Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
Irak’ta yaklaşık 8 ay süren tartışmaların ardından Kasım ayında seçim yasasının çıkmasıyla rahat bir nefes alan siyasi ortam, Ocak ayındaki gelişmelerle yeniden sarsılmış gözükmektedir. Irak Bağımsız Seçim Kurulu, seçimlerde aday olan 511 kişinin Baas Partisi ile bağlantılı bulundukları ve Saddam yönetiminin baskı uygulamalarına yardımcı oldukları gerekçesiyle adaylıklarının iptal edildiğini açıklamış ve bu durum yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Öncelikle açıklanan 511 kişi içinde Irak’ın önde gelen Sünni liderlerinden ve Irak Ulusal Diyalog Cephesi Başkanı olan Salih El-Mutlak ile Irak Uzlaşma Cephesi lideri Zafir El-Ani gibi önemli Sünnilerin yer alması ve liste içindeki adaylardan çoğunun önemli Sünni grupların bir araya geldiği eski Başbakan İyad Allavi liderliğindeki Irak Ulusal Listesi’nde bulunması, Allavi’nin Irak’taki yükselen popülaritesine ve Sünnilerin güç kazanmasına karşı bir adım olarak değerlendirilmiştir. Baas Partisi’nin Irak’taki temellerini zayıflatma amacıyla ABD’nin Irak işgalinden sonra kurulan Soruşturma ve Adalet Komisyonu’nun, Başbakanlık genelgesiyle Mart 2008’de çalışmalarının durdurulmasına rağmen, böyle bir liste açıklaması anayasal tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Soruşturma ve Adalet Komisyonu’nun Başkanı olan Ali El-Lami’nin Ammar El-Hekim’in başkanlığını yaptığı Irak İslam Yüksek Konseyi’nin listesinden seçimlere girmesi, açıklanan listenin tarafsızlığına gölge düşürmüştür. Tartışmaların ardından başbakanlıktan yayınlanan yeni bir genelgede, Soruşturma ve Adalet Komisyonu’nun çalışmaları durdurulmasına rağmen kararlarının geçerli olduğunun açıklanması tartışmaları alevlendirmiş ve Allavi ile Sünni grupların seçimleri boykot tehdidine yol açmıştır. Yaşanan gelişmelerin mezhepsel gerginliklere yol açabileceği ve seçimi tehlikeye atabileceği değerlendirmeleri, Irak’tan çekilme sürecine giren ve bu sürecin aksamasını istemeyen ABD’yi tedirgin etmeye başlamıştır. ABD’nin baskılarına rağmen çözülemeyen sorunların, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın sürpriz Irak ziyaretine yol açtığı değerlendirilmektedir. Biden’ın Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin lideri Mesut Barzani’yi ABD ziyaretinden iki gün önce ziyaret etmesi anlamlıdır. Biden 22 Ocak Cuma günü Irak’a yaptığı sürpriz ziyarette, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Irak Başbakanı Nuri El-Maliki, Irak Parlamento Başkanı İyad El-Samarrai ve Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile bir görüşme yapmıştır. Her ne kadar Biden, liste konusu için Irak’a gitmediğini ve bunun Irak’ın iç meselesi olduğunu açıklasa da verilen mesajlar, ABD’nin tedirginliğini ve müdahalesini ortaya koymaktadır. Biden yaptığı açıklamada, sorunun Irak’ın iç meselesi olduğunu, ancak ABD’nin sorunun adil bir şekilde çözüleceğine inandığını dile getirmiştir. Biden’ın Irak ziyareti sonrasında Irak Yürütme Konseyi bir toplantı yaparak, listenin anayasaya dayanılarak hazırlandığını, yine de yeni bir Soruşturma ve Adalet Komisyonu’nun kurulacağını açıklamıştır. Maliki de bir açıklama yaparak, soruna hukuksal ve adaletli bir çözüm bulunacağını dile getirerek, liste probleminin aşılacağı yönünde sinyaller vermiştir. Irak’tan gelen son haberlerde de listede yer alan Salih Mutlak ve beraberindeki bazı kişilerin adaylıklarının yeniden onaylanacağı ifade edilmektedir. Bu noktada listede yer alan 511 kişinin tamamının olmasa da büyük çoğunluğunun adaylıklarının onaylanması beklenmektedir.
Irak’ta seçim sürecine girilmesine ve seçim sistemine ilişkin belirsizliklerin devam etmesine rağmen, bu tarz olayların yaşanması, Irak’ta siyasi pazarlıkları akıllara getirmektedir. Irak’taki her siyasi süreç “pastadan pay kapma” yarışına dönmektedir. Seçim öncesi elde edilecek bütün kozlar öne sürülmekte ve karşı taraf zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Seçim propagandaları, siyasi pazarlıklar üzerinden yapılmakta, seçim sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası kazanımlar üzerinde durulmaktadır. Yani Irak’ta önemli olan seçimlerin sonuçları değil, yapılmış olmasıdır. Zira Irak’ı pazarlıklar sürecinin yönettiği düşünülmektedir.
Irak halen Iraklıların değildir. Irak’ta ABD’nin askeri varlığı devam etmektedir. Bu nedenle Irak başkalarının oyun sahası haline gelmiş, bölgesel ve uluslararası hesaplaşmalar Irak üzerinde yaşanmaktadır. ABD ile İran arasında yaşanan ve Batı ülkeleri ile İsrail’in de rol oynadığı nükleer enerji konusundaki düello ve bölgesel hakimiyet mücadelesi Irak’ta da yaşanmaktadır. Bu noktada, İran üzerindeki nükleer enerji konusundaki baskı ile Irak’taki tansiyonunun paralel seyrettiği değerlendirilmektedir. Yani ABD’nin Irak’tan çekilme süreci, İran’ın bölgesel anlamda faydasına olduğu gibi, ABD’nin Irak’ta bulunmasının da, İran’ın Irak’a müdahalesini kolaylaştırdığı ve ABD’nin gücünün bölünmesine yol açtığı söylenebilir. Zira ABD Irak’ta kaldığı sürece, Afganistan gibi sorunlu bölgelere yoğunlaşamamaktadır. Bu nedenle ABD’nin, Irak’taki kontrolü kaybetmeden Irak’tan çekilmek istediği ifade edilebilir. Sünni grupların seçimlerden men edilmesi veya boykotu, Irak’taki güvenlik kaygılarını yeniden gündeme getirebileceğinden, ABD bu süreç üzerinde hassasiyetle durmaktadır. Seçim yasası sürecinde yaşananlar bu duruma örnek olabilir. Ayrıca 2005 seçimlerindeki tecrübe de halen hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. 2005 Ocak ayında yapılan seçimlere katılmayan Sünni grupların, 2005 Aralık seçimlerine de kısıtlı katılımı, yönetimden yeteri kadar pay alamamalarına neden olmuş, siyasi süreç Sünni grupların dışında geliştikçe, Irak’taki gerginlik artmış ve nihayetinde mezhepsel çatışmalar baş göstermiştir. Bunun farkında olan ABD sürece müdahale ederek şimdilik gerilen ipleri gevşetmiştir. Diğer taraftan Irak’taki Sistani gibi akil adamlar da adayların geri dönüşüne ilişkin yaptıkları açıklamalarla sürecin yumuşamasına zemin hazırlamıştır. Ancak Irak’taki siyasi gerginlik halen üst seviyededir. Irak halen ip üstüde yürüyen cambaz gibidir. En küçük bir denge kaybı, Irak’ın aşağı çakılmasına sebep olabilir.