Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Saldırı Sonrası Doha Dış Politikası

İsrail’in 9 Eylül 2025’te Doha’yı hedef alması yalnızca Katar’ın egemenliğine değil, bütün bölgesel güvenlik düzenine ağır bir darbe indirdi. Üstelik bu saldırı, ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri olan İsrail’in, Washington’un Körfez’deki en kritik ortağına doğrudan yönelmesiyle, bölge siyasetinde daha önce görülmemiş bir kırılma yarattı. Saldırıyla birlikte Katar, ara buluculuk rolünü ve iradesini, güvenliğini ve İsrail karşısındaki konumunu tartışmaya açarken ABD dış politikası açısından da yönetilmesi güç bir durum ortaya çıkmış oldu. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio önce İsrail ve ardından Doha’ya ziyaretler düzenleyerek her iki Amerikan müttefikini de teskin etmeye çalıştı.

Saldırının hemen ardından Katar’da, 40’tan fazla ülkenin devlet ve hükûmet başkanlarını bir araya getiren olağanüstü bir Arap-İslam zirvesi düzenlendi. Bu toplantıda İsrail saldırganlığını ele alabilmek için ülkelerin siyasi iradelerini pekiştirmeleri, daha sıkı bir eşgüdüm sağlamaları ve kimi zaman ağır diplomatik riskleri göze almaları gerektiği görüşüldü. Bununla birlikte çıkarları ve öncelikleri farklı olan devletlerin aynı masada buluşması, ortak bir tutum sergilemesi ve Katar’ın egemenliğine yönelik ihlali tek sesle kınaması bile başlı başına dikkate değer bir gelişme olarak kayda geçti.

Zirvede öne çıkan başlıklar arasında İsrail’in uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiğine dair ortak bir kınama, Filistin halkının direnişine verilen siyasi desteğin yeniden teyidi ve Katar’ın ara buluculuk rolüne duyulan güvenin vurgulanması yer aldı. Elbette bu kararların uygulanması kolay değil; zira her başkent kendi ittifak ilişkileri, iç siyasi dengeleri ve farklı öncelikleriyle hareket etmektedir. Ancak bu ölçekte bir birlikteliğin ortaya çıkması dahi, İsrail’in saldırısının bölgesel siyasette bir dönüm noktasına işaret ettiğini göstermektedir.

Uluslararası Yankılar

Saldırının kendisi uluslararası diplomasi açısından da sarsıcı bir darbe oldu. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman el-Sani, saldırıyı “devlet terörü” olarak niteledi ve bunun hem Katar’ın egemenliğini ihlal ettiğini hem de ara buluculuk mekanizmasının itibarını zedelediğini vurguladı. Doha ayrıca Hamas’ın Katar’daki varlığının ABD ve İsrail’le daha önceden koordineli olduğunu açıkladı; bu da saldırının gerekçesiz olduğunu ve İsrail’in süreci bilinçli şekilde sabote ettiğini açığa çıkardı.

Saldırıya ilişkin uluslararası tepkiler ise keskin biçimde ayrıştı. Arap dünyası, Körfez ülkeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye devletler saldırıyı açık bir uluslararası hukuk ihlali olarak kınadı. Buna karşın Batılı başkentler daha ihtiyatlı davrandı; Washington saldırıyı sadece “talihsiz” olarak tanımlamakla yetindi ve doğrudan bir kınamadan kaçındı. Bu tavır, Körfez’de zaten kökleşmiş bir algıyı güçlendirdi: İsrail, ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında neredeyse sınırsız bir hareket alanına sahip. ABD’nin Hamas’ın vurulmasını önemli bir adım fakat Katar’da vurulmasını talihsiz olarak nitelemesi ve Rubio’nun ilk önce İsrail’e ziyaret düzenlemesi de aslında ABD’nin Ortadoğu ve Körfez’deki öncelikleri hakkında fikir vermektedir.

Körfez’de Yeni Stratejik Arayışlar

Gerçekleşen saldırı, Körfez’de yeni stratejik arayışların önünü açmakta; bu çerçevede Katar’ın güvenlik politikalarında çeşitlenmeye gitmesi ve bölgesel ile küresel düzeyde farklı aktörlerle iş birliğini artırması muhtemel görünmektedir. Bu yönelim, bir gecede gerçekleşmeyecek olsa da ABD’nin bölgedeki stratejik nüfuzunu uzun vadede aşındırabilir. Aynı zamanda Doha’nın yaşadığı ihlal diğer Körfez başkentlerinde de yankı bulmaktadır. Riyad, Abu Dabi, Kuveyt, Maskat ve Manama, Doha’nın hedef alınabilmesi hâlinde kendi şehir ve ülkelerinin de benzer saldırılara açık olduğunun farkındadır. Bu durum, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içerisinde kolektif savunma ve diplomatik dayanışma yönünde güçlü bir teşvik oluşturmaktadır.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, geçmişte İsrail ile daha yakın ilişkilere sahip olsalar da saldırının ardından Katar’a destek mesajları verdiler. İran saldırısından sonra olduğu gibi Doha’ya ilk ziyareti gerçekleştiren liderlerden birisi Muhammed bin Zayid olmuştu. Bu da aslında ambargo sonrası Doha-Abu Dabi ilişkilerinin geldiği noktayı göstermektedir. Nitekim BAE, Arap-İslam Zirvesi’nde de Devlet Başkanı Yardımcısı Mansur bin Zayid al-Nahyan gibi bir figür ile temsil edildi.

Saldırının Düşündürdükleri

İsrail’in Doha saldırısı, KİK’in uzun süredir parçalanmış olan yapısının yeniden toparlanması için bir fırsat olabilir. 2017–2021 yılları arasındaki Katar ablukasının yarattığı derin çatlaklara rağmen şimdi ortak bir dış tehdit algısı ülkeleri yeniden yakınlaştırabilir. Böyle bir birliktelik askerî entegrasyon üretmese bile diplomatik düzlemde daha uyumlu ve kararlı bir Körfez profili ortaya çıkarabilir. Öte yandan Katar’ın İsrail ile ilişkileri fiilen sona ermiş durumda. Doha, saldırının Hamas’ı değil, doğrudan Katar’ın ara buluculuk kapasitesini hedef aldığı kanaatindedir. Artık Katar’ın İsrail ile herhangi bir işlevsel iş birliği sürdürmesi beklenemez; tersine, Doha uluslararası platformlarda İsrail’i daha görünür biçimde teşhir edecek ve barış süreçlerini kasıtlı olarak sabote eden bir aktör olarak çerçeveleyecektir.

Bölgesel ölçekte bakıldığında, İsrail’in ABD’nin en kritik müttefik başkentlerinden birine saldırma cesareti, sınır ötesi operasyonların normalleşmesine yönelik tehlikeli bir eğilimin habercisidir. Binyamin Netanyahu’nun, Hamas’ın Doha’da varlığını sürdürdüğü müddetçe benzer saldırıların devam edeceğini açıkça ifade etmesi, bunun istisnai değil kalıcı bir politika niteliği taşıdığını göstermektedir. Bu yaklaşım, bölgenin yeni bir kaos dalgasına sürüklenme riskini artırmakta; zira artık hiçbir başkent kendisini bu tür saldırılara karşı bağışık hissedemeyecektir.

Sonuç olarak Doha saldırısı sadece Katar için değil, tüm Ortadoğu için bir uyarı niteliğinde. İsrail’in sınırsız hareket alanı sürdükçe diplomasiye güvenmek zorlaşacak, ara buluculuk mekanizmaları işlemeyecek ve barış olasılığı giderek uzaklaşacaktır. Bu nedenle Doha’daki saldırı bir askerî operasyon olmanın ötesinde, bölgenin geleceğine dair olumsuz senaryoların güçlü bir habercisi olarak okunmalıdır.

ORSAM  asdasd

Gökhan Ereli

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar