Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğünde kurulan koalisyon güçlerinin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesiyle ülkedeki siyasi denklemin etnik ve mezhepsel olarak değişmesi, ülkenin üçüncü kurucu unsuru olan Türkmenleri Şii-Sünni ve Kürtlerden sonra dördüncü konuma getirmiştir. Başka bir ifadeyle Türkmenler bu yeni siyasi süreçte sistemin dışında bırakılmıştır. Irak’ın işgali sonrası sadece Baas rejiminin değişmediği aynı zamanda ülkenin toplumsal yapısında ciddi kırılmaların meydana geldiği söylenebilir. Çünkü ABD’nin Irak’ta kurduğu siyasi sistemin etnik ve mezhepsel yapıya bağlı olmasının etkileri toplumsal ve sosyal hayata da yansımaktadır. Bu nedenle Türkmenlerin işgal sonrası Irak’ta karşılaştığı sorunların başında statü eksikliği gelmektedir. 2003’ten bu yana Irak’ta kurulan hükümetlerde Türkmenler sınırlı olarak temsil edilmekle birlikte, Irak’ın yeni siyasi düzeninde etkin bir pozisyon alamamıştır. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün 10 Haziran 2014 tarihinde Musul’u kontrol etmesinin ardından Türkmenler dalgalar halinde göç etmek zorunda kalmıştır. Bu gelişme de Türkmenleri ABD işgali sonrasında ülkede yaşadığı sorunların ötesinde varlık mücadelesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Dolayısıyla IŞİD’in Musul’u kontrol etmesiyle beraber Türkmenlerin yaşadığı insani krizlerin dikkatlice analiz edilmesi gerekmektedir. Zira böyle bir analiz ülkenin geleceğine ilişkin ipuçları taşıması açısından önemlidir.
IŞİD Sonrası Irak’ta Türkmenlerin Sorunları
Türkmenler ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin ardından yaşadıkları coğrafyanın demografik yapısının değiştirilmesi sebebiyle kendi bölgelerinden göç etmek zorunda kalmış ve bu durum ister istemez Türkmen kimliğinin tehlikeli bir süreçten geçmesine sebebiyet vermiştir. İşgalin ardından başta Kerkük sorunu olmak üzere Türkmen bölgelerinin hemen hemen tamamı Bağdat-Erbil ilişkilerinde anayasal bir krize dönüşmüştür. Kerkük'ün demografik yapısının Kürtler tarafından değiştirilmesi Türkmenleri adeta bir varlık mücadelesi vermeye sevk etmiştir. Böylece Irak Anayasasının 140. maddesinin uygulanmasıyla Kerkük’ün üç aşamada (normalleşme, nüfus sayımı ve referandum) Kürt yönetimine bağlanmasının önü açılmıştır. Enerji ve tarım zengini olan Türkmen coğrafyası güvenlik ve göç sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Bütün bu gelişmeler yaşanırken 2014 yılının Haziran ayından bu yana IŞİD'in ilerlemesinden ötürü Musul'un Telafer ilçesi ve civar köyleri, Selahattin iline bağlı Tuzhurmatu, Süleyman Beg, Yengice, Emirli, Bastamlı, Kerkük'e bağlı Tazehurmatu ve Beşir köyü, Diyala'ya bağlı Karatepe, Hanekin, Sadiye gibi Türkmen bölgelerinin savaş sahasına dönüştüğü görünmektedir.
Ayrıca IŞİD'in ilerlediği bölgelerde Türkmenlere karşı katliam ve insanlık dramı olarak nitelendirilecek bir durum söz konusudur. Haziran 2014’ten bu yana 350 binden fazla Türkmen ülke içerisinde göç etmek zorunda kalmış, binlerce Türkmen ise Türkiye’ye sığınmıştır. Irak içerisinde göç etmek zorunda kalan Türkmenler, Kürt yönetimine ve başta Bağdat olmak üzere ülkenin güneyine göç etmiştir. Bu bağlamda IŞİD’in mezaliminden kaçan Türkmenlere karşı bölgesel ve uluslararası toplumun etnik ayrımcılık yaptığı görülmektedir. Musul’a bağlı Yezidilerin yaşadığı Sincar ve Mahmur’un kontrolünün 4 Ağustos 2014 tarihinde IŞİD’e geçmesiyle beraber hem ABD hem de uluslararası toplumun Yezidilerin korunması için verdiği tepki buna örnektir. Nitekim IŞİD kontrolündeki Türkmen bölgelerindeki katliam ve insani krize karşın Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası örgütlerin sessiz kaldığı söylenebilir. Yaklaşık 20 bin nüfusu olan Türkmen nahiyesi Emirli’nin 84 gün IŞİD’in kuşatması altında kalmasına ABD, Bağdat ve Erbil tarafından Sincar bölgesine gösterilen hassasiyetin gösterilmemesi düşündürücüdür. Sincar’ın IŞİD’in kontrolüne geçmesinden sonrasındaki süreçte BM, ABD ve Avrupa Birliği’nin Yezidi göçmenlerin yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesi için insani yardımda bulunurken Türkmenlere Türkiye dışında herhangi bir ülkenin yardım yapmadığı ifade edilmelidir. Hatta ABD ve Batılı ülkeler (Özellikle Almanya, Fransa) Kürtlerin ordusu konumundaki Peşmerge gücüne doğrudan silah desteği sağlamaktadır.
Bu çerçeveden değerlendirildiğinde IŞİD sonrası Türkmenlerin iki büyük tehlikeyle karşı karşıya kaldığı söylenebilir. Bunlardan birincisi, IŞİD‘in kontrol ettiği bölgelerden Türkmenlerin göç etmek zorunda kalması ve geri dönüşlerinin uzun zaman almasından dolayı Türkmenlerin toprak kaybına uğrama tehlikesidir. Diğeri ise IŞİD ile birlikte Türkmenler içerisinde Sünni ve Şii bağlamında mezhebi olarak ayrışmanın belirginleşme riskidir. Özellikle Telafer’de söz konusu mezhepsel bölünme riskinin yüksek olması endişe vericidir. Diğer yandan başta Telafer olmak üzere IŞİD’in kontrol ettiği bölgelerden göç etmek zorunda kalan Türkmenlerin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından Erbil'e girişlerinin engellenmesiyle birlikte ülkenin güneydeki illere (Kerbela ve Necef gibi kentlere) sığınmaları Türkmenlerin mezhepsel olarak bölünmesine zemin hazırlayabilir.
Tehdit Altındaki Türkmen Kimliği
IŞİD’in ilerlemesiyle birlikte Irak’ta cereyan eden gelişmeler neticesinde Türkmen bölgelerinin demografik yapısını kapsamlı olarak değiştirme planının kısa ve orta vadede Türkmen kimliğinin mezhepsel anlamda bölünmesine yol açması kuvvetle muhtemeldir. Irak’ta Türkmen kimliğine yönelik planın asıl amacı, ABD’nin ülkeyi işgal etmesinin ardından nasıl Arap etnik kimliği Şii-Sünni olarak mezhepsel bir kırılmaya doğru yöneldiyse, IŞİD’in varlığıyla da Türkmenlerin mezhepsel bölünmesine dönük projenin hayata geçilmesidir. Ayrıca IŞİD ile birlikte başta Kerkük’te bulunanlar olmak üzere Türkmen yetkililere, iş adamlarına ve sivillere karşı düzenlenen saldırı, göçe zorlama ve adam kaçırma gibi eylemler artmaktadır.
Bu tür artışın iki temel sebebi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Türkmenlerin çoğunlukta olduğu bölgelerden göçe zorlanmasıdır. Bu tablo özellikle asimile olmayan veya edilemeyen Türkmen bölgelerinde gerçekleşmektedir. Örneğin Kerkük ve Tuzhurmatu gibi Türkmen bölgelerindeki Türkmenlere yönelik göçe zorlama, silahlı saldırı ve adam kaçırma gibi pek çok eylemin gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca işgal sonrası Irak’ta Türkmenler halen ülkenin toprak bütünlüğünü savunmaya devam etmektedir. Daha önce Türkmenlerle birlikte Irak’ın toprak bütünlüğünü ve üniter yapısını savunan Sünni Araplar da artık ülkenin üçe bölünmesini ve özerk bir Sünni bölgesinin kurulmasını savunur hale gelmiştir. Aslında Türkmen yetkililerine ve vatandaşlarına yönelik saldırı eylemlerinin düzenlenmesi, Türkmenlerin, Irak’ta fiili bir şekilde ortaya çıkacak olası bir Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri arasında tercih yapmaya zorlama olarak değerlendirilebilir. Çünkü Irak’ın IŞİD sonrası süreçte üç özerk bölgeye bölünmesi durumunda Türkmenlerin jeopolitik anlamda Kürtlerin ve Sünni Arapların oluşturduğu bölgelerden birine entegre olmak zorunda kalması olasıdır. Bu, Türkmen siyasi karar mercilerinin ve hareketlerinin her kötü senaryo ve ihtimallere karşı öncelikli olarak tartışması gereken ehemmiyetli bir husustur. Zira bu durum Türkmenleri coğrafi ve mezhepsel bir bölünmenin eşiğine getirebilir.
Diğer neden ise, Türkmen bölgelerinin demografik yapısını değiştirme planının yerini etnik temizlik eyleminin almasıdır. Öte yandan IŞİD'in ülkede ilerlemesinin ardından Peşmerge güçlerinin Kerkük'ü koruması ve Türkmen siyasi karar mercilerinin arasındaki güç mücadelesi kentin geleceğini tehlikeye atmaktadır. 28 Mayıs 2015 tarihinde Kerkük İl Meclisi Türkmen üyelerinden oluşan bir heyetin Erbil’i ziyaret etmesi ve IKBY Parlamentosu Başkanı Yusuf Muhammed’e Kerkük’ün özel bölge olması için proje sunması, kentin geleceğine yönelik Türkmen siyasi yetkilileri arasındaki fikir ayrılığının olduğunun bir göstergesidir. Çünkü Kerkük İl Meclisi’ndeki Türkmen heyetinin Erbil’i ziyaret etmesine Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşat Salihi yaptığı açıklamada şiddetle karşı çıkmıştır. Nitekim Kerkük gibi Türkmenler açısından hayati öneme sahip kentin geleceği konusunda, Türkmen siyasi karar mercilerinin fikir ayrılığı yaşamaması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen gelişmeler dikkate alınarak Türkmenlerin karşı karşıya bulunduğu tehlikenin üstesinden gelmesi için tüm Türkmen siyasi partilerinin, kurum ve kuruluşların mezhepsel bölünmeye karşı birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Özellikle IŞİD ile mücadele etme konusunda Türkmenlerin, Irak'taki Şiilerin en büyük dini merci Ayetullah Ali El-Sistani'nin fetvası sonrası kurulan ve büyük çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu Haşdi Şaabi (Millet Toplulukları/Yığınları) veya Sünni Arapların kurduğu Haşdi Vatani (Ulusalcı Topluluklar) içerisinde yer alması aralarındaki mezhepsel ayrışmayı belirginleştirecek ve derinleştirecektir. Türkmen siyasetinin canlanması ve motive olması açısından ITC ile birlikte Türkmen parti ve kurumları revize edilmelidir. Türkmen siyasetine yön veren tüm kurum ve müesseseler arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Türkiye’nin Irak’taki gelişmeler doğrultusunda Türkmenlerin yaşadığı siyasi, ekonomik, insani ve güvenlik sorunlarına yönelik yaklaşımlar, Türk milliyetçiliği perspektifinden değerlendirilmemelidir. Çünkü Irak’ta Türkmen sorunu artık Türk milliyetçiliğinin bir sorunu olmaktan çıkmış ve insani krize dönüşmüştür. Türkiye, Türkmenlerin bu tür tehlikelerden kurtulması için tüm Türkmen siyasi parti ve hareketi liderlerini yeniden bir araya getirmelidir. Özetle Irak’taki tüm unsurlar Türkmenlerin arkasındaki Türkiye desteğini ağırlıklı olarak hissetmelidir.