Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Başkan Obama’nın Ankara Ziyareti ve Ortadoğu’da Yeni İşbirliği Vizyonu

Oytun Orhan, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
ABD Başkanı Barack H. Obama, ikili ilişkiler kapsamındaki ilk dış ziyaretini Ankara’ya gerçekleştirerek Türkiye’ye verdiği önemi göstermiştir. Ziyaret her şeyden önce Irak Savaşı sonrası ağır yara alan iki ülke ilişkilerini onarmak açısından önem taşımaktadır. Bunun yanında Obama dönemi dış politika önceliklerine bakıldığı zaman Türkiye nerdeyse bütün bu başlıklarda ya merkezi rol oynamakta ya da bir şekilde tarafı durumundadır. Bu konuların büyük bölümü de Ortadoğu kaynaklı sorunlardır: Irak, Afganistan, İran ve Ortadoğu Barış Süreci. ABD-Irak Güvenlik Anlaşması’nın (SOFA) onaylanmasının ardından Obama 2011 yılına kadar tüm ABD askerlerinin Irak’tan çekileceği taahhüdü vermiştir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Irak’tan güvenli ve sorunsuz bir şekilde çekilme Obama’nın önceliklerindendir. Çekilmenin sorunsuz gerçekleşebilmesi için Türkiye toprakları ve limanlarına ihtiyaç duyulacaktır. Sadece coğrafi olarak değil güvenlik açısından da Türkiye en uygun seçenek olarak öne çıkmaktadır. Obama’nın bir diğer önceliği Afganistan meselesidir. Bu ülkedeki muharip güç sayısını artırmayı planlayan Obama’nın desteğini arayacağı ülkelerin başında NATO’nun tek Müslüman üyesi Türkiye gelecektir. Başkan Bush döneminde geri plana atılan Ortadoğu Barış Süreci de önümüzdeki dönemde çözüme kavuşturulmaya çalışılacaktır. Obama’nın George Mitchell’i Barış Süreci Özel Temsilcisi olarak ataması, iki devletli çözüme sürekli vurgu yapması bu beklentiyi doğurmaktadır. Sorunun çözümünde izlenecek yol da Türkiye’nin bakışına daha yakın bir pozisyondur. İki devletli çözümün savunulması, HAMAS’ı tamamen dışlayan yaklaşımın çözüm getirmeyeceğinin anlaşılması, İsrail-Filistin müzakere sürecinin desteklenmesi, bir yandan Türkiye ile daha yakın işbirliği imkânı doğururken, diğer taraftan da Ankara’ya olan ihtiyacı artırmaktadır. Barış Süreci’nin diğer ayağı olan İsrail-Suriye Barış Görüşmeleri de yeni dönemde ABD’den destek bulabilir. (Bu sefer de yeni İsrail hükümetinin barış görüşmeleri konusunda isteksiz olabileceği gerçeğini hatırlatmak gerekir). Türkiye’nin bu sorunda oynadığı ve oynayabileceği rol çok daha fazla olabilir. Taraflar arasındaki son dolaylı görüşmeler Türkiye arabuluculuğunda yürütülmüştür. Ayrıca Suriye ile son yıllarda sağlanan yakınlaşma, Türkiye’ye Şam üzerinde etkinlik de sağlamıştır. Bütün bunlar Obama yönetimi açısından faydalı araçlar olarak görülebilir. Bunlar dışında Başkan Obama’nın ziyareti ikili ilişkilerin onarılması açısından önemlidir. 1 Mart tezkeresi, “çuval” krizi, işgal sonrasında Türkiye’nin güvenlik kaygılarının dikkate alınmaması, Kuzey Irak merkezli gelişmeler ve PKK’ya karşı etkin bir işbirliği mekanizmasının hayata geçirilememiş olması Türkiye-ABD ilişkilerini gergin bir noktaya taşımıştır. Türk toplumunda ABD’ye duyulan güven ve sempati azalmış, Amerikan karşıtlığının en yüksek olduğu ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Yeni dönem ABD dış politikasında Ankara’nın sahip olacağı öneme karşılık ilişkilerde Irak kaynaklı oluşan tahrifat ilk durak olarak Türkiye’nin seçilmesine neden olmuştur. Bush döneminde iki ülkenin bölgeye bakışındaki farklılıklar ufak çaplı krizlere neden oluyordu. Örneğin hem Türkiye hem de ABD Suriye’nin bölgede yapıcı rol oynamasını savunuyordu. Ancak ABD, Suriye’nin baskı ve izolasyon yoluyla politikalarında değişim sağlanabileceğini düşünürken, Türkiye dışlayıcı yaklaşımın tersi sonuç doğuracağını ve angajman politikasının daha doğru olacağını savunuyordu. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye ile yakınlaşma çabaları Bush yönetiminin eleştirilerine neden oluyordu. Ancak yeni dönemde Obama’nın Ortadoğu sorunlarına yaklaşımı ile Türkiye’ninkiler daha çok paralellik taşıyacak gibidir. Zaten Obama’nın ilk ziyaretini Türkiye’ye yapması bir anlamda son yıllarda Ankara’nın bölgede uyguladığı politikaların onaylandığı anlamını da taşımaktadır. ABD’nin güç kullanımı ve tek taraflılık yerine “yumuşak gücü” ile bölgeye dönüşü, sorunların barışçı çözümünü savunan, arabulucu rol üstlenen Türkiye ile bölgeye bakışın paralelleşmesine ve daha fazla işbirliği olanağının doğmasına neden olacaktır.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar