Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Kerkük’ü Türkmenler Yönetecek: Yeni Güç Dengesi ve Stratejik Dönüşüm

Irak siyasetinin en kırılgan, sembolik ve çok katmanlı vilayetlerinden biri olan Kerkük, 2026 itibarıyla yeni bir güç dengesi arayışının merkezine yerleşmiştir. Irak Türkmen Cephesi (ITC) Lideri Mehmet Seman Ağa ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Lideri Bafel Talabani arasında 22 Şubat 2026’da gerçekleşen görüşme ve sonrasındaki gelişmeler, yerel bir idari değişimin ötesine geçmektedir. Bu süreç, Irak’ın genel siyasal mimarisini etkileyebilecek bir dönüşüme işaret etmektedir. Bu çerçevede Türkmenlerin valiliği üstlenme ihtimali tarihsel bir kırılma noktasıdır. Bu gelişme hem yerel yönetim dengelerini hem de Bağdat merkezli güç paylaşımını etkileme potansiyeli taşımaktadır.

Bu bağlamda Kerkük’teki dönüşüm, yalnızca bir vilayet yönetimi değişikliği olarak değil, aynı zamanda Irak’ta etnik ve mezhepsel temsile dayanan güç paylaşımının yeniden tanımlanması olarak değerlendirilmektedir. Kerkük gibi ihtilaflı bölgelerde ortaya çıkan her yeni denge, Bağdat’taki merkezi siyaset ile doğrudan etkileşim içinde şekillenmektedir. Bu nedenle yerel düzeyde görülen gelişmelerin ulusal ölçekte sonuç üretme kapasitesi bulunmaktadır.

ITC ile KYB arasındaki temas, geçmişte mesafeli ve rekabetçi olan ilişkilerin yeni bir evreye girdiğini göstermektedir. Görüşmenin zamanlaması dikkat çekicidir. Bağdat’ta hükümet kurma süreci devam ederken Kerkük’te vilayet meclisinin meşruiyeti tartışılmaktadır. Bu iki sürecin eş zamanlı ilerlemesi, Kerkük’ün yalnızca yerel bir idari mesele olmaktan çıktığını göstermektedir. Bu temas yalnızca Kerkük ile sınırlı değildir. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık süreçlerinin de ele alınması, KYB’nin Kerkük ile Bağdat’taki pazarlıklar arasında doğrudan bağ kurduğunu göstermektedir. Bu durum, görüşmenin basit bir nezaket ziyareti olmadığını ortaya koymaktadır. Daha geniş bir stratejik yeniden konumlanmanın parçası olmaktadır. Bu yeniden konumlanma, KYB’nin yalnızca Kürt iç siyaseti değil, Irak genelindeki güç dağılımı içinde de yeni bir rol arayışına girdiğini göstermektedir.

11 Nisan 2026’da Nizar Amedi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi kritik bir dönüm noktasıdır. ITC milletvekillerinin KYB adayına verdiği destek, siyasi kulislerde “pragmatik takas” olarak yorumlanmıştır. Temel iddia, ITC’nin desteği karşılığında Kerkük Valiliği’nin Türkmenlere bırakılması olmuştur. Bu iddia, ertesi gün Mehmet Seman Ağa ile Bafel Talabani arasında yapılan görüşmeyle güçlenmiştir. Bu ziyaret yalnızca diplomatik bir temas olmanın ötesinde siyasi mutabakatın teyidi olarak okunmaktadır. Bu tür temaslar, Irak siyasetinde resmî kurumların ötesinde liderler arası ilişkilerin belirleyici rolünü göstermektedir.

Güç mücadelesi, aktörler ve olası sonuçlar

15 Nisan 2026’da Kerkük Vilayet Meclisi’nin acil toplantıya çağrılması ve gündemin vali seçimi olması sürecin somutlaştığını göstermektedir. KYB’li Vali Rebvar Taha’nın istifasıyla birlikte yeni valinin Türkmenlerden seçilme ihtimali güçlenmiştir. Bu gelişme, siyasi mutabakatın kurumsal bir sonuca dönüşme aşamasına geldiğini göstermektedir.

Türkmenlerin Kerkük’te üst düzey idari görevlerde tarihsel olarak sınırlı temsil edildiği bilinmektedir. Bu nedenle valiliğin Türkmenlere geçmesi basit bir idari değişim değildir. Bu durum, tarihsel bir temsil boşluğunun telafisi anlamına gelmektedir. Aynı zamanda 2003 sonrası kurulan ve pozisyonların etnik/dini kimliklere göre paylaştırılması olan muhasasa sistemi açısından da önemlidir. Türkmenler bu sistem içinde uzun süre dışlanmıştır. Valiliğin Türkmenlere geçmesi, bu yapıda daha kalıcı bir yer edinmelerini sağlayabilmektedir. Bu durum, Türkmenlerin yalnızca Kerkük’te değil Irak genelinde siyasal görünürlüğünü artırabilecek bir etki üretmektedir.

KYB’nin ITC ile temas kurması, siyasal konumunda belirgin bir esnemeye işaret etmektedir. Parti, daha esnek ve çok katmanlı bir denge siyasetine yönelmektedir. Bu değişimin arkasında yapısal ve pragmatik nedenler bulunmaktadır. İran’ın Irak’taki etkisinin görece azalması bunlardan biridir. Ayrıca KDP ile artan rekabet, KYB’yi yeni ittifak arayışlarına itmektedir. Ankara ile ilişkilerin kopmasının maliyeti de bu süreci hızlandırmaktadır. Bu bağlamda Talabani’nin Türkmenlerle teması yalnızca Kerkük’e özgü değildir. Bu adım; Bağdat, Ankara ve Tahran arasında daha dengeli bir pozisyon arayışını yansıtmaktadır. Aynı zamanda paylaşımcı bir güç modeli kurma isteğini göstermektedir.

Bu stratejik yönelim, KYB’nin gelecekte yalnızca Kürt siyasetinin bir aktörü olarak değil, Irak genelinde daha merkezi bir aktör olarak konumlanma arayışında olduğunu göstermektedir. Bu durum, Kerkük gibi kritik bölgelerde daha kapsayıcı ittifaklara yönelmesini açıklamaktadır.

Ankara’nın “Terörsüz Türkiye” yaklaşımı, Irak’taki aktörlerin pozisyonlarını yeniden şekillendirmiştir. KYB’nin Türkiye ile dolaylı iletişim kanalları kurma çabası dikkat çekmektedir. Türkmenler bu noktada kritik bir rol oynamaktadır. Türkiye ile Irak arasında tarihsel ve toplumsal bağlara sahiptirler. Bu nedenle ITC–KYB teması, Ankara ile Süleymaniye arasında dolaylı bir kanal olarak değerlendirilmektedir. Bu kanalın ilerleyen süreçte daha kurumsal bir niteliğe kavuşması ihtimal dahilinde görülmektedir.

KDP’nin sürece verdiği tepki ise dikkat çekicidir. 16 Nisan’daki vilayet meclisi toplantısına katılmama kararı almıştır. Bu karar yalnızca taktiksel bir boykot değildir. Kerkük’te oluşan yeni güç paylaşımına yönelik stratejik bir itirazdır. Bu tutum Kürt siyasi birliğini daha da zayıflatma potansiyeline sahiptir. Aynı zamanda KYB’nin etkisini artırabilmekte ve Türkmenlerin KYB ile daha pragmatik iş birliğine yönelmesini sağlayabilmektedir. KDP’nin süreç dışında kalması orta vadede marjinalleşme riskini doğurmaktadır. Bununla birlikte bu hamle, KYB-ITC yakınlaşmasını sınırlamaya yönelik bir baskı aracı olarak da okunabilmektedir. Ayrıca KDP’nin kontrol alanlarındaki Türkmenler açısından riskler ortaya çıkabilmektedir. Siyasi hareket alanları daralabilmekte ve temsil imkanları sınırlanabilmektedir.

Bu çerçevede KDP’nin tepkisi, yalnızca mevcut sürece değil, gelecekte Kerkük’te oluşabilecek yeni güç mimarisine yönelik bir pozisyon alma girişimi olarak değerlendirilmelidir. Bu durum, Kürt iç rekabetinin daha da derinleşebileceğine işaret etmektedir.

Türkmenlerin kazanımları

Kerkük Valiliği’nin Türkmenlere geçmesi çok boyutlu kazanımlar doğurabilir. Valilik makamı bütçe, atama ve kaynak dağılımı üzerinde belirleyicidir. Bu durum Türkmenlerin kurumsal gücünü artırmaktadır. Aynı zamanda 2027 vilayet meclisi seçimleri öncesinde seçmen mobilizasyonunu güçlendirebilmektedir. Türkmen toplumu açısından bu gelişme psikolojik bir eşik anlamına gelmektedir. Moral ve özgüven artışı sağlamakta ve ITC’ye olan aidiyet duygusunu güçlendirmektedir. Valiliğin süreklilik kazanması durumunda bu durum bir siyasi örfe dönüşebilme potansiyeline sahiptir. Bunun yanı sıra Türkmenlerin idari kapasitesinin artması, bürokratik kadrolar içinde daha görünür hale gelmelerini sağlayacaktır. Bu durum uzun vadede devlet mekanizması içinde daha kalıcı bir temsil üretmektedir. Ayrıca yerel düzeyde hizmet dağılımı ve kaynak yönetimi üzerinde söz sahibi olunması, toplumsal taban ile siyasal temsil arasındaki bağı güçlendirmektedir.

Bununla birlikte Kerkük’teki gelişmeler yalnızca yerel dinamiklerle açıklanamamaktadır. Süreç, Bağdat’taki hükümet pazarlıkları, Ankara’nın stratejisi, Tahran’ın etkisi ve Kürt iç rekabetinin kesişiminde şekillenmektedir. Bu nedenle sürecin kalıcılığı çeşitli faktörlere bağlıdır. Bağdat’taki süreç, KYB’nin stratejisi, KDP’nin tepkisi ve Türkiye’nin yaklaşımı belirleyici olmaktadır. Bu faktörler Türkmenler lehine şekillenirse, Kerkük uzun vadeli bir güç paylaşımı modeline dönüşebilmektedir. Mevcut durum, Türkmenler için tarihsel bir fırsat penceresi olarak değerlendirilebilir.

ORSAM  asdasd

Dr. Selçuk Bacalan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar