Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Azerbaycan-Ermenistan Barışı ve Ortadoğu

Azerbaycan ile Ermenistan arasında uzun yıllardır devam eden ihtilafın çözümünde yeni bir aşamaya geçildiği anlaşılmaktadır. Nitekim taraflar, 8 Ağustos 2025’te Washington’da beklenmedik bir şekilde, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda barış niyetini ortaya koyan ortak bir deklarasyon imzaladı. Akabinde ise taraflarca paraflanmış, 17 maddelik bir barış antlaşması metni yayımlandı. Söz konusu gelişmeler sadece post-Sovyet coğrafyası için değil, Ortadoğu için de dikkate değer bir önem taşımaktadır. İhtilafın barışçıl yollarla sonuçlanması, bölge genelinde siyasi-diplomatik ilişkilerin, ekonomik-ticari iş birliklerinin ve güvenlik alanındaki işlevsel düzenlemelerin önünü açabilecek yeni fırsatlar doğuracaktır. Bununla birlikte deklarasyonda ve antlaşma metninde yer alan hükümlerin uygulanmasında ciddi risklerin mevcut olduğu da göz ardı edilmemelidir.

Bu iki metindeki meseleler, genel itibarıyla üç başlık altında toparlanabilir. Birincisi, taraflar 1991 sınırlarını, birbirinin toprak bütünlüğünü ve siyasi egemenliğini tanımakta, birbirine karşı toprak iddialarından ilelebet vazgeçmekte, sürecin sonunda karşılıklı saygı ve iyi komşuluk temelinde diplomatik ilişkiler de kuracaklarını beyan etmektedirler. ABD de buna şahitlik etmektedir. İkincisi, tarafların, söz konusu ihtilafa dış aktörlerin artık müdahil olmamaları noktasında mutabık kalmalarıdır. Bu çerçevede, arabuluculuk rolünü oynayan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) Minsk Grubu’nun lağvedilmesi kararlaştırılmıştır. Bundan sonra Bakü ile Erivan arasında ilişkilerin düzene sokulması için ortak komisyonlar kurulacak ve sorunlar barışçıl zeminde doğrudan ikili görüşmelerle çözülecektir. Üçüncüsü, taraflar ekonomide, ulaşım yollarının açılmasında ve diğer alanlarda iş birliği yapacaklarını beyan etmişlerdir. “Trump Yolu” adı verilen ve Azerbaycan’ı yeniden Nahçıvan’a bağlaması öngörülen, Ermenistan üzerinden geçecek Zengezur Koridoru’nun işlerlik kazanmasına yönelik kararlı iradenin ortaya konulması, sürecin en belirgin ve somut tezahürü olarak değerlendirilmektedir. Varılan mutabakata göre Zengezur Koridoru’nun işletilmesinde ABD’nin desteği alınacaktır. Bu çerçevede Trump yönetimi her ne kadar izolasyoncu gözükse de ABD’nin, tıpkı “savaş arası dönem”de olduğu gibi dünyadaki ekonomik projelerde daha fazla rol alma iştahının olduğu da söylenebilir.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında tesis edilecek barış hem post-Sovyet coğrafyası hem de Ortadoğu’daki başat aktörler (Türkiye, İran ve diğer bazı ülkeler) açısından yeni imkânlar ve iş birliği zeminleri sunma potansiyeli taşımaktadır. Aslında bu barış, bölgedeki hemen hemen tüm aktörler için faydalı sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir. Öncelikle ihtilafın barışla sona ermesi bölgedeki güvenlik risklerini önemli ölçüde düşürecek ülkeler arasındaki etkileşimleri artıracak ve ekonomik anlamda bölgenin çevre coğrafyalara eklemlenmesini kolaylaştıracaktır. Zengezur Koridoru dâhil tüm ulaşım yollarının açılması, bu eklemlenmeyi hızlandıracaktır. Ulaşım hatlarının kavşak noktasına dönüşecek olan Azerbaycan, doğu-batı ve kuzey-güney arasında kilit mevki elde edecektir. Zengezur Koridoru’nda ilk etapta demir yolu ve otoyolun, akabinde ise muhtemel enerji hatlarının inşa edilmesi, Bakü’nün elini güçlendirecek ve daha bağımsız davranmasını pekiştirecektir. Erivan ise bu süreçte Nahçıvan üzerinden İran’a ve Azerbaycan üzerinden Rusya’ya demir yolu bağlantısı sağlayarak ürünlerini daha etkin ve sürdürülebilir bir biçimde taşıma imkânına kavuşacaktır. Burada Rusya ve İran’ın ayrıca Orta Asya ülkelerinin de Zengezur Koridoru ile yeni bir lojistik hat imkânına ve ulaşım çeşitlendirmesine kavuşacakları aşikârdır. Bu hattın kapasitesinden bağımsız olarak Rusya’nın (demir yolu bağlantısının olmadığı) Ermenistan’a, İran’ın da Karadeniz’e çıkışının bir hayli kolaylaşacağı öngörülebilir. Özellikle Suriye ve Irak gibi Ortadoğu ülkelerinin de buradaki ekonomi-politik paylaşımdan fayda sağlayacakları söylenebilir. Azerbaycan’ın bu sene itibarıyla Suriye’ye doğal gaz sevkiyatına başlaması bu bağlamda zikredilebilir. Coğrafi ve kültürel yakınlık bakımından Körfez ülkelerinin de bu bölgedeki inşaat projelerine ve yeni yatırım olanaklarına ilgi duyacakları tahmin edilebilir. Bu bağlamda Washington buluşmasından önce Azerbaycan ve Ermenistan liderleri arasında gerçekleştirilen son görüşmelerin Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi’de yapılması tesadüfi değildir.

Azerbaycan-Ermenistan barışından Ortadoğu’da en fazla faydayı sağlayacak ülkenin Türkiye olacağı düşünüldüğünden bunu ayrıca değerlendirmek gerekir. Bu süreç suhuletle tamamlanırsa Türkiye diğer tüm ülkelerden daha fazla siyasi-diplomatik, ekonomik-ticari ve de sosyo-kültürel kazanımlar elde edecektir. Azerbaycan-Ermenistan barışı aslında Türkiye-Ermenistan barışı da demektir çünkü son çeyrek asrın da gösterdiği gibi Ankara-Erivan ilişkileri ile Bakü-Erivan münasebetleri arasında doğrusal bir korelasyon söz konusudur. Bu barışın akabinde Ankara-Erivan arasında siyasi-diplomatik ilişkilerin tesis edilmesi ve kapalı kara sınırının açılması, artık bir an meselesidir. Böylece Türkiye, Ermenistan ekonomisine dolaylı değil doğrudan katkılar yapacaktır. Ayrıca Zengezur Koridoru vasıtasıyla Azerbaycan’a ve Hazar Havzası’na ulaşımda, Gürcistan ve İran dışında, yeni bir hat kazanmış olacaktır. Neticede Kafkas ekonomilerinin yanında toplumlarının da Türkiye ile entegrasyonu derinleşecektir. Bunlarla birlikte Azerbaycan-Ermenistan arasında, ABD’nin formel aracılığıyla varılan anlaşmaların sahada uygulanmasında ciddi risklerin olduğu da unutulmamalıdır. Bu riskleri, üç başlık altında ele alabiliriz. Birincisi, mevzubahis metinlerdeki bazı muğlaklıklar ve ABD’nin garantörlüğünün kapsamıdır. Bu çerçevede, Zengezur Koridoru’nun hangi usullerle işletileceği, güvenliğin hangi mekanizmalar aracılığıyla temin edileceği ve ABD’nin bu süreçte üstleneceği rolün ne olacağı hususları, hâlen netlik kazanmamış görünmektedir. Mevcut uzlaşmalara veya koridora yönelik tehditler ortaya çıktığında, ABD’nin nasıl bir garantörlük yapacağı da belli değildir. İkincisi, Ermenistan anayasasında değişiklik yapılması talebi gibi Bakü ile Erivan arasında henüz çözülemeyen bazı pürüzlerin giderilmesinin gerekmesi ve Ermeni iç siyasetindeki gerilimli durumdur. Ermenistan’da yapılması konuşulan anayasa referandumunda istenilen sonuç çıkmazsa nasıl bir yol izleneceği meçhuldür. Ayrıca Haziran 2026’da düzenlenecek parlamento seçimlerinde mevcut Nikol Paşinyan yönetiminin, rövanşist muhalefet karşısında güç kaybı yaşaması veya iktidarı devretmesi, sürecin başlamadan akamete uğraması demek olacaktır. Üçüncüsü ve belki de daha önemlisi ise bölgedeki bazı devletlerin (İran ve Rusya) muhtemel arabozucu tavırlarından kaynaklanacak risklerdir. Washington’da varılan uzlaşmalara İran’dan gelen ilk tepkiler de bu çerçevede dikkat çekicidir. Nitekim İran’ın dini lideri Ali Hamenei’nin dış politika başdanışmanı Ali Ekber Vilayeti’nin Zengezur Koridoru’na ilişkin zehir zemberek açıklamaları, kaygı verici niteliktedir. Vilayeti, söz konusu koridoru ister Rusya ile iş birliği içerisinde isterse de tek başına engelleyeceklerini belirtmiş ayrıca bu hattın “Trump’ın paralı askerlerinin mezarlığına dönüşeceği” yönündeki ifadeleriyle dikkat çekmiştir. Her ne kadar İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, söz konusu koridora ABD askerî güçlerinin konuşlandırılmayacağına dair verilen güvence sonrasında daha ılımlı bir açıklamada bulunmuş olsa da Tahran’ın kaygılarının bütünüyle giderildiğini söylemek mümkün değildir. Aslında tüm bu süreçlerin dışında kalmasından dolayı rahatsız olan Tahran, barış antlaşmalarıyla alternatif ulaşım yollarına kavuşacak Bakü ile Erivan’ın İran’a olan göreceli bağımlılıklarının azalmasından endişe duymaktadır. Özellikle bu süreçlerden sonra (Türkiye’nin tam desteğini alan) Bakü’nün bölgede daha da kritik bir konuma gelmesi ihtimali, Tahran’daki yöneticilerin uykularını kaçırmaktadır. Zira 1991’den beri bağımsız olan Azerbaycan’ın varlığının, bir türlü hazmedilemediği görülmektedir.

Son olarak Rusya’nın bu süreçleri engelleme potansiyelinin yüksek olduğu söylenebilir. Moskova’dan gelen ilk tepkiler, taraflara bölgedeki Rus askerî varlığını ve 2020’de Zengezur Koridoru’na dair yapılan mutabakatı hatırlatmak oldu. Aslında bu koridorun geçtiği hat, yani Ermenistan-İran sınırı (ve dahi Türkiye-Ermenistan sınırı), son Sovyet sınırı addedilebilir. Zira Rus sınır muhafızları Sovyetlerin çöktüğü 1991’den beri buraları hiç terk etmediler. Koridorun işletme sorumluluğunun ABD’ye verilmesi hâlinde, bu süreçte Rus askerlerinin üstleneceği rolün ne olacağı hususu belirsizliğini korumaktadır. Dahası Moskova, Bakü ve Erivan arasında imzalanan, II. Karabağ Savaşı’nı sona erdiren 10 Kasım 2020 tarihli ateşkes bildirgesinde mevzubahis koridorda Rusya’nın Federal Güvenlik Servisinin (FSB) kontrolü sağlayacağı belirtilmişti. Bu arada, Bakü-Erivan arasındaki barış görüşmelerinin (ve dahi Zengezur Koridoru’ndan geçişlere dair uzlaşmaların) önce Rusya aracılığıyla yürütüldüğünü, Şubat 2022’de II. Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Avrupa Birliği’nin bu işi deruhte ettiğini, son olarak da ABD’nin devreye girdiğini hatırlatmak gerekir. Bu süreçlerden dışlanan Rusya’nın post-emperyal sendromla malul karar vericilerinin, neler yapabileceklerini –son üç buçuk yılda taş üstünde taş bırakmadıkları “kardeş” Ukrayna’ya karşı duydukları hıncın sonuçlarına bakılırsa- tahmin etmek zor değildir. Sonuç itibarıyla, Azerbaycan-Ermenistan barışının bölgede her anlamda olumlu etkiler doğuracağının aşikâr olmasıyla beraber, varılan mutabakatların uygulanma noktasında ciddi riskler bulunduğunu ve bu sebeple de temkinli iyimserliği korumanın faydalı olacağı belirtilmelidir.

ORSAM  asdasd

Vügar İmanbeyli

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar