Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
20 Mart 2003’te başlayan ABD müdahalesi Irak’ta yeni bir süreci de beraberinde getirdi. Bazı ABD’li yetkililere göre Irak’ta istenen başarıldı. Zira ABD’nin öncelikli olarak Irak’ta iki hedefi vardı. İkincil hedefler arka planda tutulduğunda öncelikle teröre destek sağlayan ve doğrudan tehdit üreten Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi, sonrasında ise seçimle işbaşına gelecek istikrarlı bir iktidarın ortaya çıkarılması ana hedef olarak ifade ediliyordu. Demokrasinin ilk şartı olan ancak tek başına yeterli olmayan seçimler yapılmasına rağmen Irak istikrara kavuşamadı. Federal bir yönetim tarzı benimsendi ve Irak halkının alışık olmadığı bir biçimde iktidar gücü yerelleşti. Yani merkezi yönetimle birlikte, federal bölgeler ve il yönetimleri pek çok konuda özerkliğe kavuştu. Bugün gelinen noktada bu yapı Irak’taki etnik, dini ve mezhebi ayrışmaları körüklerken, coğrafi olarak da fiili bölünmeler ortaya çıktı. Örneğin Musul, Anbar, Selahaddin gibi illerde Sünniler ana güç olurken, Basra, Meysan, Zikar, Babil, Necef, Kerbela, Kadısiye, Muthanna ve Vasit’te Şiiler yönetici konumu tekil olarak ele aldı. Öte yandan Erbil, Süleymaniye ve Duhok’u içerisine alan Irak Kürt Bölgesi de başlı başına bir güç haline geldi. Irak’ta “ulusal birlik hükümeti” olsa da yerel yönetimler üzerindeki ayrışma merkezi yönetime de sirayet etmiş durumdadır. Bu açıdan yerel politika Irak’taki merkez siyaseti de doğrudan etkiler konumdadır. Bu şartlar altında gelişen süreçte 20 Nisan 2013’te yapılması planlanan yerel seçimler de son derece önem kazanmaktadır. 19 Mart 2013’te Irak Bakanlar Kurulu tarafından Musul ve Anbar’daki seçimlerin 6 ay içerisinde yapılmak koşuluyla ertelendiği açıklanmıştır. Bu karar sonrasında diğer vilayetlerde de ertelemeler gelebilir. Ancak seçimlere ilişkin detayların incelenmesi Irak’taki genel siyasetin nasıl şekilleneceğinin anlaşılmasına fayda sağlayacaktır.