Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
Irak’ta şiddet eylemleri son hızıyla devam ederken, Türkmenler de bu şiddetten en fazla zarar gören halk olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle başta Tuzhurmatu olmak üzere Kerkük, Telafer ve Musul’da hem Türkmen yerleşimlerine yapılan saldırılar hem de Türkmenler lider, siyasetçi, bürokrat ve iş adamlarına yönelik olarak yapılan suikastlar belirgin bir biçimde artmaya devam etmektedir. 2013’ün Haziran ayından Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkan Yardımcısı Ali Haşim Muhtaroğlu’na yönelik yapılan bombalı saldırı sonucunda hayatını kaybetmesinin ardından, Ağustos ayında da Irak Türkmen Cephesi Musul İl Başkanı Muhammed Ali Efendioğlu ve Musul İl Meclisi’nin Türkmen üyesi Lokman Necim’in konvoylarına saldırı yapılmıştır. Şans eseri olayda yaralanan ya da hayatını kaybeden olmamıştır. Ancak Türkmen yetkililere yapılan saldırılar bununla da sınırlı kalmamıştır. Nitekim 1 Aralık 2013 günü Kerkük’ün Dakuk İlçesine bağlı Tazehurmatu Nahiyesi’nde bir taziyeye giderken Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve Kerkük Milletvekili Erşat Salihi’nin konvoyuna yönelik saldırı düzenlenmiştir. Saldırı, Kerkük’ten Tazehurmatu’ya giden yolun üzerine döşenen mayının uzaktan kumandayla patlatılması sonucu yapılmıştır. Olayda Erşat Salihi’nin korumalarından biri yaralanırken, olayda hayatını kaybeden olmamış, ancak araçlarda maddi hasar meydana gelmiştir. Erşat Salihi’nin aracının zırhlı olması olası bir facianın önüne geçmiştir.
Hem Tuzhurmatu hem de Kerkük’te yapılan saldırılara bakıldığında Türkmen mahallelerinin açık olarak şiddet eylemlerine maruz kaldığı görülecektir. Bilindiği gibi genel olarak Diyala’dan Musul’a kadar neredeyse tüm Türkmen yerleşim yerleri ihtilaflı bölgeler içerisinde kalmaktadır. ihtilaflı bölgeler üzerinde yaşamalarına rağmen Türkmenleri koruyacak ne bir silahlı milis ne de devlet tarafından sağlanan bir güvenlik gücü yoktur. Özellikle son iki yılda Tuzhurmatu’da Türkmen mahallelerinde yaşanan patlamalar sonrası ilçeyi Irak merkezi hükümetinden üst düzey yetkili ve komisyonlar ziyaret etse de Türkmenlerin korunmasına ve Türkmenlerin zararlarının giderilmesine yönelik hiçbir önlem alınabilmiş değildir. Ali Haşim Muhtaroğlu’nun 25 Haziran’da hayatını kaybetmesinden sonra Tuzhurmatu için Irak merkezi hükümeti tarafından bir Türkmen sahva gücünün (hükümet tarafından izinli yerel güvenlik gücü) kurulmasının kararlaştırılmasından sonra böyle bir gücün ortaya çıkmasına rağmen henüz işlerlik kazandığını söylemek yanlış olacaktır. Tuzhurmatu’daki Türkmen halk kendi mahallelerini kendisi korumaya çalışmaktadır. Türkmen sahva gücü kurulmasına rağmen hükümetten yeterli maddi ve siyasi desteği alabilmiş değildir. Bu nedenle bu gücün işlevsiz kaldığı sadece görünüşte bir anlam taşıdığı söylenebilir. Öte yandan Türkmen sahva gücüne özellikle Tuzhurmatu’daki Kürt siyasetçilerin karşı çıktığı bilinmektedir. Daha da ötesinden Irak Kürt Bölgesel Yönetimi sınırları dışında olmasına rağmen Kürt partilere bağlı silahlı güçler Kerkük ve Tuzhurmatu’da etkinlik sağlamaya çalışmaktadır. Böyle bir halk yok olurken Kürt siyasetçilerin Türkmenlerin korunması için böyle bir güce karşı çıkmaları anlamsızdır.
Tüm bu saldırılar Türkmenlerin doğrudan hedef alındığının açık göstergesidir. Bu yıl içerisinde üst düzey Türkmen yetkililere yapılan saldırılar Türkmenlere yönelik şiddetin sistematik bir hal aldığını ortaya koymakta ve Türkmen varlığının hem siyasal hem de demografik etkisinin azaltılmak istendiği düşündürmektedir. Erşat Salihi’ye yönelik yapılan suikastın detaylarına bakıldığında Türkmenlere yönelik sistematik saldırılar yapıldığı daha da iyi anlaşılmaktadır. Bir taziye ziyaretine giderken Erşat Salihi’ye yönelik yapılan bu suikast girişiminin planlı olduğu görülmektedir. Zira Tazehurmatu, Kerkük’ün dışında olan bir nahiyedir ve Erşat Salihi’nin sıklıkla kullanabileceği bir güzargah değildir. Bu nedenle Erşat Salihi’nin takip edildiği ve nereye gideceğinin önceden bilindiği şüphesi ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda Erşat Salihi’ye yönelik bir Türkmen nahiyesi olan Tazehurmatu’da suikast girişiminde bulunulması, Türkmenleri de zan altında bırakmaya yönelik bir harekettir. Böylece Türkmenler de şiddet eylemleriyle ilişkilendirilmeye çalışılmaktadır. Ne olursa olsun hiçbir zaman Türkmenler şiddet eylemlerinin içerisinde yer almamıştır. Özellikle 2003’ten sonra pek çok Türkmen yerleşim yerinde ve Türkmen yetkililere yönelik yapılan saldırılara Türkmenler şiddetle karşılık vermemiş, demokratik hakları çerçevesinde korunma ve zararların tazmini talep edilmiştir. Bunu sağlamak Irak merkezi hükümetinin sorumluluğundadır. Bu sorun sadece Türkmenlerin değil bütün Irak’ın sorunudur. Burada siyasi hesaplaşmaların bir tarafa bırakılıp Türkmen halkın katledilmesine diğer etnik ve dini grupların da karşı çıkması gerektiği düşünülmektedir. Çünkü şiddet karşısında birliktelik sağlanmadıkça bu şiddetin önüne geçilmesi çok zor olacaktır.