Dr. Barış Çağlar, Uluslararası Güvenlik Uzmanı, [email protected]
Son zamanlarda Ortadoğu ittifak dinamikleri açısından önemli iki gelişme oldu. Bunlardan ilki, Amerikan hükümetinin İran’ı sorumlu tuttuğu suikast girişimi iddiası.[1] Diğeriyse, Almanya’nın Suudi Arabistan’a tank satışı kararı alması.[2] Bu gelişmeler Ortadoğu politikaları açısından ne anlam ifade ediyor? Bu soru üç kısımda cevaplanabilir: Suudi Arabistan-İran ilişkileri, Amerika-Suudi Arabistan ilişkileri ve İran’a karşı oluşmuş koalisyon. Bu yazıda, tank satışının ve suikast iddiasının iç içe geçmiş bu üç alana yansımaları üzerinde durulacak ve devletlerin hangi alanlarda ayrışıp, hangi alanlarda birleştikleri yani bölgeye dair ittifak ya da saflaşma politikalarının son durumu ele alınacaktır.
Amerika’nın İran’ı sorumlu tuttuğu Suudi Arabistan’ın Amerika büyükelçisine suikast girişimi iddiası içinde bulunulan konjonktürde anlamlıdır; çünkü suikast iddiası, devletlerin saflaşmalarına etkisi nedeniyle önemlidir. Dolayısıyla, öncelikle hangi devletlerin yakınlaştıkları yada karşı kamplara ayrıldıklarını anlatan konjonktür/toplu-durum ele alınmalıdır.
Suudi Arabistan-İran ilişkileri özellikle İran devrimi sonrası rekabet odaklı olarak gelişmiştir. Ortadoğu politikalarını önemli ölçüde etkileyen bu derin rekabet, iki devletin çatışan çıkarlarından ileri gelmektedir. Çatışan çıkarları bir yandan farklı özelliklerinden kaynaklanırken, diğer yandan ortak jeopolitik hırslarından kaynaklanır. İlk fark, mezhep faktörüdür. Biri Sünni, diğeri ise Şii’dir ve heriki devlet de kendini İslam dünyasının doğal lideri olarak tanımlamaktadırlar. İkinci faktör, etnisitedir. Ortadoğu özelinde etnisitenin önemi abartılamayacağından[3], Pers ve Arap olmak rekabetin kültürel ve milliyetçi yüzünü oluşturmaktadır. Farklı özelliklere dayanmayan, ortak jeopolitik hırslarıysa iki devletin ilişkilerini daha da kızıştırmaktadır: Her iki devlette bölgedeki başat güç olmaya çalışmaktadırlar ve her ikisi de petrol fiyatlarını kontrol etmek istemektedirler.
Son dönemde tüm bu faktörlerin aktif hale geldiği keskin rekabet alanı Suriye’dir. İran nüfus alanını genişletmek için Suriye’ye yakınlaşmıştır ve Suriye ile adı konmamış bir ittifak kurmuştur. Bu yakınlaşma, İran’a Hizbullah’ı güçlendirme imkânı tanımıştır. Bu sayede Hamas’a da etki edebilmekte ve Akdeniz’e kadar etkisini yayabilmektedir. Bu konumlanma İran’ı Filistin-İsrail meselesine de dahil etmektedir. Suriye rejiminin çökmesi ya da yeni bir Sünni Suriye rejimi, İran’ın hem Akdeniz’de hem Irak’ta hem de Filistin-İsrail meselesindeki ağırlığının belirgin biçimde azalması demek olacaktır. Dolayısıyla, Suriye’deki Arap Baharı adı altındaki gelişmeler İran’ın çıkarlarına ters düşerken; Suriye de muhtemel bir rejim değişikliği, İran etkisini epey azaltacağından, Suudi çıkarlarına uygundur.[4] Tam da bu noktada, Suudi Arabistan İsrail ile yaşanacak herhangibir çatışma olsun istememektedir. Çünkü bu durum Suriye’ye içteki protestoları İsrail’e karşı mücadeleyi zayıflatıcı olarak resmetme imkânı verecektir. Böylece Suriye İran’ı açıkça desteğe çağırabilecektir. Bu da Suriye rejiminin güçlenmesi ve beraberinde İran’ın güçlenmesi anlamına gelecektir.
Öte yandan, Bahreyn’deki protestolar İran ile Suudi Arabistan arasındaki mücadele alanlarından bir diğerini oluşturmuştur. Suudi Arabistan, kendi ülkesindeki(Awamiyah) ve Bahreyn’deki ayaklanmaların ardında İran’ı görmektedir.[5]Buna karşılık, İran da Bahreyn’de mevzi kaybettiğini düşünmektedir çünkü Suudi Arabistan Bahreyn’deki ayaklanmaya askeri kuvvet göndererek cevap vermiştir.[6]
İşte bu konjonktürde Amerikan’ın gündeme getirdiği suikast iddiası Suudi-İran rekabetini kızıştırırken, iddianın bizzat kendisi -ister ispat edilsin ister edilmesin- Amerika’ya İran’a karşı sertleşme imkânı vermiştir. Bu da Amerika’yı Suudi Arabistan’a yakınlaştırarak, Suudi Arabistan’ı son dönem içinde bulunduğu izolasyondan çıkarmaktadır. Suudi Arabistan bir süredir kendisini Arap Baharı rüzgârında güvensiz hissetmeye başlamış, Amerika ve diğer ülkelerin reform çağrılarıyla sıkışmıştır. Hem İran’a karşı güçlenmek için hem de üzerindeki reform baskısını atmak için Suudi Arabistan bir süredir Amerika’dan İran’a karşı aleni bir duruş beklentisi içindeydi ve İran-karşıtı Amerikan-Suudi müttefikliğinin kan tazelemesini istemekteydi. Suikast iddiası, bunu gerçekleştirmenin önünü açmaktadır. Suudi-Amerikan işbirliğini artıracak bu gelişme, aynı zamanda Amerika’nın bir süredir istikrarsız bir şekilde yürüttüğü İran’ın nükleer silah programı sorununa daha fazla eğileceğinin ve İran’a baskısını artacağının sinyalidir.
Amerika’nın Suudi Arabistan’a yakınlaşmasının önemi, iki devletin son on yıldaki sorunları hatırlanmadan yeteri kadar anlaşılamayabilir: Amerika’nın 2003’te Irak’a girmesi ve Saddam Hüseyin rejimine son vermesi (her ne kadar S.Arabistan’ın ihtilaflı olduğu bir yönetimi bitirdiyse de) Irak’a ağırlıklı olarak Şii bir yönetim getirdiği için Suudi Arabistan’ı rahatsız etmişti. İran etkisine açık hale gelen Irak, Suudi Arabistan için hem iç politikada hem dış politikada ciddi bir endişedir. İkinci olarak, 11 Eylül’ün gerçekleştirilmesinde etkin olan Suudi unsurlar iki devlet arasındaki bağları bir miktar zedelemişti. İlişkilerdeki üçüncü sorunlu noktaysa, Obama yönetiminin ilk yıllardaki politikaları olan Müslüman dünyaya açılım doğrultusunda İran’la ilişkiler konusunda eskiye nazaran daha ılımlı ve diyaloga açık tavrıydı. Ve nihayet, Amerika’nın Arap Baharı tavrı da ilişkileri olumsuz etkilemişti.[7]Amerika’nın ayaklanmalara desteği Suudi-Amerikan bağlaşmasını test etmişti.[8]
İşte tüm bu gelişmelerin ardından gelen suikast iddiası safları belirginleştirmiştir. Amerika ve Suudi Arabistan önümüzdeki dönem İran için çemberi daraltacaktır. Bu da değerlendirmeyi İran-karşıtı koalisyondaki son duruma getirmektedir. Bölgede İran karşıtı koalisyonu oluşturan başlıca ülkeler Amerika, Suudi Arabistan ve İsrail’dir.
Yeni gelişme ise bu koalisyona Almanya’nın eklenmesidir. Almanya, uzun yıllar boyunca, hükümette hangi partinin olduğuna bakmaksızın kriz bölgelerine silah satışına karşı olmak prensibine sadık kalmıştı. Bu köklü dış politika prensibi, politik görüş ayrılığına bakılmaksızın gerek Helmut Schmidt, gerek Helmut Kohl gerekse Gerhard Schröder tarafından hayata geçirilmişti. Fakat bu prensip 2011 Haziran sonu itibariyle değişti ve Federal Güvenlik Konseyi’nde tarihi bir karar alındı. Almanya, Suudi Arabistan’a 200’den fazla tank satma kararı aldı.[9] Satılacak olan Leopar 2A7+ model tanklar Almanya’nın en modern tankları. Kararın tarihi olmasının nedeniyse, Avrupa Birliği üyesi Almanya’nın insan hakları faktörünü geri plana itmesinde yatmaktadır.
Alman savunma endüstrisi için çok karlı olacak bu satış, Almanya’nın İsrail’in güvenliğini tehdit edebilecek bir ülkeye satış yapmamak prensibini zorlayabilirdi. Alman hükümetinin İsrail hükümetiyle çeşitli seviyelerde yaptığı görüşmelerden sonra kararın alınmasına bir engel olmadığı ortaya çıktı.[10]İsrail satışa itiraz etmiyordu. Nedeniyse, İsrail’in son dönemde S.Arabistan’la ilişkilerinin iyi olması. Son yıllarda Suudi Arabistan ve İsrail arasında artan görüşmeler iki devleti İran’ın nükleer çabalarına karşı işbirliği yapmak noktasına getirdi. Bahreyn’in isteği üzerine S.Arabistan’ın Manama’ya yolladığı tanklar çok eski tanklardı. Alman tanklarıysa teknolojik olarak çok üstün ve engel kaldırıcı özelliğiyle protestolara karşı etkili bir caydırıcı olabileceği gibi muhtemel bir İran-karşıtı harekâtta da kullanılabilir.[11]
İran-karşıtı koalisyon, üyelerinin farklı değer ve ilkeler savunagelmeleri açısından tuhaftır. Tank satışı, Almanya’nın güç politikasında belirleyici bir unsur olarak yerini almaktadır. Aynı zamanda, bu satış, dış politika çıkarlarını kadınların araba dahi süremedikleri bir ülkedeki insan hakları konusunun üstüne çıkarmaktadır. Bu gelişme Avrupa Birliği politikaları çerçevesinde bakıldığında önemlidir. Bu tespit birçoklarına şaşırtıcı gelmeyebilecekse de, dış politikadaki liberal rüzgârların sınırlarını hatırlatır nitelikte olması nedeniyle manidardır. Benzer bir husus, Suudi Arabistan-Amerika ilişkileri için de geçerlidir. Belli bir halk kesiminin isteklerinden ziyade kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden devletler, bir ülkedeki ayaklanmayı desteklerken, diğer bir ülkedekini bastırmaya yönelebilmektedirler. Konumuz bağlamında diğer bir örnekse, Suudi Arabistan’ın Bahreyn’deki ayaklanmayı bastırırken, Suriye’deki karışıklığı ezilen Sünnilerin davası olarak değerlendirmesidir. Dolayısıyla, destek oldukları kesime dair liberal söylemlerinin yoğunluğuna rağmen, devletlerin gruplaşmaları ya da kamplaşmaları insan hakları referanslı olmayıp çıkar esaslı olarak cereyan etmeye devam ediyor.
Kaynaklar
[1]Mark Hosenball and Parisa Hafezi, “Saudis, US trade charges with Iran over plot” Reuters, http://www.reuters.com/article/2011/10/12
/us-usa-security-iran-idUSTRE79A5E020111012, Washington/Tehran,Wed Oct 12, 2011 7:53pm EDT
[2]Holger Stark, “The Merkel Doctrine-Tank Exports to Saudi Arabian Signal German Policy Shift” Der Spiegel Online International, 14.10.2011, http://www.spiegel.de/international/world/0,1518,791380,00.html
[3]Saud Al-Zahed, Al Arabiya News, “Hatred of Arabs deeply rooted in Persians says Iranian intellectual” Sunday Oct.9 2011, http://www.alarabiya.net/articles/2011/10/09/170927.html
[4]Muhammad Atef Fares, “Face to Face: Syria’s unrest has shaken up the regime’s relationship with Iran and Saudi Arabia”, Syria Today, Oct.2011, http://www.syria-today.com/index.php/focus/16602-face-to-face
[5]“GCC Slams Iran Over Bahrain” Saudi Gazette
http://www.saudigazette.com.sa/index.cfm?method=home.
regcon&contentID=2011040497489&archiveissuedate=
04/04/2011;http://weekly.ahram.org.eg/2011/1068/re9.htm
[6]“Saudi Intervention in Bahrain was a strategic mistake:official” Tehran Times, 23 Oct 2011, http://tehrantimes.com/index.php/politics/3851-sau
di-intervention-in-bahrain-was-a-strategic-mistake-official
[7]Nawaf Obaid, “Amid the Arab Spring, a U.S.-Saudi Split” The Washington Post http://www.washingtonpost.com/opinions/amid-t
he-arabspringaussaudisplit/2011/05/13/AFMy8Q4G_story.html
[8]Marina Ottaway, Christopher Boucek, Marwan Muasher, Abdulaziz Sager, Mustapha Alani, Gregory Gause, Char Freeman, Christian Koch Monday, “Ten Years After 9/11: Managing U.S.-Saudi Relations” Carnegie Endowment for International Peace, http://carnegieendowment.org/2011/09/12/ten-years
-after-9-11-managing-u.s.-saudi-relations/4h4m, September 12, 2011
[9]Holger Stark, “The Merkel Doctrine-Tank Exports to Saudi Arabian Signal German Policy Shift” Der Spiegel Online International, 14.10.2011, http://www.spiegel.de/international/world/0,1518,791380,00.html
[10]Der Spiegel, http://www.spiegel.de/international/world/0,1518,791380-2,00.html
[11]“Germany Arms Saudis Against Iran”, Global Issues, http://www.globalissues.org/news/2011/07/25/10615