Kerkük, Irak siyasetinin en hassas fay hatlarının kesiştiği bir vilayet olarak, demografik çeşitliliği ve tartışmalı idari statüsü nedeniyle istikrar üretimi açısından özel bir konuma sahiptir. 2003 sonrasında şekillenen güç paylaşımı pratikleri, temsil ile demografi arasındaki uyumsuzluğu derinleştirmiş ve yerel yönetimi kalıcı bir rekabet alanına dönüştürmüştür. Bu rekabet alanı ise 16 Nisan 2026 tarihinde Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Mehmet Seman Ağa’nın Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Arap üyelerin desteği ile vali seçilmesi değişmeye başlamıştır. Dolayıyla Türkmen bir valinin göreve gelmesi, bir görev değişiminin ötesinde dönüşümlü valilik modeli üzerinden kurumsallaşabilecek yeni bir güç paylaşımı yaklaşımının parçası olarak alınabilir. Bu çerçevede Türkmen bir valinin olması, Kerkük’te daha kapsayıcı bir yönetim pratiği ve buna bağlı olarak daha sürdürülebilir bir istikrar zemini üretebilir.
Kerkük’ün dengesi
Kerkük, farklı etnik ve mezhepsel kimliklerin bir arada bulunduğu yapısı nedeniyle sıklıkla Irak’ın bir minyatürü olarak tanımlanmaktadır. Vilayet, Türkmenler, Kürtler ve Araplar başta olmak üzere çok katmanlı bir toplumsal kompozisyona sahiptir. Aynı zamanda Kerkük, Irak Anayasasının 140. maddesi kapsamında idari statüsü belirlenmemiş bir vilayettir. Dolayısıyla Kerkük’te yerel yönetim, yalnızca idari bir mekanizma olmanın ötesinde hassas bir güç paylaşım alanı olarak ortaya çıkmaktadır. 2003 sonrasında oluşan siyasi düzende bu denge belirgin biçimde Kürtler lehine şekillenmiştir. Kürt aktörler yaklaşık 16 yıl boyunca valilik makamını elinde tutmuştur. 2017 sonrası dönemde ise Arapların yaklaşık 7 yıl süren vekâleten yönetimi söz konusu olmuştur. Buna karşın Türkmenler, Mehmet Seman Ağa’ya kadar bu görevi üstlenmemiştir.
Kerkük’ün demografik yapısına ilişkin en güvenilir referanslardan biri olan 1957 Irak genel nüfus sayımı, vilayet merkezinde Türkmenlerin yüzde 37, Kürtlerin yüzde 33 ve Arapların yüzde 22 oranında olduğunu göstermektedir. Ancak sonraki on yıllarda yaşanan demografik değişim projeleri, göç hareketleri, güvenlik dinamikleri ve siyasi müdahaleler nedeniyle bu oranlar bugüne doğrudan yansımamıştır. Güncel durumda Türkmen, Kürt ve Arap nüfusunun birbirine daha yakın olduğu, dolayısıyla daha dengeli bir dağılımın oluştuğu söylenebilir. Bu durum, nüfus ile siyasi temsil arasındaki uyumsuzluğu daha görünür hale getirmektedir.
Bu çerçevede valilik makamının Türkmenlere geçmesi, valilikteki görev değişimi olmanın ötesinde temsil dengesizliğinin kısmen onarılmasına yönelik bir adım olarak okunmalıdır. Türkmenlerin yönetimde yer alması, vilayet düzeyinde daha kapsayıcı bir siyasal yapı oluşturma potansiyeli taşımakta ve farklı gruplar arasında daha dengeli bir güç paylaşımına zemin hazırlamaktadır.
Türkmen vali neden seçildi?
7 Ekim sonrasında bölgesel gerilimin artmasıyla birlikte Irak üzerindeki dış baskı belirgin biçimde yükselmiştir. 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından ise bu baskı daha karmaşık bir nitelik kazanmış ve Irak, çatışmanın iki tarafı açısından da dolaylı bir rekabet alanına dönüşmüştür. Hatta Irak’taki farklı hedefler savaşın farklı kampları tarafından askeri olarak vurulmuştur. Bu durum, Irak’taki siyasi aktörlerin pozisyonlarını yeniden kalibre etmeye zorlamıştır. Bazı aktörler merkeze yaklaşırken bazıları daha otonom bir çizgiye yönelmiştir. Siyaset içinde yer alıp milis varlığı olmayan aktörler buradaki merkeze yaklaşma trendini temsil ederken milis varlıkları üzerinden siyasete giren grupların bir kısmı otonomlaşmıştır. Bu süreçte özellikle merkeze yakınlaşan aktörler açısından dengeli ve gerilimi minimize eden bir siyaset izlemek öncelik haline gelmiştir. Dolayısıyla Irak’ta merkezi eğilimleri temsil eden siyasi aktörler sorunların çözülmesi, iş birliği ve uzlaşı zeminini savunmaya başlamıştır.
Kerkük özelinde bu eğilim, yerel düzeyde daha kapsayıcı ve dengeleyici bir yönetim arayışını beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda Kürt siyasi hareketi içinde önemli bir aktör olan KYB’nin ITC’yi desteklemesi, taktiksel bir tercih olmanın dışında değişen bölgesel ve ulusal dengelere verilen bir yanıt olarak değerlendirilebilir. Bu destek, Kerkük’te daha az kutuplaştırıcı ve daha dengeli bir yönetim formülüne yönelimin göstergesi olmuştur. Dolayısıyla KYB, 2023 yılında yapılan Irak Vilayet Meclisi Seçimlerinin ardından dönemin ITC Başkanı Hasan Turan’ın öne sürdüğü dönüşümlü valilik modelini destekleyen bir pozisyona geçmiştir. Zira Turan’ın öne sürdüğü bu model, Türkmenler tarafından daha önce de dile getirilmiştir. Bu bağlamda Turan’ın önerisinin de Türkmen siyasi birikiminin bir yansıması olarak okunabilir.
Bu bağlamda Türkmenlerin ve ITC’nin geçmiş dönem ve halihazırdaki kadrolarının on yıllar süren siyasi girişimleri, uygun konjonktür ile birleşince valilik seçimi Ağa’nın lehine sonuçlanmıştır. Bu nedenle Türkmenler adına ortaya çıkan kazanım, 2003 sonrasında geçen yaklaşık 23 yıl boyunca Türkmenlerin valilik makamında temsil edilmemiş nedeniyle seçimin önemini artırmaktadır. Bu seçim, mevcut siyasi konjonktürden etkilenmesine ek olarak aynı zamanda vilayetteki güç dengesinin yeniden tesis edilmesine yönelik bir adım olarak görülmelidir. Bu çerçevede Türkmen valinin seçilmesi, Kerkük’te daha dengeli bir yönetim yapısının oluşturulmasına yönelik bir eşik olarak değerlendirilebilir. Zira yönetimden dışlanan Türkmenlerin tekrar yönetimde olması ve valilik görevini üstlenmesi Türkmenler açısından son derece önemli bir gelişmedir.
Türkmen vali Kerkük’e istikrar getirebilir
Kerkük’te Türkmen valinin göreve gelmesi, Kerkük’te uzun süredir tartışılan güç paylaşımı meselesine yeni bir model üzerinden yaklaşılmasının mümkün olduğunu göstermiştir. Özellikle dönüşümlü valilik modelinin kabul görmesi, vilayette farklı etnik ve siyasi aktörler arasında daha kurumsallaşmış bir ortak yönetim kültürünün oluşmasına zemin hazırlayabilir. Bu model, valiliğin tek bir grubun kontrolünde kalmasını engelleyerek güç devrini öngörülebilir ve müzakereye açık bir çerçeveye oturtmaktadır.
Dönüşümlü valilik yaklaşımı, fiilen Türkmen, Kürt ve Arap aktörlerin birlikte yer aldığı bir “Kerkük’ü Yönetme İttifakı”nın ortaya çıkmasına işaret etmektedir. Bağdat siyasetinde uygulanan “Devletin İdaresi Koalisyonu” modeli ile benzeşen bu durum, valilik makamını elinde bulundurmayan grupların da fiilen yönetimi üstlenen koalisyon içinde yer almasına dayanmaktadır. Dolayısıyla bu ittifakın tüm bileşenleri kapsayıcı bir şekilde işlemesi, vilayette uzun süredir var olan rekabet ve güvensizlik zeminini kademeli olarak iş birliği zeminine dönüştürebilir. Bu durum, özellikle yerel yönetim kararlarının daha geniş bir mutabakatla alınmasını sağlayarak gerilim üretme kapasitesini sınırlayabilir.
Diğer yandan Türkmenlerin ilk kez valilik görevini üstlenmesi, yalnızca kurumsal değil aynı zamanda algısal düzeyde de bir kırılmaya neden olmuştur. Bu gelişme, Kerkük’te yeni bir başlangıç algısını güçlendirerek geçmiş dönemlere ait dışlanmışlık ve rekabet duygularının yumuşamasına katkı sağlayabilir. Bu tür sembolik eşikler, çok kimlikli ve çatışma geçmişine sahip toplumlarda toplumsal travmaların aşılması ve daha istikrarlı bir siyasal ortamın oluşması açısından önemli bir işlev görebilir. Bu çerçevede Türkmen valinin göreve gelmesi; kapsayıcı yönetim, güç paylaşımı ve algı düzeyinde normalleşme üzerinden Kerkük’te istikrar üretme potansiyeli taşıyan bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
Sonuç olarak Kerkük’te valiliğin Türkmenlere geçmesi; tarihsel temsil dengesizliği, değişen bölgesel konjonktür ve yerel aktörlerin uzlaşı arayışı bağlamında anlam kazanmaktadır. Dönüşümlü valilik modelinin benimsenmesi, farklı kimliklerin yönetime katılımını kurumsal bir çerçeveye oturtarak rekabeti yönetilebilir kılma potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, karar alma süreçlerinde daha geniş mutabakatların oluşmasına katkı sağlayabilir ve güvenlik ile yönetişim alanlarında koordinasyonu güçlendirebilir. Dolayısıyla Türkmen bir valinin seçilmesi, Kerkük’te kapsayıcı yönetim ve algısal normalleşme üzerinden istikrar üretme kapasitesine sahip bir eşiktir.