15 Nisan 2026 itibarıyla Sudan’daki savaş üçüncü yılını doldurmuştur. Üç yıl, bir çatışmanın geçici bir kriz olmaktan çıkıp yapısal bir düzene, öyle ki kendi kendini yeniden üreten bir savaş ekonomisine dönüşmesi için yeterlidir. Bu süre zarfında Sudan’daki mücadele, yalnızca askeri cephelerde değil; ekonomik ağlar, tedarik zincirleri ve gelir üretim mekanizmaları üzerinden de derinleşmiştir. Nitekim ORSAM’ın sahaya dayalı izleme verileri, çatışmanın zamanla kırsala yayıldığını, sivil kayıpların arttığını ve özellikle Darfur-Kordofan hattında süreklilik kazanan bir yoğunlaşma ortaya çıktığını göstermektedir. Bu çerçevede Sudan savaşı, üçüncü yılı itibarıyla klasik bir iç savaştan ziyade çok katmanlı bir ekonomi-politik mücadeleye dönüşmüş durumdadır.
Devletin çöküşünden savaş ekonomisine
Savaşın ilk yılı, Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki paramiliter Hızlı destek Kuvvetleri’nin (HDK) Abdülfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne (SSK) saldırısıyla hızla devlet kapasitesini aşındırdığı bir dönem olmuştur. Başkent Hartum’da yoğunlaşan çatışmalar, kamu kurumlarının işlevsizleşmesine ve merkezi gelir dağıtım mekanizmalarının çökmesine yol açmıştır. Bu süreç, savaşın finansmanını klasik devlet bütçesinden kopararak alternatif ve çoğunlukla gayriresmî kaynaklara yönlendirmiştir.
İkinci yıl itibarıyla çatışma Hartum merkezli olmaktan çıkarak Darfur ve Kordofan eksenine kaymış; bu durum savaşın yalnızca coğrafi olarak yayılması değil, aynı zamanda ekonomik mantığının yeniden yapılandırılması anlamına gelmiştir. Bu aşamada altın ticareti, sınır geçişlerinden alınan harçlar ve lojistik hatlar üzerinden yapılan vergilendirme savaşın temel gelir kaynakları haline gelirken; daha az görünür ancak yüksek hacimli bir emtia olan Arap sakızı da çatışma ekonomisinin önemli bir bileşeni olarak öne çıkmıştır. 2024’ün ilk yarısında yaklaşık 3700 ton Arap sakızının yağmalanması ve bunun milyonlarca dolarlık bir ekonomik değere karşılık gelmesi, bu dönüşümün somut göstergelerinden biridir.
Üçüncü yıl itibarıyla ise Sudan’daki savaş, Güney Darfur-Kordofan merkezli yoğunlaşan çatışmalar ve parçalı coğrafi kontrol alanlarına dayanan ve gelir üretim mekanizmalarının yerelleştiği bir yapıya evrilmiştir. Artık bir bölgenin kontrolü, yalnızca askeri bir üstünlük değil; aynı zamanda o bölgeden geçen ticaretin, hangi emtianın hangi rota üzerinden taşınacağının ve bu süreçten elde edilecek gelirin kontrolü anlamına gelmektedir. Bu durum, savaşın sürdürülebilirliğini doğrudan ekonomik kapasiteye bağlamaktadır.
Çatışmanın yeni mantığı: coğrafya, tedarik zincirleri ve gelir akışları
Sudan savaşının üçüncü yılında ortaya çıkan en belirgin dönüşüm, coğrafi kontrol ile ekonomik kontrol arasındaki doğrudan ilişkinin güçlenmesidir. Güney Darfur ve Kordofan hattı, yalnızca çatışmaların yoğunlaştığı bir bölge değil; aynı zamanda Arap sakızı üretim sahalarının ve kritik ticaret yollarının kesiştiği bir ekonomik koridor haline gelmiştir. Bu bağlamda özellikle HDK’nin bu bölgelerdeki üretim ve geçiş hatlarını kontrol etmesi, savaş ekonomisinde belirleyici bir avantaj sağlamaktadır.
Buna karşılık Sudan Silahlı Kuvvetleri, daha çok kuzey ve doğu hatlarında alternatif ticaret ve lojistik koridorlarını kontrol etmeyi sürdürerek ekonomik denge kurmaya yönelmektedir. Ancak bu rekabet, merkezi bir ekonomik düzen yerine parçalı ve çok katmanlı bir gelir sistemi üretmektedir. Bu sistemde üretimden ziyade geçişler üzerinden elde edilen gelirler belirleyici olmakta; yani savaş ekonomisi, “üretim ekonomisi”nden çok “geçiş ekonomisi”ne dayanmaktadır.
Bu durumun bir diğer sonucu ise tedarik zincirlerinin yeniden yönlendirilmesidir. Sudan’dan doğrudan yapılan ihracat azalırken, ürünler komşu ülkeler üzerinden yeniden etiketlenerek küresel pazara sunulmaktadır. Bu süreç hem menşe izlenebilirliğini zayıflatmakta hem de çatışma ekonomisinin küresel sistemle daha örtük bir biçimde entegre olmasına yol açmaktadır.
Üç yıllık süreçte dikkat çeken bir diğer unsur, küresel fiyat artışlarına rağmen yerel üreticilerin gelirlerinde aynı oranda bir artış yaşanmamasıdır. Örneğin, Arap sakızının uluslararası fiyatı önemli ölçüde (kaynaklar farklılaşmakla birlikte yüzde 50-100 arasındadır) yükselmiş olmasına rağmen, güvenlik maliyetleri, aracılar, yol harçları ve yağma gibi faktörler nedeniyle bu artış üreticilere yansımamaktadır. Nitekim bu durum, savaş ekonomilerinin temel özelliklerinden birini yansıtmaktadır. Yani değer zincirinin üst basamakları kazanç sağlarken, üretim aşamasındaki aktörler en kırılgan kesim olarak kalmaktadır. Dolayısıyla fiyat artışı, savaş ekonomisinde refah artışı anlamına gelmemekte; aksine eşitsizliği derinleştiren bir unsur haline gelmektedir.
Arap sakızı, gıda (kola ve şekerlemeler), ilaç ve kozmetik sektörlerinde kritik bir girdi olması nedeniyle küresel ekonomide stratejik bir öneme sahiptir. Bu durum, uluslararası aktörler açısından hem Arap sakızına erişim zorunluluğu hem de tedarik zincirinin çatışma ekonomisiyle ilişkisinin ciddi etik ve politik riskler doğurması açısından bir ikilem doğurmaktadır. Bu çerçevede küresel şirketler ve ithalatçılar, bilhassa diğer Sahel kuşağı ülkeler üzerinden tedarik kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışmaktadır. Ancak Sudan örneğinde görüldüğü üzere, ürünlerin komşu ülkeler üzerinden yeniden etiketlenmesi bu çabaların etkinliğini de sınırlamaktadır. Bu da çatışma ekonomisinin küresel piyasalara dolaylı entegrasyonunu sürdürmesine olanak tanımaktadır.
Sonuç
Sudan savaşının üç yıllık seyrine bakıldığında, çatışmanın kısa vadede sona ermesinden ziyade düşük yoğunluklu ancak süreklilik arz eden bir yapıya evrilme ihtimalinin daha güçlü olduğu görülmektedir. Savaş ekonomisinin çeşitlenmesi ve yerelleşmesi, tarafların finansman kapasitesini korumasına olanak tanımakta ve bu da çatışmanın uzamasını teşvik etmektedir. Bununla birlikte tedarik zincirlerine yönelik uluslararası müdahaleler veya bölgesel güç dengelerinde yaşanabilecek değişimler, bu ekonomik yapıyı kırabilecek potansiyele sahiptir. Ancak paramiliter güçlere dış destek kesilmediği sürece mevcut koşullar altında en olası senaryo, Sudan’da parçalı kontrol alanlarına dayanan ve ekonomik çıkarlar üzerinden sürdürülen bir çatışma düzeninin devam etmesidir.
Sudan’da üç yılın sonunda ortaya çıkan tablo, savaşın doğasının da ekonomik parametrelerle şekillendiğini göstermektedir. Artık belirleyici olan yalnızca askeri kapasite değil; gelir üretme, tedarik zincirlerini kontrol etme ve ekonomik ağları yönetme becerisidir. Bu bağlamda altının yanı sıra Arap sakızı gibi görünürde ikincil öneme sahip emtialar da savaşın finansmanında kritik bir rol üstlenmektedir. Dolayısıyla Sudan’daki çatışmayı anlamak ve çözüm üretmek için askeri dinamiklerin ötesine geçerek savaşın ekonomi-politik yapısını da analiz etmek gerekmektedir. Nitekim bu parametre dikkate alınmadığı sürece insani yardım ve diplomatik girişimler, savaşın yeniden üretildiği bu yapısal zemini dönüştürmekte yetersiz kalacaktır.