Giriş
İsrail’in anlaşma kapsamındaki bölgeden çekilmesiyle birlikte Gazze’de girilen zorlu ateşkes süreci, uygulamada yaşanan aksamalarla beraber devam etmektedir. Sürecin en belirgin karakteristiği ise Hamas, İslami Cihat, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ve diğer grupların sarı hattın gerisindeki çekirdek bölgede otoriteyi yeniden sağlama çabası ve buna yönelik tepkiler olarak nitelendirilebilir. İlk aşamada hayattaki 20 rehineyi teslim eden Hamas, 19 Ekim 2025 itibarıyla da 12 İsraillinin cenazesini teslim etmiştir. Kalan cenazelerin çıkarılması içinse İsrail’in saldırılarında yıkılan binalar ve çöken tünellerde arama yapılması; teknik bilgi, ekipman ve zamana ihtiyaç duyulduğu ifade edilmektedir. Bu iddia, Hamas’ın uğradığı kayıplar, sahadaki mevcut koşullar ve savaşın yıkıcılığı göz önünde bulundurulduğunda makul ve olası bir değerlendirme olarak görünmektedir. Öte yandan İsrail, kendi istihbaratına dayandırdığı bilgilere göre Hamas’ın, geriye kalan cenazelerin en az 10’una erişimi bulunduğunu iddia ederek Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan gelen insani yardımların girişini geciktirmekte ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ertelemektedir. İsrail, buna paralel olarak Türkiye’nin bölgeye gönderdiği yaklaşık 80 AFAD görevlisinin Mısır üzerinden Gazze’ye geçmesine de engel olmuştur ki bu eylemin yalnızca anılan istihbaratla alakalı olmadığı ve siyasi saiklerle gerçekleştirildiği de değerlendirilmektedir. İsrail’in, sarı hattın ötesindeki silahlı muhalif gruplara olan desteği ise anlaşmadaki silahsızlanma talebinin karşılanmasını geciktirecektir. Zira Hamas ve İslami Cihat gibi gruplar silahsızlanırken bu yapıların askerî olarak güçlenmesi, anlaşmada yer alan çekilmenin tamamlanması sonrası dolaylı yollardan bir iktidar değişimi anlamına gelecektir. Keza Gazze’de, Hamas’ın yerini alacak yeni yönetimin bu gruplara karşı nasıl otorite kuracağı belirsizdir.
İlk Aşamanın Seyri ve Sınamalar
Anlaşmanın ilk aşamasının uygulanması esnasında dikkat çeken iki gelişme yaşanmıştır. İlk olarak İsrail, çekilme sınırı olarak belirlenen sarı hat boyunca bazı alanlarda, anlaşmadaki sınırın oldukça gerisine çekilmiştir. Ortaya çıkan bu fark, iddialara göre yer yer 2 km’yi bulmaktadır. Bu durum, bazı İsrailli gazetecilerin iddialarına göre ordu tarafından sansürlenmektedir. Müteakip süreçte İsrail ordusu, “ortaya çıkan haritalardaki çekilme hattının temsili olduğunu ve mevcut durumdaki çekilmenin anlaşmaya uygun olarak gerçekleştirildiğini” açıklamakla yetinmiş ve detay vermekten kaçınmıştır. Bu hamlenin geri planında muhtemel iki husus bulunmaktadır. İlk olarak belirlenen sarı hattın ötesinde, Hamas’a bağlı bazı askerî altyapılarda rehinelerin bedenlerine dair çalışma yapılması gerekliliğidir. İkincisi ise bunun güvenlik gerekçesiyle gerçekleştirilmiş olmasıdır. Zira bu bölgelerdeki tünellerde irtibat sağlanamayan bazı Hamaslıların bulunması ihtimal dâhilindedir. Keza İsrail ordusu, sarı hattın gerisindeki bazı tünellerden çıkan Hamaslılara yönelik (kendi ifadesine göre anlaşma şartlarına uygun olarak) saldırılar düzenlediğini açıklamıştır.
Öte yandan Hamas, bu uygulamaları “iç güvenlik faaliyeti” olarak tanımlamakta; savaş süresince bir kısmının İsrail’le iş birliği yaptığı, bazılarınınsa asayiş olaylarına karışarak yardımları yağmaladığı ve sivillere saldırdığı iddia edilen gruplara karşı sert müdahaleler gerçekleştirmektedir. Bu durum hem Hamas’ın otorite tesisi hem de müteakip süreçte İsrail’le iş birliği eğilimindeki kriminal gruplara karşı caydırıcılığın sağlanması için kullanılmaktadır. Anlaşmada net olmayan bir husus olarak “Uluslararası İstikrar Gücü”nün intikali ve göreve başlamasına kadar geçen süreçte, Hamas’ın kriminal gruplara yönelik faaliyetlerini sınırlayan herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bu durum ABD Başkanı Donald Trump tarafından da teyit edilmiştir. Dahası Gazzeli Kabileler Yüksek Komisyonu Lideri Muhtar Hüsnü Salman Hüseyin el-Mughni de Doğmuş Kabilesi’nin de aralarında bulunduğu gruplara yönelik gerçekleştirilen operasyonlara destek vermektedir. Buna karşılık İsrail, otorite ve asayişin tesisine yönelik bu operasyonların anlaşmanın ihlali olduğunu iddia etmektedir. Trump’ın açıklaması doğrultusunda gelişmelere ilk etapta mutedil yaklaşan ancak kademeli olarak pozisyon değiştiren ABD’den de bu operasyonlara karşı uyarılar gelmeye devam etmektedir.
Sarı Hattın Ötesinde Muhalif Yapıların İnşası Ateşkesi Riske Atmaktadır
İsrail, Hamas’ın Gazze’de yeniden otorite sağlamasını anlaşmanın ihlali olarak nitelendirirken sarı hattın ötesinde, kendi kontrolü altındaki bölgelerdeki grupları silahlandırmaya devam etmektedir. Şu ana kadar iddialara göre beş grup doğrudan İsrail’den teçhizat ve maddi destek almaktadır. Kuzeyde, Beyt Hanun yakınlarında Eşref el-Mansi, Gazze Şehri’nin doğusunda Rami Halas, Han Yunus’ta Hüssam el-Astal ve Refah’ta Yasser Ebu Şebab ön plana çıkan dört isimken bunların Gazze’nin çeperlerinde yayılması stratejik bir faaliyete girişildiği görüntüsü vermektedir. Öte yandan Gazze’nin, anlaşma kapsamında tamamen silahsızlandırılması ve deradikalize olması şartına aykırı olarak bu grupların silahlandırılması da bizatihi anlaşmanın ihlali olarak değerlendirilmektedir. Silahsızlanmanın bütün unsurları içermesi gerektiği, İsrail’in desteklediği veya karşı olduğu şeklinde ayrışan bir uygulamanın pratikte sürdürülemeyeceği açıktır. Hâl böyleyken Hamas ve İslami Cihat gibi yapıların, bu gruplar karşısında silah bırakması zor görünmektedir. Bu manzara ise çok da uzak olmayan bir vadede, Gazze’de bir iç çatışma senaryosu dizaynının gerçekleştirildiği kanaatini güçlendirmektedir. Söz konusu yeni çatışma ise İsrail’in dolaylı olarak ateşkes anlaşmasından meşruiyet devşireceği ve müdahil olacağı bir denklemde gerçekleşebilir.

Ateşkeste Kırılganlık Daha da Belirginleşebilir
Sürecin en belirgin özelliklerinden birisi İsrail’in ateşkesin bozulmasına dair özellikle yaşayan rehinlerin dönüşü sonrasında zayıflayan çekinceleridir. Bu aşamadan sonra İsrail, ateşkesi bozmaya daha meyyal bir görüntü sergilemektedir. Diğer yandan sarı hattın ötesinde yer alan ve hâlen mevcut tünel altyapılarında Hamaslıların bulunması ihtimali ile bu duruma ilişkin olarak anlaşmada herhangi bir çerçevenin belirlenmemiş olması dikkat çekici bir ayrıntıdır. Savaş şartlarında iletişimin koptuğu, büyük oranda bağımsız hareket eden ve tünellerde bulunan birimlerin olası mevcudiyeti, İsrail’in ateşkes sürecinde bunlar üzerinden ahlaki üstünlük ve meşruiyet devşirmesi adına araçsallaştırılabilir. Keza ateşkesin imzalanmasını müteakip Gazze’nin sarı hat ötesinde kalan bölgelerinde, tünellerden çıktığı iddia edilen bazı Hamaslılarla İsrail ordusu arasında çıkan çatışmalara ilişkin yapılan açıklamalar bu çerçeveye oturmaktadır. İsrail ordusu, bu unsurlara yönelik “anlaşmaya uygun olarak” saldırılar düzenlediğini, ateşkesin Hamas tarafından ihlal edildiğini iddia etmektedir.
19 Ekim 2025’te, Refah’ta yaşanan ve daha sonra İsrail Hava Kuvvetleri’nin de dâhil olduğu çatışmalar ise daha istisnai görünmektedir. İsrail tarafının iddiasına göre Refah’ta, tünellerden çıkan Hamaslılar, İsrail ordusuna ait zırhlı bir aracı RPG ile hedef alarak 2 İsrailli askerin ölümüne sebep olmuştur. Buna karşılık İsrail, Refah’ın yanı sıra Gazze’nin iç kesimlerine yönelik hava saldırıları düzenlemiştir. Karşı iddialar ise İsrail ordusunun çalıştığı ve ekseriyetini radikal yerleşimcilerin teşkil ettiği şirketlerden birine bağlı bir aracın, yıkıntılardaki bir el yapımı patlayıcıya çarpmış olduğu şeklindedir. Buna göre İsrail, bu gelişmeyi ateşkesi bozmak için araçsallaştırmaya çalışmaktadır. Ateşkes süreci ise ABD’nin doğrudan müdahalesiyle devam ettirilebilmiştir.
Sonuç
Özellikle ilk fazın tamamlanması sonrasında, müteakip sürece dair yükümlülüklerin uygulanmasında ciddi belirsizlikler söz konusu olmaya devam etmektedir. Bu durum ateşkesin devamlılığı üzerindeki baskıyı artırmaktadır. 20 Maddelik Anlaşma’da yer alan muğlak ifadeler ve düzenleme boşlukları, tarafların sahada attıkları adımlarla kendi lehlerine yorumlanmaktadır. İsrailli rehinelerin cenazelerinin, İsrail saldırıları ile yıkılan yapı ve tünellerde bulunmasından kaynaklı mücbir sebepler dolayısıyla çıkarılmadığı ifade edilmektedir. Her ne kadar bu durum aracılar ve ABD tarafından biliniyor olsa da İsrail’in kendi yükümlülüklerini ertelemek veya yerine getirmemek amacıyla bu zorluğu bir gerekçe olarak öne sürdüğü görülmektedir.
Öte yandan İsrail, Hamas’ın eylemlerinin ateşkesin ihlali olarak nitelendiren söylemlerini ve bu doğrultudaki baskısını artırmıştır. Dahası Gazze’yi çevreleyen bölgelerdeki grupları silahlandırması “Gazze’nin silahsızlandırılması” ifadesiyle yer alan ve kendi taleplerinin temel unsurlarından birini oluşturan anlaşma maddesiyle açık bir çelişki teşkil etmektedir. Bu durum, Hamas ve diğer grupların endişelerini artırmakta ve silah bırakmasını zorlaştırmaktadır. Bu konuda yaşanan erteleme ise İsrail ve ABD tarafından ateşkese uyulmaması olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla daha önce de ifade edildiği üzere Hamas, İslami Cihat ve diğer grupların, İsrail’den destek aldığı iddia edilen alternatif yapılarla çatışması ve İsrail’in de burada pozisyon alması, müteakip süreçte olası ihtimallerden birisidir. Söz konusu çerçeve rehinelerin dönüşü sonrasında İsrail’in manevra alanının genişleyeceği ve Trump’ın dikkatinin Gazze’den kaymasına paralel olarak anlaşmanın uygulanmasının zorlaşacağına dair öngörüleri doğrulamaktadır. Gelinen noktada Türkiye, Katar ve Mısır’ın sürece dair katkısı daha da önem kazanmaktadır.