Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

KYB-ITC Teması Ne Anlatıyor?

Irak Türkmen Cephesi (ITC) lideri Mehmet Seman Ağa ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani arasında 22 Şubat 2026 tarihinde gerçekleşen görüşme, Kerkük’te değişen güç dengeleri, Bağdat’taki hükümet pazarlıkları, Kürt iç rekabetinin yeniden konumlanması ve Ankara’nın Terörsüz Türkiye girişimindeki yaklaşımı bağlamında çok katmanlı bir anlam taşımaktadır. Özellikle ITC ve KYB liderliği düzeyinde doğrudan ve açık bir temasın gerçekleşmesi, taraflar arasındaki geçmişte mesafeli seyreden ilişkinin yeni bir diplomatik çerçeveye evrilip evrilmeyeceği sorusunu gündeme getirmiştir. Bu yönüyle görüşme, taktiksel bir yakınlaşma mı yoksa daha yapısal bir siyasi yeniden konumlanmanın işareti mi olduğu tartışmalarını beraberinde getirmiştir.

KYB’nin Türkmen siyaseti dönüşüyor mu?

ITC Başkanı Ağa’nın Talabani ile görüşme, Kerkük’teki kırılgan güç dengeleri, Bağdat’taki hükümet mimarisi, Erbil merkezli Kürt iç rekabeti ve Ankara’nın son dönemde Terörsüz Türkiye ekseninde şekillenen çerçevede okunabilir. Kerkük’te idari krizler ve vilayet meclisinin meşruiyetine ilişkin tartışmalar devam etmektedir. Bu süreçte siyasal aktörler arasındaki güç dengesi yeniden şekillenmektedir. Bu bağlamda KYB’nin ITC ile doğrudan temas kurması dikkat çekicidir.

Talabani’nin Türkmen siyasi hattını temsil eden ITC ile Bağdat’ta açık ve kurumsal bir temas kurması, KYB’nin Türkmenleri tamamen dışlayan bir Kerkük denkleminde ısrarcı olmayabileceğine işaret etmektedir. Bu adım, İran eksenli bloklaşma içinde konumlanan önceki sert tutumdan farklı olarak çoklu denge siyasetine açık bir manevra olarak da okunabilir. Görüşmede hükümetin kurulma süreci, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık makamlarına ilişkin gelişmelerin ele alınması, temasın yalnızca Kerkük yerel yönetimiyle sınırlı olmadığını göstermektedir. Bu durum, KYB’nin Bağdat’taki yürütme pazarlıkları ile Kerkük’teki güç mimarisi arasında doğrudan bir bağlantı kurduğunu düşündürmektedir. Zira geleneksel olarak Kürt kotası olan cumhurbaşkanlığı, siyasi alanının en kritik pozisyonlarından biridir ve bu süreçte KYB’nin bu konumu elde edebilmesi için Bağdat’taki Şii blokla ve Ankara hattıyla dengeli bir ilişki kurması gerekmektedir. Aynı zamanda son süreçteki Terörsüz Türkiye meselesiyle birlikte yumuşayan Ankara-Süleymaniye hattı da dikkate alındığında görüşme, Türkiye’ye uzatılan zeytin dalı olarak da düşünülebilir.

Türkmenlerin Bağdat’taki merkezi hükümette, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) ve Kerkük yerel yönetiminde adil ve etkin temsilinin vurgulanması ise görüşmenin normatif çerçevesini oluşturmaktadır. Eğer KYB, Türkmenlerin temsil taleplerini kısmen karşılayacak bir esneklik gösterirse, bu durum Kerkük Vilayet Meclisi’ndeki mevcut dışlayıcı mimarinin revizyonunu gündeme getirebilir. Özellikle dönüşümlü valilik veya idari kadrolarda dengeli paylaşım gibi modeller yeniden tartışmaya açılabilir. Aynı şekilde IKBY’nin KYB etkisindeki vilayetlerde yaşayan Türkmenler için de yeni bir siyasi fırsat olarak değerlendirilebilir. Örneğin, KYB ile ITC arasındaki ilişkilerde bir normalleşme sürecinin tesis edilmesi hâlinde, 2027 yılında Irak genelinde yapılması öngörülen vilayet meclisi seçimlerinde, Türkmen Kifri bölgesini temsilen Süleymaniye merkezli bir Türkmen temsilinin ortaya çıkması ihtimal dâhiline girebilir.

Bu temas aynı zamanda Irak-Türkiye hattındaki siyasal iletişim kanallarının dolaylı ve yumuşak diplomasi zemininde işletilmesi açısından da anlam taşımaktadır. Türkmenler, tarihsel ve toplumsal bağları itibarıyla Irak ile Türkiye arasında doğal bir iletişim köprüsü niteliği taşıdığından, söz konusu görüşme doğrudan devletler arası bir angajman olmaksızın karşılıklı hassasiyetlerin daha esnek bir siyasal zeminde iletilmesine imkân sağlayan bir ara kanal olarak görülebilir.

Bunun yanı sıra temas, Kerkük’te Türkmenleri vilayet yönetiminde karşı cepheye itmenin uzun vadede sürdürülebilir olmadığı yönünde bir farkındalığa da işaret etmektedir. Türkmenler, sandalye sayıları sınırlı olsa da denge belirleyici bir konumdadır. Bu görüşme aynı zamanda KYB’nin İran’a tam bağımlı bir siyasal çizgide kalmak istemediğine dair bir işaret olarak da değerlendirilebilir. İran’ın Irak sahasındaki manevra alanı daraldıkça, KYB’nin yalnızca Şii milis eksenli bir blokla hareket etmesi hem uluslararası meşruiyet hem de Kürt iç dengeleri açısından maliyet üretmektedir. Bu nedenle Talabani’nin Ankara ile normalleşme ihtimalini açık tutan bir temas diplomasisi yürütmesi, rasyonel bir stratejik tercih olarak görülebilir.

Türkmenler için olası kazanımlar

Öte yandan bu temas, ITC açısından da kayda değer bir siyasal pozisyon teyidi niteliği taşımaktadır. Zira ITC’nin, Devletin İdaresi Koalisyonu’nun bir üyesi olarak yürütme ve merkezi karar alma süreçlerinin parçası olduğu dikkate alındığında, Türkmenlerin yalnızca dışarıdan denge unsuru olarak konumlandığı bir çerçeveden söz etmek doğru olmayabilir. Bu bağlamda söz konusu görüşme, Türkmenlerin merkezi hükümet, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık eksenindeki siyasal süreçlerle kurumsal düzeyde irtibatlı ve sistem içi bir aktör olarak hareket ettiğini pekiştiren bir temas olarak okunabilir.

Bu durum, Türkmenlerin temsil talebinin Kerkük merkezli yerel mesele olmaktan çıkarılıp Irak’ın genel güç paylaşımı denklemine entegre edildiğini göstermektedir. Söz konusu görüşme, daha ziyade ITC Başkanı Ağa’nın Şii ve Sünni siyasi aktörlerle yürüttüğü temas zincirinin Kürt ayağını tamamlayan, bütüncül bir siyasi istişare sürecinin parçası olarak değerlendirilebilir. Bu temas, KYB’nin çoklu denge siyasetine yönelme arayışının bir parçası olarak okunabilir. Eğer bu diyalog süreklilik kazanır ve somut idari düzenlemelere yansırsa, Kerkük Vilayet Meclisi’nin mevcut mimarisi yeniden ele alınabilir ve güç paylaşımına dayalı modeller tekrar gündeme gelebilir. Ancak bu sürecin kalıcı bir dönüşüme evrilmesi Bağdat’taki hükümet pazarlıkları ve Kürt iç siyasetindeki dengelerle doğrudan bağlantılı olacaktır.

Türkiye açısından bakıldığında, tüm grupların adil temsile sahip olması ilkesi ile uyumlu olarak Türkmenleri sistematik biçimde dışlayan ve İran eksenli bir yönetim modelinin kalıcılaşması stratejik çıkarlarla uyumlu değildir. Bu nedenle Ankara’nın, Talabani’nin olası yön değişimini fırsat olarak değerlendirerek Kerkük’te kapsayıcı bir denge kurulması yönünde diplomatik baskı uygulaması muhtemeldir. Böyle bir süreçte Arap blok içindeki ayrışmalar belirleyici olacaktır. Bu senaryo, Türkmenlerin valilik makamını üstlenmesinin önünü açabileceği gibi 2027’de yapılması beklenen vilayet meclisi seçimleri öncesinde Türkmenler açısından önemli bir siyasi ve idari avantaj sağlayabilir.

Bütçe tahsisi, idari atamalar ve kamu kaynaklarının dağılımı üzerinde belirleyici yetkilere sahip olan valilik yetkilerinin Türkmenler tarafından kullanılması kurumsal görünürlüğün artırılması ve seçmen mobilizasyonu açısından ciddi bir stratejik kazanım anlamına gelecektir. Dolayısıyla Kerkük’teki mevcut kriz, Türkmenler açısından yalnızca bir dışlanma süreci olmanın ötesinde doğru stratejik hamlelerle avantaja dönüştürülebilecek bir fırsat penceresidir. Kerkük Vilayet Meclisi’nde ortaya çıkan tablo, Irak’ın çok etnikli yapısının nasıl yönetileceğine dair daha geniş bir tartışmanın yansımasıdır. İran’ın bölgesel etkisinin zayıflaması, yeni bir güç dengesi arayışını hızlandırmaktadır. Bafel Talabani’nin bu yeni gerçekliğe uyum sağlama ihtimali ise siyasi mimarinin yeniden şekillenmesini mümkün kılmaktadır. Önümüzdeki dönemde Kerkük’teki denge, yalnızca yerel aritmetiğe indirgenmesi doğru olmayacak; Ankara, Tahran ve Bağdat üçgeninde yürütülecek stratejik hesaplarla şekillenebilecektir. Bu bağlamda Kerkük, Irak siyasal denge modeli olmayı sürdürmekte; her yeni gelişme, bölgesel güç rekabetinin yerel yansımalarını daha görünür hâle getirmektedir.

ORSAM  asdasd

Dr. Selçuk Bacalan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar