Mali, Eylül 2025 başından itibaren yakıt lojistiğini hedef alan sabatojlar nedeniyle ekonomik bir savaşla mücadele etmektedir. El-Kaide bağlantılı Jama’a Nusrat ul-Islam wa al-Muslimin (JNIM) örgütünün kıyı ülkelerinden Mali’ye uzanan akaryakıt koridorlarına uyguladığı abluka; yollar, depolar ve jeneratörler üzerinden devlet kapasitesini test etmektedir. Konvoyların yakılması, şoförlerin kaçırılması ve geçiş vergileri yalnızca akaryakıta değil, elektriğe, soğuk zincire, toplu taşımaya ve temel fiyatlara aynı anda darbe vurmaktadır. Yakıtın düzensiz ve seyrek gelişinin yarattığı şok, Mali’nin Ulusal Petrol Ürünleri Ofisi [Office National des Produits Pétroliers (ONAP)] bünyesindeki sınırlı rezervlerini eriterek şebekeyi birçok yerde günde birkaç saatlik tedarik düzeyine itmektedir.
25 Ekim’de ABD’nin, acil durum kapsamında olmayan personeli ve onların ailelerinin ülkeden ayrılmasına onay vermesi bu kırılgan tabloyu uluslararası risk ölçeğine de taşımıştır. Fransa ve Hollanda da aynı kararı alarak ABD’yi takip etmiştir. Son güncel işaretler ise kriz eğrisinin hâlâ yukarı baktığını göstermektedir. Bu çerçevede Bamako’da istasyonların kuruduğu, toplu taşımada hayatın durma noktasına geldiği, SUP IGA, TechnoLab, ISC İşletme Okulu gibi kurumların 3 Kasım 2025’e kadar eğitimi askıya aldığı bildirilmektedir. Şehirden ayrılmaya çalışanların sayısı artarken hastaneler elektrik, ilaç ve oksijen eksikliği nedeniyle önümüzdeki günlere kaygıyla bakmaktadır. Litrede 10.000 Batı Afrika Frangı’na (CFA), yani yaklaşık 15 euroya ulaştığı söylenen benzin fiyatı, paniği besleyen bir sembole bir unsura dönüşmüştür.
Ablukanın Siyaseti: Devlet Meşruiyeti, Otoriter Sapma ve Toplumsal Alanın Daralması
Ablukanın mantığı, dolaşımı kesme ve kuralları koyma üzerinden şekillenmekte dolayısıyla basit ama etkili sonuçlar doğurmaktadır. JNIM, tanker akışını krize sürüklerken toplumsal alana ilişkin dayatmalarını da sertleştirmektedir. Son haftalarda, kadınların toplu taşımada peçe takma zorunluluğu ve cinsiyetlere göre ayrıştırma gibi uygulamaların yaygınlaştırıldığı; karşı çıkanların şiddetle cezalandırıldığına dair haberler, örgütün kendisini yalnızca askerî bir aktör değil, gündelik hayatın kural koyucusu olarak da sunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla ticaretin ve hareketliliğin anahtarı kimdeyse meşruiyet duygusunun da oraya kaydığı bir iklim oluşmaktadır. Bu, devlet ile örgüt arasındaki mücadelenin toprak denetiminden çok, arter denetimi ve norm üretimi üzerinden yaşandığı yeni bir evreye işaret etmektedir.
Bunun yanı sıra yürütme ile güvenlik aygıtı arasındaki gerilim de artmaktadır. Ablukayı kıramayan orduya dönük tasfiyeler, yetersiz sonuçlar gerekçesiyle üst düzey isimlerin görevden alınması, güvenlik yönetiminin siyasi baskı altında çözülmekte olduğunun emareleri olarak yorumlanmaktadır. Siyasette ise seçimlerin rafa kaldırılması, partilerin kapatılması, muhaliflere ve medyaya yönelik baskının artması, dış basına erişimin kısıtlaması gibi adımlar ülkeyi kapalı bir bilgi evrenine itmektedir. Bu kapanma, sahadaki gerçekliğin doğrulanmasını zorlaştırırken söylenti temelli bir ekonomi ortamını güçlendirmektedir. Ortaya çıkan bu yeni belirsiz iklim ise yakıt ve gıda krizlerini besleyen en güçlü mekanizma hâline gelmektedir. Dış güvenlik ortaklığında da eksen kayması bariz bir şekilde gözlemlenmektedir. Rusya bağlantılı Afrika Kolordusu’nun artan rolü, taktik düzeyde hava ve istihbarat desteği sağlasa da koridor güvenliği, enerji önceliklendirmesi ve şeffaf veri paylaşımı olmadan tek başına istikrar üretmediği görülmektedir.
Mali’de uluslararası risk iştahı da hızla daralmaktadır. Bu çerçevede yalnızca ABD değil Avrupa ülkeleri de uyarı çıtasını yükseltmektedir. Bamako ve çevresinin saldırı, adam kaçırma ve kıtlık riskleri nedeniyle “kırmızı” kategoride sınıflandırılması ve sahadaki vatandaşlara ülkeyi terk etme çağrıları, diplomatik işaretlerden fazlası anlamına gelmektedir. Bu gelişmeler sigorta primlerinden tedarik sözleşmelerine, proje denetimlerinden konsolosluk kapasitesine kadar ekonomik-idari sonuçları olan hamleler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sinyaller, örgütün “uluslararası aktörler çekiliyor, kuralları biz koyuyoruz” anlatısına malzeme verme riski taşımaktadır. Devletin buna yanıtı, güç gösterisi kadar ölçülebilir performans ve güven tesisine dayanmadan geliştirildiği sürece etkili sonuçlar doğurmak yerine yüzeysel ve geçici denemeler düzeyinde kalacaktır.
Bamako’ya Doğru Daralan Çember: Koridorların Çöküşü, İzolasyon Riski ve Bölgesel Sarsıntı
Abluka, Mali’nin jeoekonomik gerçekliğini gözler önüne sermektedir. Mali gibi kıyı komşularına bağımlı bir iç bölge devleti için koridor güvenliği, egemenliğin asli unsuru anlamına gelmektedir. JNIM’in Senegal, Moritanya ve Fildişi Sahili hatlarını kesmeye yoğunlaşması, bölgesel lojistikteki etkisini ortaya koymaktadır. Buna bir de kuzeybatı şeridindeki belirsizlikler eklendiğinde tablo ağırlaşmaktadır. Bu bağlamda Moritanya sınırının kapatılacağına dair dolaşan söylentilerin gerçekleşmesi hâlinde ablukayı geometrik olarak büyütecektir. İçerdeki tıkanma ile dışardaki kapanmanın birleşmesi, başkenti adeta bir ada ekonomisine dönüştürecektir. Bu yalnızca fiyatlar ve kuyruklar değil, sağlık sisteminin oksijen ve soğuk zincir kapasitesi, su altyapısının sürekliliği ve temel kamu hizmetlerinin sürdürülebilirliği açısından da bir kırılma eşiği anlamına gelmektedir.
Bamako’daki üniversitelerin eğitime ara verme kararları, beşerî sermaye üzerindeki dolaylı yıkımı şimdiden görünür kılmaktadır. Genç nüfusun eğitime erişiminin aksaması, iş gücü piyasasındaki erozyon, göç baskısı ve güvenlik sektörü dışı gelir kaynaklarının daralması gibi zincirleme etkilere neden olmaktadır. Ulaşımın çökmesi, kayıt dışı ekonominin ağırlığını artırırken şehir-kırsal dengesini bozarak Bamako yönetiminin dayanıklılığını da aşındırmaktadır. Kriz bu hâliyle yalnızca bir yakıt kıtlığından çıkarak üretim, tüketim, hareketlilik ve kamu güveninin iç içe geçtiği bir meşruiyet sınavına dönüşmüş durumdadır.
Bölgesel düzlemde, kıyı devletlerinin liman ekonomileri Malili transit akışa bağımlıdır. Koridor güvenliğinin tek taraflı baskınlarla sağlanması balon etkisi yaratır; baskı bir halkaya binince trafik başka zayıf halkaya sızar. Bu nedenle çözüm, liman-koridor-başkent üçgeninde gerçek zamanlı bilgi paylaşımı, eskort planlarının senkronizasyonu ve sigorta/lojistik maliyetlerinin ortak havuzlarla paylaşılmasına bağlıdır. Aksi hâlde hem Sahel içi ticaret hem de kıyı ekonomileri aynı krizden payını alacaktır. Ablukanın uzaması, komşu ülkelerde de iç siyaset ve güvenlik algılarını sertleştirerek sınır politikalarını daha kısıtlayıcı bir çizgiye iter; bu da izolasyon sarmalını derinleştirecektir.
Sonuç olarak Mali’nin karşı karşıya olduğu durum tek boyutlu bir güvenlik problemi değildir. Bugün ülke egemenlik, ekonomi ve toplumsal düzenin aynı anda sınandığı çok boyutlu bir krizle yüzleşmektedir. Ablukayı kırmak yalnızca kampları vurmakla değil, koridorları aktifleştirmekle de ölçülebilecek bir gerçeklik anlamına gelmektedir. Meşruiyet söylemlerle değil; limanlara ulaşan tankerlerle, açık kalabilen saatlerle ve kısalan kuyruklarla yeniden inşa edilebilir. Atılacak adımların rasyonelliği, yarının daha ağır bir izolasyon sarmalını önleyebilir. Bu adımlar atılmazsa ablukayı fırsata çevirenler yalnız yolları kontrol etmekle kalmayacak kendilerini norm koyucu olarak gündelik hayat kuralları koyabilen aktörler olarak konumlandıracaktır. Bu durumda da devletin meşruiyetine dair soru işaretleri daha da artacaktır.