Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı, [email protected]
Irak’ta 24 Ekim’de yapılması düşünülen nüfus sayımı beklendiği gibi ertelendi. Planlama Bakan Yardımcısı Mehdi El-Alak Cuma günü bir açıklama yaparak, kabinenin sayım tarihini 5 Aralık 2010’a ertelediğini söyledi. Ancak bu tarihin de daha ileriye ertelenmesi muhtemel gözüküyor. Irak’ta 1957’den bu güne tam anlamıyla sayım yapılabildiği söylemek güç. Çünkü etnik temele dayalı nüfus bilgileri ve bölgesel dağılımı gösteren tek sayım bu. Aslında daha sonraki on yıllarda da sayım yapılmış olsa bile, kamuoyuna duyurulmuş değil. Irak’ta en son nüfus sayımının 1997’de yapıldığı biliniyor. Irak’ın geçmişteki nüfusuna ilişkin tek rakam 1987’de yapıldığı söylenen nüfus sayımında ortaya çıkmış. Buna göre 1987’de Irak’ın nüfusunun yaklaşık 16 milyon olduğu belirtiliyor. Bugün bu rakamın BM gıda karnelerini göre 32 milyonu geçtiği biliniyor. En azından Irak parlamentosundaki her milletvekilinin 100 bin kişi temsil ettiği dikkate alındığında bugün Irak’ın nüfusunun 32 milyonu geçtiğini söyleyebilir. Ancak sayımın ertelenmesi Irak’ın nüfusuyla doğrudan ilgili değil. Ertelemenin daha çok siyasi nedenlerden kaynaklandığı söylenebilir. Zira Irak, “dünya hükümet kuramama rekorunu” dün itibariyle kırmış bulunuyor. Daha önce 1977’de Hollanda’da 207 gün boyunca hükümet kurulamamıştı. Ancak Irak 210. günde de hükümet kurabilmiş değil. Seçimlerden 7 ay geçmesine rağmen hükümetin kurulamadığı bir ortamda sayımın ertelenmesinin çok tartışılır bir tarafı yok. Tartışılması gereken bu süreçte hükümetin neden kurulamadığı. Aslında hükümetin kurulamama nedenleri sayımın ertelenme nedenleri örtüşüyor. Çünkü Irak’ta nüfusu sayımının yapılması hem güç hem de kaynak paylaşımını belirleyecek. Zaten hükümetin kurulamaması da buna dayanıyor. Yani Irak’taki asıl mesele Irak’taki yönetimsel gücün ve kaynakların nasıl paylaşılacağıyla yakından ilgili. Bu paylaşımın da iki temel çıkış noktası olduğu düşünülebilir. Öncelikle Irak’ın iç politik dinamiklerinin tartışmanın temel noktalarından birini oluşturduğu söylenebilir. 2005 yılında Irak’taki tabloya bakıldığında etnik ve dini gruplar kapalı yapılar oluşturmuş ve büyük kamplaşmalar ortaya çıkmıştır. Yani Şii, Sünni ve Kürt grupların ortak tavır benimseyerek siyasete dahil olması, farklı görüş ve isteklerin, grupsal çıkarların gerisine itmiştir. Ancak başat grupların siyasal süreçteki kazanımları, bu başat gruplar içerisindeki farklı fraksiyonları harekete geçirmiş ve 2010 çok partili ve ittifaklı seçimlere sahne olmuştur. Şii, Sünni ve Kürt gruplar dağılarak, farklı ittifaklarla seçime gidilmiş ve bu nedenle de Irak siyasetindeki aktör sayısı artmış, Irak’taki pastanın ortakları da çoğalmıştır. Her grubun bu pastadan daha fazla pay istemesi ve alacağından geriye adım atmaması, ortak noktalardaki uzlaşıyı daha da zorlaştırmıştır. Öte yandan silahlı gücün de yeniden siyasette bir araç olarak kullanılmasının da dengeleri hassaslaştırdığını söylemek mümkündür. Bu hassas dengelerde yapılan pazarlıklarda her şey daha net bir biçimde ortaya konmakta, artık gruplar isteklerini açıkça belirtmektedir. ABD ve İran’ın da desteğini arkasına alan ve seçim sonrası birleştiği Irak Ulusal İttifakını da yanına çekmeyi başaran mevcut başbakan Nuri El-Maliki ile birlikte pazarlığa oturan Sadr Grubu, Irak’taki 34 bakanlığın 6’sının kendilerine verilmesini talep etmektedir. Özellikle ticaret, sağlık, elektrik, petrol, imar bakanlıkları gibi Irak’ın geleceği açısından kritik öneme sahip bakanlıkları talep eden Sadr Grubu, ancak bunlar kendilerine verildiği takdirde Maliki ile hükümet kurmaya yanaşacaklarını açıklamıştır. Diğer taraftan Maliki ile aralarından sorunlar olduğu bilinen Kürt gruplar da Kerkük, Musul’da daha fazla söz hakkı, peşmergelerin bütçesi ve yabancı şirketlerle anlaşma imzalama konusunda taleplerde bulunmaktadır. Bu noktada mevcut haliyle hükümet kurma sürecinde Irak Ulusal İttifakı ile yaptığı anlaşma sonucu 159 milletvekilini elinde bulunduran Maliki’nin, hem bu sayıyı elinde tutabilmek için Sadr’ı ikna etmek hem de yaşanabilecek kopmaları telafi etmek amacıyla da Kürt grupları ikna etmesi gerekebilir. Çünkü Maliki’nin hükümeti kurabilmesi için 163 milletvekiline ihtiyacı vardır. Bu nedenle diğer küçük grupları yanına çekebilecek olsa bile büyük grupların ikna edilmesi önemlidir. Sünni gruplar olmadan bu şekilde kurulacak bir hükümet de sıkıntı yaratabilir. Nitekim yapılan açıklamalara da bakıldığında (gözdağı gibi gözükse de) bunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle iç siyasal denklemdeki taşlar iyi oturmalıdır. Diğer bir nokta ise Irak’taki bölgesel güç mücadelesidir. Bugün Irak’ta ABD-İran mücadelesi yaşanıyor gibi gözükse de, Ortadoğu’daki ülkelerin büyük çoğunluğu, Irak’ta yaşanacakları dikkatle izlemekte ve müdahale etmektedir. Türkiye’nin de son dönemde Irak politikasında oldukça etkili olması, ABD’nin Irak’tan çekilme süreci, Irak’ta yeni bir dengenin oluşmasını tetiklemektedir. Bu yüzden Irak’a komşu ülkeler ve bölge ülkeleri kartlarını yeniden oynamakta, bu nedenle Irak’taki siyasetin denge noktasını bulmasını güçleştirdiği düşünülmektedir. Son olarak Irak’ta bireysel kimliğin kolektif kimliğe dönüştüğü görülmektedir. Yani bireysel hakların geri plana atıldığı, bireylerin ait olduğu toplulukların kolektif haklarının ön plana çıktığını söylemek mümkündür. Bireyselliğin kolektif kimlikle içselleştirildiği, kolektif kimlikle ifade edilen sorunların ise siyasallaştığı değerlendirilmektedir. Buradan hareketle, Irak’taki siyasal sorunlar çözülmeden yapılacak bir nüfus sayımının bir çözüm üretemeyeceği ve hatta daha büyük sorunlara yol açabileceği değerlendirilmektedir.