9/11 terör saldırılarından beri ABD, Ortadoğu'daki belirli ülkelerle süregiden bir savaş halindedir. Bu savaş, son yıllarda, özellikle Obama'nın başkan olmasının ardından, odağında insansız hava araçlarının (İHA) olduğu, iyi organize edilmiş bir terörizmle mücadele stratejisiyle desteklenmektedir. Güvenlik kurumlarından bu konuyla alakalı çok az bilgi kamuoyuyla paylaşılmıştır. Bu konudaki boşluk ise Wikileaks ya da The Intercept gibi ispiyoncu oluşumların sızdırdığı bilgilerle doldurulmaya çalışılmaktadır. Ancak İHA saldırılarına yönelik bütün analizler, üç temel unsura dayanmaktadır: Hukukilik, Ahlakilik ve Etkinlik (HAE). Literatürün büyük bir bölümü neden Obama'nın bu çok sevdiği aracın ne hukuki ne de etkin olduğunu açıklamaya çalışıyor. İHA saldırılarının neden ahlaki olmadığı bir yana, hukuka aykırı olduğunu kanıtlamak ayrıca çok zor. Bu durumda sıklıkla tekrarlanan söylemler, Ortadoğu'da terörizmle mücadelede İHA savaşlarını meşrulaştırmak maksadıyla Obama yönetiminin son yıllarda vurgulamakta olduğu sosyal 'gerçekliği' daha çok güçlendiriyor.
2009'da Nobel Barış Ödülü'nü alırken yaptığı konuşmada Obama savaşın araçlarının barışın korunmasında çok önemli bir rolü olduğunu belirtmiştir. Benzer biçimde, bazı durumlarda devletlerin (bireysel ya da kollektif olarak) kuvvet kullanmayı sadece gerekli değil ahlaki bulabileceğini vurgulamıştır. Bu ifadeyi mevcut gelişmeler ışığında okuduğumuzda Obama'nın terörizm gibi muhtemel tehditlerle mücadelede kuvvet kullanmayı gerekli gördüğünü söyleyebiliriz.
Daha dar kapsamda, son on yılda benzer üç 'güvenlik söylemi' türetildi ve ABD'nin terörizmle mücadele stratejisinde İHA'ların temel araç olarak kullanılmasının söylemsel inşasını gölgede bıraktı. 'Realizm', terörizm, jeopolik -her biri HAE'ye dayanmaktadır- İHA stratejisini ve hukukiliğini Amerikan vatandaşlarına ve tüm dünyaya anlatmak için kullanılmaktadır. Daha da önemlisi tüm bu söylemler, 'öteki'ni, bu bağlamda Amerikan değerlerine rakip olanı, dışlayarak geliştirilmiştir. Obama teröristlerden kaynaklanan tehdidin azaldığını sürekli dile getirmiştir, ancak aslında bu tehdit hala mevcuttur. Örneğin, El Kaide ve bağlıları halen sınır tanımayan ve hiçbir kuralla bağlı olmayan kaçınılmaz bir tehdit olmaya devam etmektedir. 'Öteki'ni böyle tanımlarken, ABD kendi imajını, vatandaşlarını kaçınılmaz tehditlerden içeride Amerikan değerlerine tutunarak dışarıda bunları teşvik ederek koruyan güçlü bir devlet olarak yarattı. Ayrıca yaratılan bu imaj, El Kaide ve bağlılarının akut kişiselleştirilmesine zıt olarak algılanmıştır. Daha açık bir ifadeyle, şayet El Kaide hiçbir kuralı tanımazsa ABD de terörizme karşı iç hukuka ve uluslararası hukuka riayet eden haklı bir savaş başlatmayacaktır. ABD perspektifinden değerlendirecek olursak bütün terör eylemleri, ABD'nin terörizm algısını doğrulamakta ve her iki taraf arasındaki farklılıklardan yola çıkarak sosyal olarak inşa edilmiş gerçekliği desteklemektedir.
Yukarıda belirtildiği üzere, İHA savaşı siyasi söylem üzerinden analiz edilmemiştir. Onun yerine, söylem üç ana unsura odaklanmıştır: hukukilik, ahlakilik ve etkinlik. İlk konuşma, ABD Dışişleri Bakanlığı Hukuk Müşaviri Harold Koh tarafından yapılmış, bunu John Brennan (İç Güvenlik ve Terörle Mücadele Konusunda Başkan Yardımcısı), Jeh Johnson (İç Güvenlik Danışmanı), Eric Holder (Başsavcı) ve Barack Obama'nın kendisi tarafından yapılan konuşmalar izlemiştir. Alanlarında uzman bu kişiler, siyasi söylemleri daha özel söylemlerle değiştirmiş ve meseleyi öyle bir noktaya sürüklemişlerdir ki usule ilişkin söylemlerle İHA savaşının hukuki, ahlaki ve etkin olduğunu iddia etmek mümkün olmuş ve hatta aksini iddia etmek imkânsız hale gelmiştir.
Realist Güvenlik Söylemi
İlk güvenlik söylemi olan 'realizm', temelde ulusal çıkarlar üzerine bina edilmiştir. Simon Dalby'nin de iddia ettiği gibi bu ulusal çıkar doğrudan güvenlikle bağlantılıdır, “potansiyel bir düşmanı başkasının toprak üzerinden anlaşılan alanını işgal etmekten alıkoymak demektir ki bu da fiziki korumayla ilgilidir.” Obama, Mayıs 2013'teki konuşmasında teröristlerin İslam'ın ABD ve Batı ile çatışma halinde olduğuna inandıklarını ve bu nedenle sürekli saldırı halinde olduklarını iddia etmiştir. Sonuç olarak, 2010 ve 2015 tarihli Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde ABD'nin dünyaya nasıl liderlik edeceği tartışılırken vurgulanan temel maksat, ulusal çıkarlar ile Amerikan vatandaşlarının vatanlarında herhangi bir yıkıcı saldırıdan korunmasıdır. Amerikan vatandaşlarının korunması vurgusu, İHA savaşı söylemiyle ilişkilendirildiğinde daha anlaşılırdır. İHA savaşı söylemi, İHA'ların kullanılmasını iç hukukta (Başkana gelecek terör saldırılarını önlemek için uygun ve gerekli kuvveti kullanma yetkisi verilmiştir) ve uluslararası hukukta (BM Anlaşması, ulusal güvenliği yönelik tehditlere karşı meşru müdafaa hakkını korumaktadır.) hukuka uygun hale getirmiştir. El Kaide ve bağlılarının ABD'de başka bir saldırı gerçekleştirmesi ihtimalini düşünerek ve Amerikan vatandaşları arasında bu korkuyu sürekli canlı tutarak, Obama yönetimi ezeli düşmanlarına karşı İHA'ların kullanılmasının gerekli olduğunu güçlü bir biçimde savunmaktadır.
Teröre Karşı Savaş Söylemi
Teröre karşı savaş, ABD'de İHA savaşını tetikleyen ikinci güvenlik söylemidir. Bu söylem, terörizmin muhtemel yayılması ve daha önemlisi, Kitle İmha Silahlarının (KİS) El Kaide gibi terör gruplarının eline geçmesi ihtimaline yönelik bir imaj yaratmıştır. Sonuç olarak, teröristlere karşı korunmanın iç güvenliğin temel sorumluluğu olduğu ileri sürülmektedir. Terörizmin Amerikan vatandaşlarını yayılmacı ideolojiler ve KİS yoluyla tehdit ettiği algısını yaratarak, bu söylem, ulusal güvenlikle ilgili realist söylemi desteklemektedir. Benzer biçimde, böylesi bir tehdit, Ulusal Güvenlik Stratejisinde açık bir şekilde ifade edilmemiş olsa da ABD'ye İHA'lardan gerçekleştirilen gözetleme ve keşif gibi önemli kabiliyetlere artan şekilde yatırım yapma hakkı vermektedir. Ayrıca 'menfur terör eylemleri'ni yakalama yoluyla -Amerikan askerileri için tehlike arz etmesi veya coğrafi koşullar nedeniyle- caydırmanın mümkün olmadığı durumlarda İHA'ların kullanılması tek uygun çözüm olarak görülmektedir.
Jeopolitik Söylem
Jeopolitik, İHA savaşının hukuki, ahlaki ve etkin olduğunun iddia edildiği güvenlik söylemlerine bir önemli boyut katmaktadır. Bu bağlamda, ABD nesne olarak 'öteki'ni Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da uzamsal terimlerle tanımlarken hem uzamsal hem de insani bir dışlama yaratmıştır. Terörizmi güçlendiren unsurlar olarak zayıf hükümetlerin, yaygın şikâyetlerin, şiddet dolu devlet dışı aktörlerin, yoksulluğun, istikrarsızlığın bulunduğu bir bölge imajı yaratarak ABD takdire şayan değerleriyle bölgeye refah ve istikrar getirebilecek bir aktör olarak sunulmaktadır. Hatta bu söylem, Batı'nın Ortadoğu algısına adeta işlemiş olan Ortadoğu ve terörizm arasında bir analojiye neden olmaktadır. Coğrafi bir ayrımın yanı sıra -bizim toprağımız/alanımız ve onların toprakları/alanları- ABD tarafından kullanılan bu söylem, insani dışlamaya -bizim vatandaşlarımız/Amerikan vatandaşları ve ötekiler/teröristler ve bağlıları- neden olmuştur. Dolayısıyla terörle savaş, bir devletten ziyade bireye yöneltilmiştir. Bu şekilde, İHA'ların hedef gözeterek öldürmesi ve bunun masum insanların hayatını kurtardığı şeklinde meşrulaştırılması, bu dışlamayı güçlendirmektedir.
Sonuç olarak, güvenlik söylemi siyaseti üzerinden ABD, terörizmin herkese yönelik bir tehdit ve İHA'ların coğrafi bir sınırlama olmaksızın kullanılmasının bir gereklilik olduğuna ilişkin bir sosyal gerçeklik inşa etmektedir. ABD, terörizmi karanlık taraf olarak sunarak kendisinin takip edilmesi gereken değerlerin ve demokrasinin bir örneği olduğu imajını yaratmıştır. Terörizm, sadece karanlık taraf değildir; aynı zamanda teröristler, kural tanımamaları nedeniyle Amerikan vatandaşları için kaçınılmaz bir tehdittir. Öte yandan ABD, İHA'lar vasıtasıyla ölümcül kuvvet kullanmanın tek seçenek olduğu bazı durumlarda uluslararası hukuk normlarına uyacağını taahhüt ederek ve özel söylemlerle İHA saldırılarının uluslararası hukuk normlarına aykırı olmadığını, hatta Amerikan askerlerinin ve vatandaşlarının hayatını kurtardığı gerekçesiyle ahlaki ve etkin olduğunu ileri sürmektedir.
Bir Şiddet Uygulamasını Meşrulaştırmak
Bu güvenlik söylemi, daha çok şiddeti teşvik eden İHA saldırılarını destekleyerek bir barış uygulamasını meşrulaştırmaktan ziyade bir şiddet uygulamasını meşrulaştırmaktadır. Richard Jackson'ın da belirttiği gibi “Terörizmi kuvvet kullanarak ortadan kaldırılacak başlıca bir askeri tehdit olarak görmek büyük bir hatadır. Terörizm ve şiddet içerikli isyan, siyasi çözüm gerektiren, siyasi bir olgudur.” Bu nedenle, ABD, daha çok teröristin terör örgütlerine katılmasıyla geri tepen 'İHA'laştırılmış' savaşı meşrulaştırmaya odaklanmaktan ziyade özellikle Afganistan ve Irak işgalleriyle sebep olduğu çıkmaza siyasi bir çözüm bulmalıdır.
Bu yazı “İnsansız Hava Aracı Savaşı Söylemi: İnsansız Hava Araçlarını Terörizmle Mücadelenin Temel Aracı Olarak Meşrulaştırmak” başlığıyla Ortadoğu Analiz Dergisi'nde yayınlanmıştır.