Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İran-ABD Çatışmasının Gölgesinde IKBY: KDP ve KYB’nin Konumlanışı

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılarla başlayan çatışmaların bölgesel etkileri kısa sürede hissedilmeye başladı. Bu süreçten en fazla etkilenen ülkelerin başında ise Irak geliyor. Ülkenin yalnızca belirli bir bölgesi değil, kuzeyden güneye uzanan geniş bir coğrafyası hava saldırıları, güvenlik güçleri ile çatışmaya dönüşen protesto gösterileri ve drone saldırıları gibi farklı güvenlik hadiseleriyle çatışmanın etkisini doğrudan yaşıyor. Bu bölgelerden biri de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY). IKBY sınırları içinde ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) kontrolündeki Erbil vilayeti son bir haftadır özellikle İran destekli Iraklı milis grupların drone saldırılarıyla yoğun şekilde hedef alınıyor. Öte yandan hem Erbil’de hem de Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) kontrolündeki Süleymaniye vilayetinde, İran’daki rejim muhalifi Kürt gruplara ait karargâhlar İran tarafından vuruluyor.

Bahsi geçen güvenlik gelişmelerinin yanı sıra, IKBY’nin çatışmaların ortasında siyasi olarak nasıl bir konum alacağı sorusu da gündeme geliyor. Aslında IKBY’deki aktörlerin uluslararası gelişmelerin bölgeye yansımalarına göre pozisyonlarını yeniden değerlendirmesi yeni bir durum değil. Bu süreç yalnızca son bir haftada ortaya çıkmış bir mesele de değil. ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte İran’a yönelik askeri adımların gündeme girmesi, İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında belirginleşen gerilim ve 28 Şubat 2026’dan sonra somutlaşan gelişmeler, IKBY’deki aktörlerin yeni bir stratejik değerlendirme sürecine girmesine yol açtı. Bu nedenle süreci KDP ve KYB ekseninde iki ayrı başlık altında ele almak, ardından IKBY’ye bütüncül bir çerçeveden bakmak hem bölge içi dinamikleri anlamak hem de genel tabloyu değerlendirmek açısından daha sağlıklı bir yaklaşım sunacaktır.

KDP’nin İran ile Gerilimli Dengesi

Mesud Barzani liderliğindeki KDP, IKBY içinde başat aktör konumunda olsa da İran ile en mesafeli ilişkiye sahip taraflardan biri olarak öne çıkıyor. Bu mesafe ve zaman zaman yaşanan gerilimler de yeni değil. 2020 sonrasında İran ile İsrail arasındaki gerilimlerin birçok kez Erbil’e yansıdığı görüldü. Hatta İran, Erbil’de Mossad’a ait unsurlar bulunduğu iddiasıyla[1] kente balistik füze saldırısı dahi düzenledi. Tahran zaman zaman da İran’daki rejim karşıtı Kürt grupların Erbil’de barındırıldığını ileri sürerek bölgeyi hedef aldı. Öte yandan İran destekli milis gruplar da 28 Şubat’tan önceki dönemde Erbil’deki Amerikan üslerine sık sık drone saldırıları düzenledi. Bu tablo, KDP ile İran arasındaki ilişkilerin son yıllarda istikrarlı ve olumlu bir zeminde ilerlemediğini göstermesi açısından yeterli veriyi sunuyor.

KDP, Bağdat’taki merkezi siyasette de İran’a yakın gruplarla aynı siyasi zeminde yer almadı. Nitekim 2021 seçimlerinin ardından, İran yanlısı partileri hükümet dışında bırakmayı hedefleyen bir ulusal çoğunluk hükümeti kurmak amacıyla Mukteda es-Sadr ile ittifak yaptı. Ancak bu girişim sonuçsuz kaldı ve hükümeti kurmayı başaran taraf İran’a yakın Şii Koordinasyon Çerçevesi (ŞKÇ) oldu. Bu sürecin ardından geçen yıllarda KDP, özellikle bazı İran destekli milis gruplar tarafından Barzani yönetiminin Erbil’de İsrail ajanlarını barındırdığı yönündeki suçlamalarla sık sık hedef alındı.

Aslında İran ile KDP arasındaki gerilimi yalnızca İsrail başlığı üzerinden açıklamak yeterli değil. Bunun yanında, KDP’nin ABD ile tarihsel olarak kurduğu güçlü ilişki de İran-KDP ilişkilerindeki mesafeyi belirleyen başlıca unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Nitekim Erbil, 2003 sonrası dönemde Irak’ta ABD yönetimi açısından en güvenli bölgelerin başında geldi. Peşmerge güçlerine uzun yıllardır sağlanan ABD desteği, Erbil’de konuşlu Amerikan üsleri ve hem 2003 öncesinde Saddam Hüseyin rejimine karşı süreçte hem de 2003 sonrasında IKBY’nin özerk bir bölge statüsü kazanmasında Vaşington’un Barzani’ye verdiği destek, KDP-ABD ilişkilerini güçlü bir zemine dayandırmıştır. Bu nedenle KDP’nin İran ile ABD arasında dengeli bir ilişki yürüttüğünden ziyade, ağırlık merkezinin belirgin biçimde ABD’ye yakın olduğu bir ilişki düzeninden söz etmek mümkün. Dolayısıyla ABD ile İran arasındaki gerilimin arttığı her dönem, KDP-İran ilişkilerinde de yeni bir gerginlik dalgasını beraberinde getiriyor. Mevcut çatışma ortamında Erbil’de birçok noktanın hedef alınması da bu açıdan büyük bir sürpriz olarak değerlendirilemez.

28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından Erbil, ağırlıklı olarak saldırı haberleriyle gündeme geldi. Başta Erbil Havalimanı olmak üzere, havalimanı yakınındaki ABD askeri üssü İran destekli milis grupların hedefi oldu. Erbil’deki ABD Konsolosluğu da hedef alınan noktalar arasında yer aldı. Bununla birlikte, geçmiş yılların aksine Erbil doğrudan İran tarafından hedef alınmış değil. Saldırıların büyük ölçüde “Irak İslami Direnişi” adıyla bilinen çatı yapı altında faaliyet gösteren ve İran destekli gölge milisler olarak tanımlanabilecek Saraya Avliya el-Dam gibi gruplar tarafından üstlenildiği görülüyor.

Bundan sonraki süreçte KDP açısından temel kaygılardan biri, ABD ile birlikte IKBY içinde faaliyet gösteren rejim karşıtı Kürt grupları konsolide etmeye yönelik bir girişimin doğrudan İran’ın hedefi hâline gelmesi ihtimali. KDP, her ne kadar İran ile bugüne kadar olumlu bir ilişki zemini kuramamış olsa da Tahran tarafından açık biçimde “hasım” olarak da tanımlanmış değil. Ancak bugüne kadar dolaylı gerilimler üzerinden ilerleyen bu mesafeli ilişki, çatışmaların uzaması ve KDP-ABD ilişkilerinin daha görünür hâle gelmesi durumunda İran’ın daha sert ve doğrudan bir tutum almasına yol açabilir. Bu ihtimal, mevcut tabloda KDP’nin karşı karşıya olduğu en önemli kırılganlıklardan biri olarak öne çıkıyor.

Bu kırılganlığın olumsuz sonuçlarından kaçınmak adına KDP’nin mümkün olduğunca çatışmanın doğrudan tarafı olmaktan uzak durmaya çalışacağı söylenebilir. Bununla birlikte KDP’nin, İran’ın sahadaki güç kaybının seyrini dikkatle izleyerek ABD ile ilişkilerini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmesi de muhtemel görünüyor. Çatışmaların henüz erken aşamasında ve İran’ın misilleme kapasitesinin tam olarak kestirilemediği bir ortamda KDP’nin en azından görünürde İran karşıtı açık bir pozisyondan kaçınması beklenebilir. Ancak bu dengeyi, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde İran’a karşı bir koridor oluşturma yönündeki olası baskısıyla nasıl sürdüreceği önemli bir soru işareti. Bu nedenle KDP, ABD’nin bölgedeki politikalarına bütünüyle karşı çıkamayacak bir konumda olsa da aynı zamanda İran’ın doğrudan hedefi hâline gelmemeye çalıştığı hassas bir denklemin içinde hareket ediyor.

KYB’nin İran ile İlişkileri ve Değişen Bölgesel Denklem

Süleymaniye merkezli KYB, KDP’den farklı olarak İran ile daha yerleşik ilişkilere sahip bir siyasi aktör olarak öne çıkıyor. Bu ilişkiler, özellikle Devrim Muhafızları’nın eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Irak’ta aktif rol oynadığı yıllarda daha da güçlendi ve 2020’de Süleymani’nin ölümünün ardından da büyük ölçüde devam etti. Bununla birlikte ilişkilerin yalnızca kişisel ağlara dayanmadığını da belirtmek gerekir. Süleymaniye’nin İran sınırına yakın coğrafi konumu ve bu konumun yarattığı güvenlik, ticaret ve geçişkenlik dinamikleri, KYB ile İran’daki rejim arasındaki ilişkileri besleyen yapısal faktörler arasında yer alıyor.

KYB’nin İran ile ilişkilerini besleyen temel dinamiklerden biri de Bağdat siyasetinde İran’a yakın siyasi gruplarla kurduğu yakın ilişkilerdir. Özellikle ŞKÇ içindeki aktörlerle KYB ve parti lideri Bafel Talabani arasındaki ilişkiler, KDP’ye kıyasla daha olumlu bir zeminde ilerledi. Bu durum zamanla güvenlik alanına da yansıdı. Nitekim 2020 sonrasında Erbil defalarca İran ve İran yanlısı milis grupların saldırılarına hedef olurken, Süleymaniye benzer ölçekte doğrudan bir askeri tehditle karşı karşıya kalmadı.

Tüm bu ilişki zeminine rağmen KYB, İran’daki rejim ile ilişkileri açısından tarihi bir dönemeçten geçiyor. İran’ın son çatışmalarla birlikte yaşadığı güç kaybı, ABD’nin Irak’taki aktörlere İran ile ilişkilerini yeniden düzenleme yönünde artan bir baskı kurmasına yol açıyor. KYB de bu baskıyla doğrudan karşı karşıya kalan aktörlerden biri. Bu çerçevede KYB’nin, 7 Ekim 2023 sonrasında şekillenen bölgesel süreci ve bu süreç içinde İran’ın giderek zayıflayan konumunu dikkatle okumak zorunda kaldığı söylenebilir. Nitekim KYB, İran ile yakın ilişkilere sahip olsa da aynı zamanda ABD ile temaslarını sürdürebilen bir aktör olmayı başardı. Bu durum, Vaşington’un KYB’yi mutlak ve değişmez bir İran müttefiki olarak görmediğini de ortaya koyuyor. Dolayısıyla mevcut tablo, KYB’nin gerektiğinde pozisyonunu kısmen dönüştürebilmesi açısından belirli bir hareket alanı da yaratıyor.

Bununla birlikte, KYB’nin ABD ile ilişkilerinde bazı önemli sınamalar da bulunuyor. Bunların başında, ABD ve İsrail tarafının İran ile yaşadığı çatışmalarda Süleymaniye hattını İran’a uzanan bir geçiş ve lojistik koridoru olarak kullanma isteği geliyor. Zira Süleymaniye, jeostratejik konumu itibarıyla Irak’ın kuzeyinden İran’a uzanan hat üzerinde kritik bir geçiş noktası. Bu nedenle ABD yönetimi açısından bölgedeki Kürt grupların İran tarafına geçişini kontrol edebilecek başlıca lojistik hatlardan biri olarak görülüyor. KYB’nin bu hatta görünür bir destek sağlaması ise İran ile KYB’yi doğrudan karşı karşıya getirme riskini barındırıyor. Nitekim son günlerde ABD Başkanı Trump’ın Talabani ile yaptığı telefon görüşmesi ve hemen ardından Talabani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile temas kurması gibi diplomatik gelişmeler, KYB üzerindeki baskının arttığını gösteriyor. Bu yoğun diplomatik trafik, KYB’nin içinde bulunduğu tarihsel dönemeç ve hareket alanı arayışını daha da belirgin hâle getiriyor.

Sonuç itibarıyla genel bir çerçeve çizmek gerekirse, ABD-İsrail ile İran arasında başlayan çatışmalar IKBY’de yalnızca güvenlik boyutuyla değil, aynı zamanda siyasi konumlanmalar açısından da yeni bir denge arayışını beraberinde getirmiş durumda. KDP, ABD ile güçlü ilişkilerini korurken İran’ın doğrudan hedefi hâline gelmemek için temkinli bir çizgi izlemeye çalışıyor. KYB ise İran ile yerleşik ilişkilerini sürdürürken, ABD’nin artan baskısı karşısında hareket alanını yeniden tanımlamak zorunda kalıyor. Bu tablo, IKBY içindeki iki ana siyasi aktörün farklı ilişki ağları ve jeostratejik konumları doğrultusunda benzer bir ikilemle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla çatışmaların seyrine bağlı olarak KDP ve KYB’nin atacağı adımlar, yalnızca IKBY’nin iç dengelerini değil, Irak’ın kuzeyinin bölgesel güç mücadelesi içindeki rolünü de belirleyecek önemli bir unsur olmaya devam edecek.

[1] https://english.alarabiya.net/News/middle-east/2024/02/15/Iraqi-Kurdistan-president-hits-out-at-Iran-militias-it-backs

ORSAM  asdasd

Dr. Sercan Çalışkan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar