bu savaşta kendisini Vietnam’da sıkışan Lyndon B. Johnson’ın yerinde bulması anlamına gelebilir.

Bu da dördüncü risk olan savaşın daha fazla uzaması anlamına gelecektir. Hürmüz’de yeni bir düzen kurma çabası, ilk başta sınırlı görünen savaşı yeni bir faza taşıyabilir. Bu durum Trump için içeride ciddi bir siyasi baskı üretebilir. Savaş uzar, petrol fiyatları yükselir, enflasyon baskısı artar ve askeri kayıplar çoğalırsa, Trump’ın istemediği türden bir bataklık tartışması açılabilir. Amerikan siyasetinde başkanların dışarıda başlattıkları sınırlı operasyonların zamanla içeride savunulamaz hale gelmesi yeni bir durum değil. Bu nedenle Hürmüz dosyası, Trump için stratejik olduğu kadar siyasal bir mayın tarlası da oluşturuyor.

Son risk alanı da arzu edilen şekilde müttefikleri maliyeti bölüştürmeye ikna edememek olacaktır. Vaşington, Körfez ülkeleri, Avrupa ve hatta daha geniş bir ortaklar koalisyonu olmadan bu yükü tek başına taşımak istemeyecektir. Ancak müttefikler güvenlik şemsiyesine destek vermekte isteksiz davranırsa (ki şu anda öyle davranıyorlar) hem operasyonun maliyeti büyüyecektir hem de siyasi meşruiyeti aşınacaktır.

Bütün bu maliyetler ve Hürmüz operasyonu ile arzu edilenler göz önüne alındığında, Hürmüz’ün stratejik önemi daha belirgin hale geliyor. Savaşın seyrini belirleyecek olan denklem ABD’nin önümüzdeki haftalarda bu operasyona dair nasıl bir karar vereceği ile alakalı. Her iki ihtimalde de ABD için maliyet yüksek gözüküyor.

ORSAM  asdasd

Abdullah Yasir Atalan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar