Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Lübnan Ziyareti ve Türkiye-Lübnan İlişkileri

Yrd. Doç. Dr. Veysel Ayhan, Abant İzzet Baysal Üniv. Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Türkiye-Lübnan ilişkilerinin tarihi, Moğol saldırılarını durduran Memlukluların Eyyübileri tahtan indirerek kendi devletini kurmalarına kadar geriye gitmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk önce İsrail, ardından da Suriye’nin Lübnan’daki askeri varlığını çekmesinden sonra Türkiye-Lübnan ilişkilerinde yeni bir dönem açılmıştır. Türkiye-Lübnan ilişkilerinin düşükten yüksek yoğunluklu bir sürece geçmesinde, 12 Temmuz 2006 tarihinde başlayan ve 34 gün süren İsrail-Lübnan Savaşı sırasında Ankara’nın izlediği politikalar ve savaşın ardından Lübnan hükümetine ve Lübnanlı gruplara verdiği askeri, siyasi ve ekonomik destekler etkili olmuştur. 2006 Savaşı’nda İsrail’in saldırılarını sert sözlerle eleştirmekten çekinmeyen Türkiye’nin sorunu uluslararası platformlara taşıma girişimlerinde bulunması Lübnanlı grupların dikkatlerini Türkiye üzerine çekmiştir. Türkiye-Lübnan ilişkileri, savaşın ardından gündeme gelen UNIFIL’in güçlendirilmesi konuları ve Türkiye’nin barış gücüne katkı sağlayabileceğini açıklamasının ardından daha önem kazanmıştır. Eylül 2006 tarihinde TBMM’de Lübnan’a asker gönderilmesini öngören Tezkere kararının tartışıldığı günlerde Başbakan Erdoğan’ın açıkça Türkiye’nin Lübnan krizi karşısında sessiz kalamayacağını ve bunun tarihi bir sorumluluk olarak görüldüğünü ifade etmesi Lübnanlı gruplar açısından dikkat çekici olmuştur.

Türkiye-Lübnan ilişkilerinde rol oynayan bir diğer unsur, 2006 Savaşı’nın sürdüğü günlerde ve savaşın hemen ardından bölgeye gönderilen insani yardımlar olmuştur. Lübnanlı yazar Muhammed Nurettin’in de önemle vurguladığı gibi Şii Lübnanlılar savaşın yıkıntıları arasında kendilerine ilk uzatılan yardım elinin Türklerden geldiğini görünce, büyük bir minnettarlık duymuştur. Kızılay’ın dışında birçok sivil toplum kuruluşunun Lübnan genelinde dağıttığı yardımlar tüm Lübnanlıların Türkiye algılamasında önemli bir etki yapmıştır. Güvenlik sorunlarının yanı sıra Türkiye ayrıca Lübnan’ın yeniden yapılandırılmasında aktif bir rol üstlenmektedir. Türkiye Lübnan’ın yeniden yapılandırılması çerçevesinde 50 milyon dolar insani yardım programlarına destek vermiştir. Türkiye, Lübnan’a verilen insani yardım sıralamasında ilk 15 ülke arasında yer almaktadır. Türkiye ile Lübnan arasındaki ticaret hacmi geçen yılla karşılaştırıldığında v artarak 1 milyar dolara ulaşmıştır. Ülkenin değişik bölgelerinde 5 çocuk parkı ile 41 okul tamamlanmış; 16 yeni okul, 1 rehabilitasyon merkezi ve travma merkezi inşası ise sürmektedir. Bu okulların inşasında mezhepsel ya da bölgesel ayrımcılığa gidilmemektedir. Türkiye ayrıca 2 sağlık kliniğinin yanı sıra yaklaşık 20 milyon dolara mâl olacak ve 500 bin kişinin yararlanabileceği özel bir travma ve rehabilitasyon merkezini inşa etme çalışmalarını sürdürmektedir. Bu bağlamda 2000 sonrası dönemde Türkiye’nin hem bölgesel güçlerin (Suriye, İran ve İsrail gibi) hem de küresel güçlerin (ABD ve AB) amaç ve çıkarlarından bağımsız bir Lübnan politikası geliştirmesi, politikaların uygulanmasında da bölgesel veya mezhepsel bir ayrımcılığa gitmemesi Lübnanlı grupların Türkiye hakkında Fransız işgal dönemiyle oluşturulan, Suriye’nin ve Ermeni topluluğunun faaliyetleriyle daha da derinleşen olumsuz algılamasının değişmesine yol açmıştır.

Türkiye, 2006 Savaşı sonrası 2008 Mayısında Şiiler, Sünniler ve Dürzîler arasında yaşanan iç çatışmaların durdurulması konusunda da hem bölge ülkeleri hem de Lübnanlı gruplar üzerindeki etkisini kullanarak kanlı çatışmaların durdurulması ve sorunun barışçıl yöntemlerle çözümlenmesine katkı sağlamıştır. Katar’da başlayan Lübnanlı grupları uzlaştırma konferansı sırasında Türkiye’nin girişimleri taraflar arasındaki Cumhurbaşkanlığı ve birlik hükümetinin kurulması sorunlarının barışçıl çözümüne ciddi bir katkı sağlamıştır. Cumhurbaşkanlığı sorununun çözülmesinden sonra Türkiye Mişel Süleyman’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi merasimine Katar’la birlikte davet edilen tek ülke olmuştur.

Türkiye-Lübnan ilişkilerinde yaşanan gelişme karşılıklı ziyaretlere de yansımış ve bu çerçevede Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2007 ve 2008’de Lübnan’ı ziyaretinin ardından Kasım 2008 tarihinde Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora ve 21 Nisan 2009 tarihinde de Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetiyle Türkiye’ye ilk resmi ziyaretini gerçekleştiren Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman, 54 yıl aradan sonra Türkiye’yi ziyaret eden ilk Lübnan Cumhurbaşkanı olma unvanını elde etmiştir. Lübnan basınında da önemli bir yer tutan ziyaret esnasında taraflar arasında askeri, ekonomik ve kültürel alanda var olan işbirliğinin geliştirilmesi yönünde birtakım anlaşmalar imzalanmıştır.

Söz konusu ziyaretler 30 Temmuz 2009 tarihinde Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Lübnan’a düzenlediği resmi ziyaretle sürmektedir. Dışışleri Bakanı ziyareti sırasında Meclis Başkanı Nebih Berri, Başbakan Saad Hariri ve Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman’la görüşmüştür. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Lübnan’daki görüşmelerinde taraflar öncelikli olarak iki ülke arasındaki ortak tarih, çıkar ve istikrar anlayışının önemi üzerinde durmuştur. Davutoğlu yaptığı açıklamada ise Türkiye’nin Orta Doğu’daki çatışmalarda taraf olmadığını bir kez daha vurgulamış ve dış politika önceliğinin bölgedeki istikrarsızlık unsurlarının barışçıl yöntemlerle çözümlenmesi, bölgenin istikrarına ve kalkınmasına katkı sağlamak olduğunu ifade etmiştir. Davutoğlu, Türkiye-Lübnan ilişkilerini iki kardeş ülkenin ilişkileri olarak nitelendirmiş ve ilişkilerin geliştirilmesi çabalarının süreceğini ifade etmiştir.

Davutoğlu, Şii Meclis Başkanı Nebih Berri ile yaptığı görüşmede ise Lübnan’ın istikrarının tüm Orta Doğu istikrarını etkilediğini ve bu kapsamda Türkiye’nin tüm Lübnanlı gruplarla iyi ilişkiler kurmaya devam edeceğini açıklamıştır. Meclis Başkanının ardından Başbakan Saad Hariri ile görüşen Davutoğlu, bir kez Türkiye-Lübnan ilişkilerinin iyi olmasının doğrudan Orta Doğu’daki istikrarı etkilediğini vurgulamıştır. Davutoğlu’nun Başbakan Hariri ile görüşmesinde ulusal birlik hükümeti ve Suriye-Lübnan ilişkileri de gündeme gelmiştir. Türkiye’nin ulusal birlik hükümeti kurma sürecini desteklediğini açıklayan Davutoğlu, Suriye-Lübnan ilişkilerine yönelik olarak da Türkiye’nin taraflar arasındaki sorunların barışçıl yöntemlerle çözümlenmesi konusundaki politikalarını sürdüreceğini belirtikten sonra Türkiye, Suriye ve Lübnan’ın geçmişte ve gelecekte ortak kader birliği yaptığını ifade etmiştir. Bu bağlamda bir kez daha Türkiye’nin Suriye-Lübnan ilişkilerinin geliştirilmesinde yapıcı bir rol oynamaya devam edeceği dile getirilmiştir.

Sonuç olarak geçmişten günümüze Türkiye-Lübnan ilişkilerine bakıldığında bazen işbirliği bazen de çatışmacı bir zeminde gelişme gösterdiği görülmektedir. Ancak, 2005 sonrası dönemde Türkiye-Lübnan ilişkilerinin ekonomik, politik ve güvenlik alanında oldukça hızlı bir gelişme süreci yaşadığı görülmektedir. İlişkilerin gelişmesinde birçok faktörün yanı sıra hem Türkiye’nin hem de Lübnanlı toplumsal grupların Türkiye’ye bakışının değişmesi oldukça etkili bir rol oynamıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelecek yıllarda daha da gelişeceği öngörülmektedir. Türkiye-Lübnan ilişkilerinin 2005 sonrası dönemde hızlı bir şekilde gelişme göstermesi doğrudan toplumlar arasındaki ilişkilere de yansımıştır. Genel olarak Lübnanlıların Türkiye algılamasını belirtmek gerekirse, Türkiye’yi ekonomik, askeri ve siyasal olarak bölgenin en önemli aktörlerinden biri olarak görmektedirler. İran ve İsrail’den farklı olarak Türkiye’nin Lübnan’daki iç sorunlar karşısında tarafsız bir dış politika yürüttüğüne yönelik güçlü bir inanç oluşmuştur. Lübnanlı Hıristiyan ve Müslüman grupların Türkiye’nin tarafsızlığına güçlü bir vurgu yapması dikkat çekicidir. Lübnanlı Müslüman gruplar Türkiye’nin büyük bir Müslüman ülke olarak, Lübnanlı Müslüman gruplar arasında yaşanan sorunların çözümüne yardımcı olabilecek yeteneğe ve tarihi birikime sahip olduğunu belirtmektedir. Diğer yandan Hıristiyan unsurlar ise Türkiye’deki mezhepsel olmayan hukuki ve siyasal sistemi, Lübnan’da yaşanan mezhepçi anlayışa ve mezhep içi çatışmalara alternatif olarak görmektedir. Bu çerçevede Lübnanlı grupların Türkiye’nin demokrasi yolunda kat ettiği başarıları takdir ve hayranlıkla izlediklerini ifade etmiştir. Sonuç olarak Lübnanlı toplum liderleri ve politikacıları, Türkiye’nin Lübnan’daki gruplar arasındaki krizlerinin çözümünde, 2006 İsrail-Lübnan Savaşı’nın ardından Lübnan’ın yeniden yapılandırılmasında ve Suriye-Lübnan arasındaki sorunların barışçıl yöntemlerle çözümlenmesinde harcadığı çabaları takdirle karşılamakta ve desteklemektedir. Türkiye-Lübnan ilişkilerinin politik, ekonomik ve toplumsal düzeyde her geçen gün daha güçlü bir şekilde gelişmesi kuvvetle muhtemeldir.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar