Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Kerkük Denklemi ve Hükümet Pazarlıkları Arasında KDP’nin Bağdat’taki Siyasî Boykotu

Irak siyasetinde son dönemde yaşanan cumhurbaşkanlığı seçimi, Kerkük vali seçimi ve başbakan adayının belirlenmesi müzakereleri gibi gelişmeler, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) Kürt aktörler arasındaki rekabetin Bağdat’taki güç dengeleriyle nasıl iç içe geçtiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Irak Parlamentosu’nu boykot kararı, görünürde bir seçim krizine tepki olarak görünse de gerçekte cumhurbaşkanlığı seçimi, Kerkük’teki yönetim modeli ve yaklaşan hükümet kurma sürecinde yaşanan dışlanma algısının bir sonucudur. Bu bağlamda söz konusu boykot kararı, KDP’nin hem Bağdat’taki müzakere gücünü yeniden tesis etmeye hem de IKBY içindeki siyasi konumunu korumaya yönelik stratejik bir yeniden konumlanma arayışı olarak okunabilir. Ancak bu hamlenin müzakere gücünü artırıp artırmayacağı Bağdat’taki aktörlerin vereceği tepkiye bağlıdır.

Bağdat’ta dışlanma algısı ve stratejik geri çekilme

KDP’nin Irak Parlamentosu’nu boykot kararı, 11 Nisan 2026’daki cumhurbaşkanlığı seçimine verilen tepki gibi görünse de aslında çok daha derin bir yeniden kalibrasyon stratejisinin parçasıdır. Bu karar, Bağdat’taki güç paylaşımı mekanizmasında KDP’nin sistematik biçimde dışarıda kalma riskine, Kürt iç siyasetindeki rekabetin sertleşmesine ve seçim aritmetiğinin siyasi temsile dönüştürülememesi problemine dayanmaktadır. Dolayısıyla boykot kararı, bir geri çekilmeden ziyade KDP’nin hem Bağdat’ta hem de IKBY içinde kendi pozisyonunu yeniden tanımlama girişimi olarak okunmalıdır. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci bu kırılmayı tetikleyen en önemli unsur olmuştur. Irak siyasal geleneğinde cumhurbaşkanlığı makamı fiilen Kürtlere ayrılmış olsa da bu makamın Kürtler arasında nasıl paylaşılacağı meselesi uzun süredir KDP ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasında rekabet konusudur.

KDP’nin cumhurbaşkanlığı seçim oturumunu boykot etmesine rağmen adayını geri çekmemesi, bu süreci tamamen reddetmek yerine, sürecin meşruiyetini sorgulama ve sonucu tanımama stratejisi izlediğini göstermektedir. Ancak seçim sonucunda KYB adayının Bağdat’taki blokların desteğiyle seçilmesi, KDP açısından önemli bir siyasal mesaj niteliği taşımaktadır. Zira Kürt siyasetindeki temsil üstünlüğü, Bağdat’taki ittifak kapasitesiyle desteklenmediği sürece sonuç üretmemektedir. Benzer bir dışlanma hissi Kerkük’teki dönüşümlü valilik modelinin uygulanması tartışmalarında da ortaya çıkmıştır. KDP hem cumhurbaşkanlığı seçiminde hem de yeni valinin seçildiği Kerkük meselesinde sürecin dışında kalmıştır.  Bu durum partide Bağdat siyasetinde sistematik biçimde dışlanma algısını güçlendirmiştir. Bu iki gelişme birlikte düşünüldüğünde, boykot kararının ani bir tepki olmadığı; aksine, birikmiş bir stratejik sıkışmanın sonucu olduğu anlaşılmaktadır.

KDP’nin yeniden kalibrasyon ihtiyacının en önemli nedeni, Bağdat’ta kurulacak yeni hükümette marjinalleşme ihtimalidir. Burada söz konusu olan, KDP’siz bir hükümet kurulması değildir. Asıl mesele, KDP’nin hükümet içinde hangi ağırlıkta temsil edileceğidir. Irak siyasetinde kilit bakanlıklar üzerinden yürüyen güç paylaşımı dikkate alındığında, özellikle Maliye Bakanlığı veya Dışişleri Bakanlığı gibi stratejik görevler KDP için hayati önemdedir. KDP’nin bu tür kritik bakanlıkları elde edememesi durumunda, daha düşük etki kapasitesine sahip alternatif bakanlıklara yönlendirilmesi söz konusu olabilir. Bu da partinin hem ekonomik hem de siyasi etki alanını daraltacaktır. Bu bağlamda boykot, KDP’nin hükümet kurma sürecine “zayıf bir ortak” olarak değil, “vazgeçilmez bir aktör” olarak girmek istediğinin göstergesidir. Parlamento faaliyetlerinden çekilmek, kısa vadede etkisizleşme riski taşısa da uzun vadede müzakere maliyetini yükselterek müzakere maliyetini artırma potansiyeli taşısa da diğer aktörlerin KDP’siz alternatif düzenlemelere yönelmesi halinde bu hamle, KDP’nin etkisinin daha da azalmasına yol açabilir. KDP burada klasik bir pazarlık stratejisi izlemektedir. Böylece sürece katılımını askıya alarak diğer aktörlerin kendi yokluğunun maliyetini fark etmesini sağlamayı hedeflemektedir. Bununla birlikte bu tür bir stratejik geri çekilme, yanlış hesaplaması durumunda KDP’nin Bağdat’taki karar alma süreçlerinden daha da uzaklaşmasına yol açabilecek bir risk de barındırmaktadır.

Seçim aritmetiği, koalisyon siyaseti ve IKBY’ye yansımalar

KDP’nin karşı karşıya olduğu yapısal sorunlardan biri de seçim aritmetiğini siyasi temsile dönüştürememesidir. KDP, Irak Parlamentosu seçimlerinde bir milyonun üzerinde oy alarak Kürtler içindeki en güçlü aktör olduğunu kanıtlamış olsa da bu sayısal üstünlüğü Bağdat’taki karar alma süreçlerine aynı ölçüde yansıtamamaktadır. Bunun temel nedeni, KYB’nin Şii bloklarla kurduğu stratejik ittifaklardır. Bu ittifaklar sayesinde KYB, sayısal olarak daha zayıf olmasına rağmen Bağdat’ta daha etkili bir pozisyon elde edebilmektedir. Bu durum, Irak siyasetinin doğasına dair önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır. Sayısal gücün tek başına belirleyici olmadığı Irak siyasetinde asıl belirleyici olan, bu gücün nasıl koalisyonlara dönüştürüldüğüdür. KDP, seçim kazanmakta başarılı olsa da bu başarıyı Bağdat’taki çok katmanlı ittifak sistemine yeterince etkili biçimde entegre edememektedir. Boykot kararı, bu yapısal sorunun farkında olunduğunu ve yeni bir stratejik hat arayışına girildiğini göstermektedir.

KDP’nin Bağdat’taki görece zayıf pozisyonu, IKBY iç siyasetini de doğrudan etkilemektedir. Özellikle Yeni Nesil Hareketi ile KYB arasındaki yakınlaşma, KDP’nin IKBY’deki baskın konumunu zorlayabilecek bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Bu iki aktörün oluşturabileceği potansiyel ittifak, sayısal olarak KDP’siz bir hükümet kurmaya yetmese de önemli bir kaldıraç görevi görmektedir. Mevcut tabloda bu blokun hükümet kurabilmesi için yaklaşık 13 milletvekili eksik olduğu görülmektedir. Bu durum, matematiksel olarak KDP’yi vazgeçilmez kılmakla birlikte siyasi olarak daha zor bir pazarlık ortamına itmektedir. Başka bir deyişle KDP mevcut aritmetik içinde kritik bir aktör olmaya devam etse de bu konumun siyasi pazarlık gücüne ne ölçüde yansıyacağı belirsizliğini korumaktadır. Ancak sistem içinde hangi şartlarla yer alacağı artık garanti değildir. Bu belirsizlik, KDP’yi daha agresif bir müzakere stratejisine yöneltmektedir. Parlamentoyu boykot kararı da bu stratejinin bir parçasıdır. KDP hem Bağdat’a hem de IKBY içindeki rakiplerine kendilerinin olmadığı denklemlerin eksik ve sürdürülemez olduğu mesajını vermeyi hedeflemektedir.

Bunlara karşın boykot kararı, KDP’de için çeşitli dezavantajlar da oluşturmaktadır. Boykotun uzaması, KDP’nin karar alma süreçlerinden fiilen dışlanmasına yol açabilir ve Bağdat’taki diğer aktörlerin KDP’siz alternatif koalisyonlar geliştirmesine zemin hazırlayabilir. Daha önemlisi, bu durum KDP’nin IKBY’deki siyasi konumunu da zayıflatabilir. Zira seçmen nezdinde “seçim kazanıp sonuç üretemeyen parti” algısı oluşması, uzun vadede ciddi bir meşruiyet sorununa yol açabilir. Bu noktada en kritik soru, KDP’nin boykot kararından ne zaman ve hangi koşullarda vazgeçeceğidir. Mevcut şartlar, bu kararın kalıcı bir kopuşun aksine geçici bir yeniden konumlanma süreci olduğunu göstermektedir. KDP’nin temel amacı, Bağdat’taki güç paylaşımında daha avantajlı bir pozisyon elde etmektir. Bu hedefe ulaştığını düşündüğü anda, parlamentoya geri dönmesi yüksek ihtimaldir. Bu süreçte KDP’nin müzakerelerden uzak kalması, kısa vadeli karar alma mekanizmalarından dışlanmanın ötesinde yeni güç dengelerinin KDP’siz biçimde kurumsallaşması riskini de beraberinde getirmektedir.

Sonuç olarak KDP’nin boykot kararı, protest bir karar gibi görünse de aslında çok katmanlı bir yeniden kalibrasyon hamlesidir. Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Kerkük meselesinde dışarıda kalma, hükümet kurma sürecinde marjinalleşme riski, seçim başarısının siyasi güce dönüşememesi ve IKBY içindeki yeni ittifak dinamikleri bu hamlenin temel nedenlerini oluşturmaktadır. KDP bu süreçte geri çekilerek değil, pozisyonunu yeniden tanımlayarak güç kazanmayı hedeflemektedir. Büyük olasılıkla bu strateji, belirli kazanımlar elde edildiğinde parlamentoya kontrollü bir geri dönüşle tamamlanacaktır. Aksi bir senaryo, yani boykotun uzun süre devam etmesi, KDP’nin hem Bağdat’ta hem de IKBY’deki siyasi ağırlığını aşındırma riski taşımaktadır. Bu nedenle mevcut gelişmeler, KDP’nin sistemden çıkmak değil, sistemi kendi lehine yeniden şekillendirmek istediğini açık biçimde göstermektedir.

ORSAM  asdasd

Baran Yağarcık

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar