Bilgay Duman
Özellikle yaklaşık son bir yıldır süregiden Irak siyasetindeki istikrarsızlık, çekişme ve belirsizlikler yerini uzlaşma çabalarına bırakmış görünüyor. 27 Ağustos 2012 tarihinde Irak Başbakan Nuri El Maliki ile Parlamento Başkanı Usame El Nuceyfi’nin yaptığı görüşme bu açıdan bir milat niteliğinde olabilir. Maliki ile Nuceyfi’nin yaptığı görüşmede tüm görüş ayrılıklarının sona erdirilmesi üzerinde mutabakata varıldığı söyleniyor. Öte yandan Ağustos ayının ilk yarısında da aralarındaki sorunu çözmek amacıyla Bölgesel Kürt Yönetiminden Berham Salih başkanlığındaki bir heyet Bağdat’a gitmiş ve uzun soluklu görüşmeler yapmıştı. Bu diyalog ve uzlaşı çabaları önümüzdeki günlerde de devam edecek gibi görünüyor. Nitekim Nuri El-Maliki yaptığı bir açıklamada, tüm taraflara diyalog çağrısında bulunmuştu. Diyalog ve uzlaşı çabaları Irak için hem siyasi hem de güvenlik açısından oldukça önemli. Çünkü siyasal istikrarsızlık, belirsizlik ve çekişmeler, güvenlik boşluğu yaratıyor ve güvenliği olumsuz yönde etkiliyor. Zira Irak’taki siyasetin doğrudan güvenliği etkileyebilecek düzeyde olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü Irak’ta siyasi grupların hemen hemen birçoğunun askeri birimleri ya da silahlı gruplarla yakınlıkları söz konusudur. Bu yüzden siyasetin güvenliği de istikrarsızlaştırdığı söylenebilir.
Yine de son dönemdeki uzlaşma çabaları, Irak’ın geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle Suriye olaylarının ardından ortaya çıkan iç ve dış dinamiklerin Irak’ı tehdit ettiğini söylemek mümkündür. Bu noktada başta Nuri El-Maliki olmak üzere Irak’taki siyasilerin yumuşama refleksi göstermesi dikkat çekmektedir. Burada özellikle Nuri El-Maliki’de yaşanan politika değişikliği dikkatlerden kaçmamaktadır. Uzun süre Irakiye Listesi, Kürt Listesi ve Sadr Grubunun Nuri El-Maliki’den güvenoyunun çekilmesi için uğraş vermesine rağmen Maliki’yi devirememesi, muhalefetin elini zayıflatırken, Maliki iktidarını güçlendirmiş gözükmektedir. Bu aşamada Maliki’nin muhalefetin üzerine daha fazla gideceği düşünülürken, Maliki’nin tavır değiştirmesinde ve Irak siyasetinin uzlaşı çabaları içerisine girmesinin analiz edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Burada Irak’ın hem iç hem de dış siyasetiyle ilgili faktörlerin etkili olduğunu değerlendirilmektedir. Öncelikle iç politika açısından bakıldığından, Irak merkezi hükümeti içerisinde iç siyasi çekişmelerle birlikte, Irak merkezi hükümeti ve Bölgesel Kürt Yönetimi arasındaki sorunları ve ülkedeki etnik-etnik mezhepsel gerginliğin bir etken olduğu söylenebilir. Zira Maliki her ne kadar muhalefetten rahatsız olsa da siyasi grupların hükümet dışında hareket etmeleri nedeniyle, hükümet işlemez hale gelmekte ve böylece Maliki’nin iktidar gücü de zayıflamaktadır. Bilindiği gibi Irak’ta şimdiye kadar seçimlere giren bütün gruplar (kendilerinin bir itirazı olmazsa) “ulusal uzlaşı hükümeti” adıyla kurulan yönetimlerde yer almış ve seçimlerde kazandıkları oy oranına göre hükümette görev edinebilmiştir. Böyle bir hükümet olgusunun yer aldığı Irak’ta, bütün kesimlerin hükümet içerisinde olması, bir hükümetin daha iyi işleyebilmesi için en önemli şartlardan biri olan muhalefet olgusunu ortadan kaldırmıştır. Yani bütün siyasi grupların hükümet içerisinde yer alması nedeniyle, hükümet dışı bir muhalefetten bahsetmek mümkün değildir. Ancak hükümet dışında muhalefetin olmaması nedeniyle, “hükümet içi muhalefet” ortaya çıkmış ve hükümetteki baskın grubun politikalarından memnun olmayan diğer gruplar hükümet içerisinde muhalefete başlayarak ya hükümetin çalışmaların boykot ederek bakanlar kurulu ve parlamento toplantılarına katılmamış ya da hükümet içerisinde sürekli çekişme içerisinde olmuştur. Bu durum Irak’taki yönetimin istikrarsızlaşmasına ve hükümetin işini yapamaz hale gelmesine neden olmuştur. Bununla birlikte bu durumun siyasi partilerin tavrıyla etnik ve mezhepsel gerginliğe dönüşmesi de hükümeti tehdit eder boyutlara çıkabilmektedir. Bu yüzden gücü siyasal olarak artan ancak yönetimsel bazda istikrarsızlaşan ve azalan Maliki’nin yeniden yönetimini sağlamlaştırmak için çaba harcadığını söylemek mümkündür.
Aynı şekilde Irak merkezi hükümetinin Bölgesel Kürt Yönetimi ile sürekli olarak çekişmesi ve hatta askeri olarak karşı karşıya gelmesinin de Maliki’nin başbakanlığını yaptığı hükümeti zor duruma düşürdüğünü ifade etmek yanlış olmayacaktır. Özellikle petrol gelirlerinin paylaşımı ve petrol anlaşmalarının durumu, idari olarak durumu belirsiz olan vilayet ve ilçeler üzerindeki anlaşmazlık ve silahlı çatışmaya kadar varan gerginlik, Bölgesel Kürt Yönetimi ve Irak merkezi hükümeti arasındaki iç ve dış politikadaki yetki sorunu gibi meselelerdeki uzlaşmaz tavır da Maliki’nin elini zayıflatıyor gibi görünmektedir. Bu nedenle Maliki’nin yumuşama sergilediği düşünülmektedir.
Öte yandan dış politikadaki tutumun da Maliki hükümetini olumsuz yönde etkilediğini söylenebilir. Özellikle Türkiye ile olan gerginliğin yanı sıra, Suriye konusundaki tavrın bu olumsuzluktaki payının büyük olduğu görülmektedir. Irak hükümetinin Suriye’de olayların başladığı Mart 2011’den bu yana Beşşar Esad rejimine siyasi olarak açık destek vermesiyle birlikte Irak hükümetinin Beşşar Esad’la birlikte muhaliflere karşı savaşmak için Suriye’ye giden savaşçılara ve İran’dan Suriye’ye giden silah ve mühimmat taşıyan tırlara izin verdiğine yönelik iddialar, Irak hükümetine yönelik uluslararası tepkilerin artmasına yol açmıştır. Bu tepkiler karşısında Irak hükümetinin geri adım attığını söylemek mümkündür. Nitekim son 2-3 aylık periyot içerisinde Irak hükümetinin sınır kontrolünü arttırmaya çalışmakla birlikte, Suriye konusunda açıklama yapmaktan da geri durması dikkat çekmektedir. Öte yandan Türkiye ile yaşanan gerginliğin de düşürülmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu anlamda Maliki’nin Türkiye ilgili yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin Irak merkezi hükümeti ile daha yakın ilişkiler kurması gerektiğini vurgulaması bir işaret olarak değerlendirilebilir.
Sonuç olarak, hem Irak’taki muhalif siyasi grupların hükümet dışı kalarak bir çıkar elde edemediklerini görmeleri hem de Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin siyasi olarak iç politikada güçlenmesine rağmen yönetimsel gücünü kaybetmeye başlaması, Irak’taki uzlaşma çabalarını ortaya çıkarmış gibi görünmektedir. Burada önemli olanın bu çabaların ne kadar süreceği ve bir sonuca varıp varmayacağıdır. Her şeyden öte bütün iyimser düşüncelere rağmen yaşanan yumuşama ve tavır değişikliğinin bir oyalama taktiği olabileceği de akılda tutulmalıdır. 2013 ve 2014 yılları Irak için son derece kritik yıllar olarak değerlendirilebilir. Zira Irak’ta 2013’te yerel seçimler, 2014’te ise genel seçimlerin yapılması planlanmaktadır. Bu sürece Irak’ın en az zararla girmesi bütün tarafların çıkarına olduğu gibi Irak’ın geleceği için de son derece önemlidir.