Oytun Orhan, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
Avrupa Birliği (AB)’nin genel anlamda Suriye politikasına bakıldığında ekonomik yaptırımlar ve diplomatik baskı yolu ile Esad yönetiminin politikalarını aksi yönde etkileme çabası içinde olduğu görülmektedir. Ancak AB bütün olarak bir tavır almaya çalışsa da AB üyesi ülkelerin Suriye konusunda zaman zaman farklı pozisyon aldıkları görülmektedir. Bu durum AB’nin Suriye konusundaki etkinliğini olumsuz etkilemektedir. Bazı yaptırım kararlarına ekonomik çıkarları zarar göreceği için karşı çıkan ülkelerin yanı sıra, Şam’daki AB üyesi ülkelerin büyükelçilerinin geri çağrılması sürecinde de bazı ülkeler Suriye’deki vatandaşlarını gerekçe göstererek ortak tavır alınmasına engel olmuştu. AB’nin ve üye ülkelerin Suriye konusunda ortak bir tavır belirlemesini engelleyen çok farklı çıkarların olduğunu söylemek mümkündür.
AB, olayların başladığı Mart 2011 tarihinden bu yana Suriye’ye 20’ye yakın yaptırım paketini hayata geçirdi. Bunlar arasında; petrol ve silah ticaretine ambargo uygulanması, rejimin üst düzey 128 kişisinin malvarlıklarının dondurulması ve seyahat yasağı getirilmesi, altın ve diğer değerli metallerin ticaretinin yasaklanması, Suriye şirketlerinin gerçekleştirdiği kargo taşımacılığının yasaklanması ve AB içindeki Suriye Merkez Bankası varlıklarının dondurulması gibi kararlar yer alıyordu.
Ancak Esad rejimi gibi yaşamsal tehdit altındaki yönetimler açısından ekonomik ambargoların politika değişikliğine zorlamak için etkin bir araç olmadığı aradan geçen 2 yıla yakın sürede anlaşılmıştır. AB’nin yaklaşımının temelini Suriye rejiminin kaynaklarını kısarak yönetim üzerindeki iç baskıyı artırarak değişimi sağlama düşüncesine dayanıyordu. Buna karşılık yaptırımlar yaşamsal tehdit altındaki Esad yönetiminin politikalarını değiştirmeyi başaramadı. Suriye muhalefeti ve halkı arasındaki genel algı da Avrupa Birliği’nin söylem düzeyinde çok aktif olduğu, Esad’ı eleştirdiği ancak siyasi ve askeri anlamda atılan somut adımların sınırlı olduğu yönündedir.
Ancak AB, Suriye meselesinin insani boyutuna katkı anlamında önemli adımlar atmaktadır. Suriye’de artan insani yardım ihtiyaçlarını karşılayabilmek için önemli miktarlarda fon aktarmaktadır. Avrupa Komisyonu Suriye krizinden etkilenen insanlara yardım etmek için son olarak Ocak 2013 ayı içinde 30 milyon Avro tutarında ilave insani yardım desteği sağlayarak toplam katkısını 126 milyon Avro'ya çıkarmıştır. Yeni yardım paketi ile birlikte Suriye'de bulunan yaklaşık 2 milyon insana ve Suriye sınırını geçerek kaçan 474.000'in üzerindeki Suriyeliye yardım edilmesi amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra söz konusu fon ile Suriye içinde, Ürdün'de ve Lübnan'da yerinden edilmiş insanlara ev sahipliği yapan topluluklara da insani yardım sağlanması planlanmaktadır. Yeni mali desteğin; yaralılar ve acil tedaviye muhtaç diğer insanlara sunulacak sağlık hizmetlerini, barınma, gıda, su, kanalizasyon ve ev gereçlerini kapsaması planlanmaktadır. Bu son fon aktarımı ile Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği üye ülkeleri tarafından sağlanan insani yardım 310 milyon Avro'nun üzerine çıkarak krize yönelik bütün uluslararası insani yardımların yarısından fazlasına karşılık gelmiştir. Gelinen noktada, AB'nin insani yardım amaçlı fonlarının E'i Suriye içinde kullanılmak üzere ayrılmışken geri kalanı da Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Irak arasında bölüştürülmüştür. Bunlara ilaveten Avrupa Birliği'ne üye devletler (Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Lituanya, Lüksemburg, Hollanda, Polonya, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, Birleşik Krallık) 208 milyon Avro’nun'nun üzerinde bir insani yardım fonu seferber etmiştir. Ayrıca Türkiye’nin talebi üzerine ve mülteci nüfusunun önemli ihtiyaçlarına yanıt verebilmek amacıyla, AB Türkiye özelindeki desteğini 25 milyon Avro’luk bir fon ile arttırma kararı almıştır.[1]
Suriye’de mücadele tamamen silahlı gruplar arasında sürdürülmektedir. Bu durumun sonucu ise her gün ölen yüzlerce sivil insan, bütün altyapısı, tarihi, ekonomisi her geçen gün yıkıma uğrayan bir ülkedir. Mevcut dengeye yeni bir girdi olmadığı sürece de mevcut istikrarsızlık artarak devam edecektir. Daha olumsuz olan ise rejim yıkılsa dahi artık Suriye’de istikrarı tesis etmenin her gün zorlaştığıdır. Dolayısıyla Suriye’deki sorunun insani boyutu giderek kötüleşecektir. Güvenlik arayışı içindeki Suriye halkı evlerinden, köylerinden, kasabalarından göç etmektedir. Suriye’de hem dış hem de iç göç yaşanmaktadır. Ocak 2013 ayı itibarıyla 171.000’i Ürdün, 163.000’i Türkiye, 159.000’i Lübnan, 77.000’i Irak ve 14.000’i Mısır olmak üzere toplamda 600 bine yakın Suriyeli mülteci evlerini terk ederek komşu ülkelere sığınmıştır ve kamplarda yaşamaktadır. Esasen komşu ülkelerde yaşayan Suriyeli sayısı bunun da üzerindedir. Kamplarda yaşamayan, kendi imkanları ile komşu ülkelerde evlerde yaşayan ve sayıları tam olarak bilinmeyen on binlerce Suriyeli bulunmaktadır. İç göç açısından ise durum daha vahimdir. Çeşitli ülke ve kurumlardan Suriye’ye ulaşan yardım miktarı ise zorunlu göç için gerekli yardım miktarının ancak T’ünü karşılayabilmektedir. AB’nin katkısı ne kadar önemli olsa da, Suriye sorunu ortak hareket etmeyi gerektiren bölgesel hatta daha geniş boyutlu bir sorun haline gelmiştir. Bölgesel barış ve güvenlik tehdit altındadır. Bu çerçevede Suriye konusunda ortak bir tavır belirlenmesi zorunluluk haline gelmiştir. Bu çerçevede göçlere maruz kalan ülkelere daha fazla yardımda bulunulması gerekmektedir.
[1] Bu bilgiler Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu web sitesinden alınarak derlenmiştir.