Kabil’in 15 Ağustos 2021’de düşmesiyle birlikte Taliban’ın “2.0” olarak anılan yeni yönetim süreci başlamış; benzer şekilde 8 Aralık 2024’te Şam rejiminin devrilmesiyle Heyet Tahrir Şam (HTŞ) fiilen iktidarı ele geçirmiştir. Bu iki gelişme, Devlet Dışı Silahlı Aktörlerin (DDSA) yalnızca silahlı çatışma sahasında etkili olmakla kalmayıp, devlet mekanizmaları inşa etme ve siyasi otoriteyi devralma potansiyeline de sahip olduklarını açık biçimde ortaya koymuştur. Her ne kadar bu iki yapı toplumsal, kültürel ve siyasal deneyimler açısından birbirinden farklı tecrübelere sahip olsa da öne çıkan ortak yönlerinden biri toplumsal meşruiyeti sağlama ve sürdürülebilir bir yönetişim inşa etme noktasında benimsedikleri yerelleşme stratejileri olmuştur. Bu iki gelişme, terör örgütlerinin de stratejik planına eklemlenmiş ve özellikle el-Kaide’nin Afrika kıtasındaki yayılma sürecine entegre edilerek bu stratejik yönelimi daha da derinleştirmiştir. Suriye, Irak ve Afganistan sahasında örgütsel faaliyet hususunda engellerle karşılaşan örgüt, hızlı hareket etme kapasitesini kullanarak Afrika sahasına yönelmiştir.
El-Kaide’nin Afrika’daki Kökenleri ve JNIM
El-Kaide’nin Afrika’daki varlığı esasen örgütün kuruluş dönemine kadar uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. Usame bin Ladin’in 1992–1996 yılları arasında Sudan’da yürüttüğü faaliyetler, örgütün kıtadaki ideolojik, finansal ve askerî altyapısının inşasında kritik bir rol oynamıştır. Bu dönemde atılan yapısal temeller yalnızca operasyonel bir zemin sunmakla kalmamış aynı zamanda Afrika’nın, el-Kaide’nin insan kaynağı tedariki ve kadro inşası açısından ilerleyen yıllarda merkezî bir bölgeye dönüşmesine de zemin hazırlamıştır.
2011’deki Arap halk hareketleri sonrasında ise el-Kaide, Afrika kıtasındaki siyasi, ekonomik ve güvenlik boşluklarını ustalıkla değerlendiren stratejik bir yönelim benimseyerek varlığını yeniden yapılandırmıştır. Özellikle Sahel bölgesinde, 2017 yılında Ansaru, el-Murabitun, Macina Kurtuluş Cephesi ve el-Kaide’nin Kuzey Afrika yapılanması olan AQIM (İslami Mağrip el-Kaidesi) gibi grupların birleşmesiyle kurulan Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (JNIM) aracılığıyla örgüt, faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Böylece Irak ve Suriye’de uygulamaya çalıştığı devlet benzeri yapı inşa etme stratejisini Afrika sahasına da taşımıştır. Bu yapılanma sürecini DEAŞ ise DEAŞ-Batı Afrika (ISWAP) üzerinden gerçekleştirmiş; zemin kaybettiği coğrafyadan zemin kazanacağı bölgelere doğru hareket etmiştir. Elbette el-Kaide ile DEAŞ’ın genişlemeyi hedefleyen yerelleşme stratejilerinin çıkarlar temelinde çatışması ve bu durumun silahlı bir rekabete dönüşmesi kuvvetle muhtemeldir.
Dış Aktörlerin Güç Rekabetinde JNIM
JNIM, Mali, Burkina Faso ve Nijer’de özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, Çin ve Rusya arasındaki uluslararası güç mücadelesinin zayıflattığı devlet otoritesinden ve etnik çatışmaların yol açtığı kaostan faydalanarak kabilelerle pragmatik ve çıkar odaklı ittifaklar kurmuş, kontrol ettiği bölgelerde ise yerel yönetim modelleri oluşturmuştur. Buradaki en temel unsur JNIM’in maslahat gereği benimsemiş olduğu pragmatik yayılma ve yerleşme stratejisidir. Bu süreç, el-Kaide’nin yalnızca bir silahlı grup olmaktan çıkarak özellikle Sahel bölgesinde devletleşme potansiyeli taşıyan bir aktör hâline geldiğini göstermektedir. Zira bölgenin etnik ve mezhebi yapısı esasen JNIM’in ideolojik yapısıyla diyalektik bir ilişki içerisindedir. JNIM’in aktif olarak bulunduğu bölgelerde Ticanilik gibi sufi gelenek ve Malikilik gibi Selefilikten uzak temel fıkıh ekolleri yaygındır. Burada esasen kazara (accidental) bir radikalleşme ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Bir başka ifadeyle ideolojik olarak benimsemedikleri bir gruba maslahat gereği veyahut çıkarların uyumu gereği destek verme durumu oluşmuştur.
2025 itibarıyla JNIM’in yaklaşık 6.000 ila 8.000 arasında operasyonel mensuba sahip olduğu tahmin edilmektedir. Arap halk hareketleri öncesinde el-Kaide bağlantılı grupların toplam üye sayısının 1.000’in altında olduğu göz önünde bulundurulduğunda JNIM’in ulaştığı mevcut kapasite ve potansiyel çok daha net bir biçimde anlaşılacaktır. Bu örgüt üyeleri Sahel bölgesinde özellikle Mali’de Gao, Kidal ve Timbuktu; Burkina Faso’da Soum ve Oudalan, Nijer’de Tillabéri gibi bölgelerde gözenekli yapıları doldurarak ilerlemektedir. Bu bölgede JNIM ideolojik katılığın ötesine geçerek Afrikalılaşma stratejisi uygulamakta adeta Afrika’nın kültürel kodlarına kristalize olmaktadır. Bunu yaparken merkezî yönetim ile herhangi bir nedenden dolayı çatışmaya giren birey ya da kabilelere yönelik açık kapı politikası yürütmekte ve alternatif çözüm için üçüncü yol imkânı sunmaktadır. Bu durum esasen el-Kaideizm stratejisinin iç savaş ve çalışma bölgelerinde sıklıkla başvuru yaptığı bir taraftar toplama stratejisidir. Örneğin, Mali’de Fulani çobanları, devletin yerleşik çiftçileri kayırması ve güvenlik güçlerinin 2023’te Mopti’de düzenlediği bir operasyonda Fulani gençlerinin keyfi olarak gözaltına alması gibi uygulamalar nedeniyle dışlanmıştır. Bu durum JNIM için bir fırsat penceresi yaratmış; etnik aidiyetleri nedeniyle dışlandığını düşünen Fulani gençlerine yönelik yakınlaşma politikası izlenmiş ve nihayetinde Mopti’de Fulani topluluğunu örgüt saflarına katmayı başarmıştır. Bu durum esasen örgütün yerel halkla bütünleşme becerisini ortaya koymaktadır.
JNIM’in Yönetim ve Meşruiyet Stratejileri
JNIM’in devletleşme çabaları, kontrol ettiği bölgelerde alternatif yönetim modelleri ve adalet mekanizmaları inşa etmesiyle somutlaşmaya başlamıştır. Bu durum DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de devlet benzeri bir yapı ilan etmeden önceki evresine benzemektedir. Hatırlanacağı üzere ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından ülkede Şiilerin yönetime egemen olduğu diyalektik bir süreç başlamış her ne kadar Saddam rejiminden kalan unsurlar Baas ideolojisini benimsemiş olsalar da dışlanmışlık hissi ve siyasal marjinalleşme bu grupları DEAŞ saflarına itmiştir. Öte yandan Arap halk hareketleri öncesi oluşan otorite boşluğu ile sonrasında bölgesel fay hatlarının derinleşmesi, DEAŞ’ın devlet benzeri bir model inşa etmesine zemin hazırlayan yapısal kırılmaları beraberinde getirmiştir.
Ortadoğu coğrafyasında bir başkaldırı ideolojisi olarak ortaya çıkan el-Kaideizm benzer toplumsal ve siyasal temeller üzerinden Afrika’da da tarihsel ve kültürel kodlarla örtüşen bir yayılma stratejisi izlemektedir. Özellikle merkezî otoritenin şiddet kullanma ve vergi toplama tekeli gibi devletin temel egemenlik alanlarına karşı yürütülen başkaldırı niteliğindeki faaliyetler, JNIM’i dışlanmış kabileler nezdinde alternatif bir yönetim aktörü hâline getirmektedir. Nitekim Mali’de, merkezî yönetimle uzun süredir sorun yaşayan Tevarikler ve Azawad bölgesindeki geleneksel otoriteler bu bağlamda JNIM ile iş birliğine gitmiş; hatta bazı durumlarda Mali ordusuna yönelik ortak silahlı saldırılar gerçekleştirmişlerdir. Bir başka durum ise 2024’te JNIM’in Burkina Faso’nun Djibo kasabasında pazarlardan aylık 100,000 CFA frangı vergi toplaması ve karşılığında tüccarlara güvenlik garantisi vermesiyle yaşanmıştır. Aynı bölgede örgüt bir sağlık kliniği açarak devlet hastanelerinin çöktüğü bir ortamda halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik faaliyetlerde de bulunmuştur. Mali’nin Menaka bölgesinde ise JNIM, 2023’te alternatif sahra mahkemeleri kurmuş ve bir hırsızlık davasında verdiği el kesme cezasıyla otoritesini pekiştirmiştir.
JNIM tarafından Sahel bölgesinde yürütülen bu uygulamalar örgütün yalnızca silahlı bir grup değil yerel halk nezdinde meşruiyet arayan bir yönetim alternatifi olmaya çalıştığını ortaya koymaktadır. Ancak el-Kaide’nin JNIM aracılığıyla ortaya koyduğu bu strateji ideolojik olmaktan çok pragmatik bir temele dayanmaktadır. Örneğin, Tevarik lideri İyad Ag Ghaly, JNIM’in Mali’deki operasyonlarına destek verirken Tevarik isyanlarının tarihsel mirasını kullanarak örgüte dinî temellerden ziyade etnik bir çekicilik kazandırmıştır. 2024’te Kidal’de Tevariklerin JNIM’e katılması, bu stratejinin başarısını ortaya koymaktadır. Paralel olarak Nijer’in Tillabéri bölgesinde Songhay kabileleriyle kurulan ittifak, JNIM’in uranyum madenlerine yakın alanlarda kontrol sağlamasını kolaylaştırmış, Imouraren madenine düzenlenen bir saldırıda Çinli işçileri hedef almıştır.
Bununla birlikte Fransa’nın Sahel’deki uzun süren varlığı, 2013’teki Barkhane Operasyonu ile güçlenmiş ancak süreç içerisinde ABD ve Fransa arasında NATO’nun varlığı üzerine yaşanan gerimler Afrika’ya taşınmış ve yerel halkın tepkisiyle Fransız güçleri 2022’de Mali’den çekilmek zorunda kalmıştır. Fransa’nın konjonktür gereği bölgede stratejik bir geri çekilme girişimiyle ortaya çıkan silahlı güç boşluğunu bu defa da Rus Özel Askerî Şirketi Wagner Grubu doldurmaya çalışmıştır. Mali’de 2021’den beri faaliyet gösteren Wagner, Moura köyünde sivillerin öldürüldüğü bir operasyon sonucu imajını zedelemiş, JNIM ise bu olayı kullanarak, “yerel halkın koruyucusu” imajını pekiştirmiştir.
Sonuç olarak el-Kaide, Sahel bölgesinde JNIM aracılığıyla yerel gerilimler ve yapısal sorunların yanı sıra uluslararası sistemde yaşanan güç mücadelesinin bölgeye yansımalarından kaynaklanan fırsatlara odaklanarak genişleme sürecine girmiştir. Bu sürecin ilk aşamasını, Afrika’nın kültürel kodlarıyla uyumlu bir yerelleşme stratejisi oluşturmaktadır. Bu stratejiyi hayata geçirirken el-Kaide, tarihsel ve küresel düzeyde oluşturduğu ağlardan ve geçmiş tecrübelerinden etkin biçimde yararlanmıştır. Sürecin ikinci aşamasında ise mevcut yerel huzursuzluklara karşı alternatif bir “üçüncü yol” sunma çabası öne çıkmaktadır. Son aşamada ise alternatif bir devlet mekanizmasının yerel ölçekte portatif bir modelini inşa etme girişimleri dikkat çekmektedir. Ortadoğu’da kısmi kaybettiği örgütsel kapasitesini Sahel’de diriltme ve hatta devletleşme sürecindedir.
Bu noktada sorulması gereken temel soru şudur: JNIM’in Sahel bölgesindeki kapasite artışı, uluslararası bir askerî müdahaleyi zorunlu kılacak bir tehdit düzeyine ulaşmış mıdır? Eğer böyle bir müdahale gündeme gelirse bu operasyon hangi uluslararası aktör tarafından yürütülecektir? ABD mi, Fransa mı yoksa Çin mi? Özellikle Çin’in bölgedeki altyapı yatırımları ve ekonomik çıkarları dikkate alındığında, bu tür yatırımlara yönelik doğrudan bir saldırı durumunda Pekin yönetimi askerî güç kullanmaya yönelir mi? Yoksa Çin, geçmişte Afganistan ve Irak örneklerinde olduğu gibi bu tür gruplarla pragmatik ve çatışmasız bir ilişki kurmayı mı tercih eder?