Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Ortadoğu’daki Değişen Jeopolitik Öncelikler Karşısında IKBY’nin Temkinli Stratejisi

Uluslararası siyasette sınırlı askeri ve siyasi kapasiteye sahip aktörler, güvenliklerini büyük ölçüde dış desteklere dayandırmaktadır. Bu durum söz konusu aktörlerin, büyük güçlerin stratejik tercihleri karşısında kırılgan bir konuma yerleşmelerine yol açmaktadır. Irak’ın kuzeyinde federe bir statüye sahip olan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) de bu durumun dikkat çekici bir örneği olarak öne çıkmaktadır. Modern Ortadoğu tarihinde Irak’taki Kürtler çeşitli dönemlerde büyük güçlerle iş birliği ve ittifak ilişkileri kurmuş olsa da bu ilişkilerin önemli bir kısmı büyük güçlerin süreç içinde değişen jeopolitik öncelikleri nedeniyle süreklilik kazanamamıştır. Bu durum, Kürt siyasi hafızasında güçlü bir “yalnız bırakılma” algısının oluşmasına neden olmuş ve dış güçlerle kurulan ittifaklara karşı temkinli bir yaklaşım geliştirilmesine yol açmıştır.

28 Şubat’ta başlayan ABD/İsrail-İran savaşının etkisinin yoğun bir şekilde hissedildiği IKBY, söz konusu savaşın merkezinde yer alan aktörlerle farklı düzeylerde ilişkilere sahiptir. IKBY, bir yandan ABD ile güvenlik iş birliğini sürdürürken diğer yandan İran ile doğrudan bir çatışma hattına sürüklenmemeye çalışan dikkatli bir politika izlemektedir. Nitekim, Kürt aktörler açısından geçmişte yaşanan deneyimler, büyük güçlerle kurulan ortaklıkların kriz anlarında her zaman güvenilir ve bağlayıcı güvenlik garantilerine dönüşemeyebileceğini göstermiştir. Bu nedenle IKBY, bölgesel savaşın doğrudan bir tarafı hâline gelmekten kaçınan ve farklı aktörlerle ilişkileri dengelemeye çalışan bir strateji benimsemektedir. Dolayısıyla IKBY’nin mevcut krizde izlediği temkinli tutum, güncel jeopolitik hesapların yanı sıra Irak Kürtlerinin tarihsel deneyimleri ve geçmişte müttefikleri tarafından yalnız bırakılma tecrübelerinin şekillendirdiği siyasal hafızanın bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

IKBY Siyasal Hafızasında “Yalnız Bırakılma” Deneyimi

Irak Kürtlerinin dış güçlerle kurduğu ilişkilere bakıldığında bu ilişkilerin çoğu zaman büyük güçlerin bölgesel çıkarlarıyla sınırlı kaldığı görülmektedir. Irak Kürtleri, farklı dönemlerde çeşitli aktörler ile iş birliği geliştirmiş olsa da bu iş birliklerinin önemli bir kısmı stratejik çıkarların değişmesiyle birlikte hızla geri ortadan kalmıştır. Bu durumun yakın dönemdeki en belirgin örneklerinden biri 1975 Cezayir Anlaşması’dır. Irak ve İran arasında imzalanan bu anlaşma sonucunda İran, Irak Kürtlerine sağladığı askeri ve lojistik desteği aniden kesmiş ve Mustafa Barzani liderliğindeki Irak Kürtleri kısa süre içinde askeri olarak çökmüştür. Bu gelişme Kürt siyasi hafızasında dış desteklerin ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren temel bir tarihsel travma olarak yer almıştır.

Benzer şekilde 1991 Körfez Savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler de Irak’taki Kürt aktörler açısından dış güçlere duyulan güvenin sınırlı kalmasına neden olmuştur. ABD’nin Saddam Hüseyin rejimine karşı yürüttüğü operasyon sonrasında Irak’ın kuzeyinde ortaya çıkan güvenlik boşluğu, Kürtlerin büyük bir insani krizle karşı karşıya kalmasına neden olmuş ve yüz binlerce Kürt farklı ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Her ne kadar daha sonra oluşturulan uçuşa yasak bölge Kürtlerin belirli ölçüde korunmasını sağlamış olsa da, ilk aşamada ortaya çıkan güvenlik boşluğu Kürt aktörler açısından dış desteklerin koşullu olduğunu gösteren önemli bir deneyim olmuştur.

Bu tarihsel deneyimler IKBY’deki aktörlerin hafızasında “yeniden yalnız bırakılma” korkusunun oluşmasına neden olmuştur. Dolayısıyla Kürt aktörler için dış güçlerle kurulan ittifaklar çoğu zaman kalıcı bir güvenlik garantisi değil, sınırlı ve geçici bir stratejik fırsat olarak değerlendirilmektedir.

ABD/İsrail-İran Savaşı ve IKBY’nin Stratejik Kırılganlığı

ABD/İsrail-İran arasında başlayan savaş, IKBY açısından son derece hassas bir jeopolitik ortam oluşturmuştur. IKBY bir yandan ABD ile yakın askeri ve güvenlik ilişkilerini sürdürmekteyken diğer yandan İran ile uzun bir kara sınırını paylaşmakta ve Irak iç siyasetinde İran’ın güçlü nüfuzuyla karşı karşıya kalmaktadır. IKBY’de bulunan ABD askeri varlığı ve üsleri, bölgenin İran açısından potansiyel bir hedef olarak görülmesine yol açabilecek faktörlerden biridir. Bununla birlikte, IKBY topraklarında faaliyet gösteren bazı İranlı muhalif Kürt gruplar da Tahran açısından güvenlik tehdidi olarak algılanmaktadır. Bu durum, IKBY’nin bölgesel savaşın doğrudan bir parçası hâline gelme riskini artırmaktadır. Ancak IKBY’deki siyasi aktörler, özellikle Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), bu savaşın taraflarından biri hâline gelmenin bölge açısından ciddi güvenlik riskleri doğuracağının farkındadır. IKBY’nin askeri kapasitesi ve siyasi statüsü dikkate alındığında, bölgesel bir savaşın doğrudan tarafı hâline gelmesi durumunda bölgenin büyük ölçüde dış aktörlerin çatışma alanına dönüşme ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle IKBY yönetimi savaş boyunca genel olarak taraf olmaktan kaçınan ve gerilimi azaltmaya çalışan bir dengeleme politikası izlemektedir. Bu yaklaşımın arkasında yatan temel nedenlerden biri de dış güçlerin desteğinin uzun vadede ne kadar güvenilir olacağına ilişkin tarihsel şüphelerdir.

Dış Güçlerin Değişen Jeopolitik Öncelikleri ve IKBY’nin Temkinli Stratejisi

ABD/İsrail-İran savaşı bağlamında IKBY’nin temkinli tutumundaki faktörlerden biri, büyük güçlerin Ortadoğu’daki politikalarının sıklıkla değişen jeopolitik önceliklere göre şekillenmesidir. IKBY’deki aktörler açısından temel soru, olası bir bölgesel savaşta ABD veya Batılı aktörlerin IKBY’ye sağlayacağı destek ve güvenlik garantisinin ne ölçüde sürdürülebilir olacağıdır. Geçmiş deneyimler dikkate alındığında, büyük güçlerin bölgesel krizlerde çoğu zaman kendi stratejik çıkarlarını önceliklendirdiği görülmektedir. Bu durum, Kürt siyasi aktörler açısından dış desteklere aşırı güvenmenin ciddi riskler meydana getirebileceği anlamına gelmektedir. Eğer IKBY açık biçimde ABD/İsrail ekseninde konumlanır ve İran ile doğrudan bir gerilim yaşarsa, olası bir çatışma durumunda bölgenin güvenliğinin tamamen dış aktörlerin kararlarına bağlı hâle gelmesi söz konusu olacaktır. Bu nedenle IKBY’deki siyasi aktörler, bir yandan ABD ile güvenlik ilişkilerini sürdürürken diğer yandan İran ile doğrudan bir çatışma ortamına girmekten kaçınan dengeleyici bir strateji izlemektedir. Bu yaklaşım aynı zamanda IKBY’nin Irak iç siyasetindeki kırılgan konumuyla da yakından ilişkilidir. Irak’ta İran’a yakın siyasi ve askeri aktörlerin güçlü varlığı, IKBY’nin bölgesel krizlerde açık bir taraf olmasını daha da riskli hâle getirmektedir.

Sonuç

ABD/İsrail-İran savaşı bağlamında IKBY’nin temkinli ve dengeleyici politikası, büyük ölçüde Irak Kürtlerinin tarihsel deneyimlerinden kaynaklanan dış desteklere olan güven probleminin bir yansımasıdır. Irak Kürtlerinin modern Ortadoğu tarihinde büyük güçlerle kurduğu ittifaklar incelendiğinde, bu ilişkilerin çoğu zaman söz konusu güçlerin bölgesel çıkarları doğrultusunda konjonktüre bağlı olarak hızla değişebildiği ve Kürtlerin çeşitli dönemlerde müttefikleri tarafından yalnız bırakıldığı görülmektedir. Bu tarihsel hafıza, IKBY’nin günümüzde bölgesel krizlerde daha ihtiyatlı bir politika izlemesine yol açmaktadır. Kürt siyasi aktörler açısından dış güçlerle kurulan ittifaklar önemli stratejik fırsatlar sunabilse de bu ittifakların uzun vadeli ve koşulsuz destek ve güvenlik garantileri sağlayacağına dair güçlü bir inanç bulunmamaktadır. Ortadoğu’da uzun yıllardır devam eden krizlere bakıldığında, bölge dışı güçlerin müdahalelerinin çoğu zaman kalıcı istikrar üretmekten ziyade yeni güç dengeleri ve rekabet alanları ortaya çıkardığı görülmektedir. Bundan dolayı IKBY’deki siyasi aktörler, bölgesel krizlerde dış güçlere aşırı bağımlı bir politika izlemek yerine, bölgesel dinamikleri ve komşu devletlerle ilişkileri dikkate alan daha temkinli bir yaklaşım benimsemektedir. Bu çerçevede IKBY’nin ABD/İsrail-İran savaşı karşısında izlediği politika, dış güçlerle ilişkileri tamamen reddetmemekle birlikte, bölgesel krizlerin mümkün olduğunca bölge aktörleri tarafından yönetilmesi gerektiği yönündeki yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu strateji, büyük güçlerin desteğine güveni azalan Irak Kürtlerinin tarihsel tecrübelerinden kaynaklanan “yeniden yalnız bırakılma” riskini minimize etmeyi amaçlayan rasyonel bir güvenlik yaklaşımı olarak değerlendirilebilir.

ORSAM  asdasd

Baran Yağarcık

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar