Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Trump’ın Sarstığı Küresel Düzende Ortadoğu Ekonomileri

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, “Kurtuluş Günü” olarak nitelendirdiği 2 Nisan 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, tüm ülkelere yönelik %10 oranında temel bir gümrük tarifesi uygulanacağını, bunun yanı sıra birçok ülkeye de bu ülkelerin ABD’ye karşı uyguladığı ticaret engellerine paralel olarak karşılıklılık ilkesine dayalı daha yüksek tarifelerin getirileceğini bildirmiştir. Trump bu duyurudan bir hafta sonra tarifeleri müzakere etmek isteyen ve ABD’nin hamlesine karşı bir misilleme uygulamayan ülkeler için ek tarifelerin 90 gün süreyle askıya alınacağını açıkladı. Şu anda küresel ekonomi tam anlamıyla derin bir belirsizlik içerisine girdi. Trump yönetimi kimlerle neyi, nasıl müzakere edecek;  masaya ne kadar ortak paydada buluşmak için ne kadar Amerikan tarafını tatmin etmek için oturulacak; diğer ülkelerden kim buna ne kadar istekli ve ne kadar hazır olacak, bunların hepsini önümüzdeki hafta ve aylarda göreceğiz. Şu anda net olan tek bir husus var, o da küresel ticaret sisteminin derin bir sarsıntı içerisinde olduğu ve bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıdır.

Bu durum şüphesiz ki Ortadoğu ülkelerini -ki bu ülkelerin içerisinde ABD’nin müttefikleri ve serbest ticaret ortakları da var- yakından ilgilendirmektedir. Bazı tarife oranlarında müzakereler sonrasında indirimlerin olması mümkündür. Ancak bundan bağımsız olarak 2 Nisan tarifelerinin arka planında yer alan ABD’nin yeni ticaret politikası, Ortadoğu ülkeleri açısından kısa ve orta vadede ciddi zorluklar doğuracak ve bu ülkelerin söz konusu yeni duruma uyum sağlamalarını gerektiren bir süreci beraberinde getirecektir. Bununla birlikte uzun vadede söz konusu politikalar bu ülkelerin daha dirençli ve çeşitlendirilmiş ekonomik yapılar inşa etmeleri yönündeki dönüşüm süreçlerini hızlandıracak bu dönüşümü daha büyük ve acil bir gereklilik hâline getirerek aslında potansiyel olarak fayda da sağlayabilecek bir dinamik niteliği taşımaktadır.

ABD’nin Ortadoğu’da her şeyden önce petrol ve doğal gaza yönelik çıkarları vardır. Trump yönetimi de 2 Nisan tarifelerinin enerji ürünlerinin ABD’ye ithalatını kapsamayacağını açıkladı. Ancak yine de iki sebepten dolayı, bölgedeki enerji üreticisi ve ihracatçıları tarifelerden ciddi bir şekilde etkilenecekler. Birincisi, her ne kadar bu ülkelerin ABD’ye sattıkları petrol ve doğal gaz yüksek vergi kapsamına da girmese de enerji ihracatının rakamsal tutarı ABD’nin söz konusu ülkeye yönelik tüm ürünler bazında uyguladığı tarifelerin hesaplanmasında belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Trump yönetimi, 2 Nisan tariflerini hesaplarken “karşılıklılık” mantığı içerisinde,  ilgili ülkenin kendisine uyguladığı ortalama tarifeyi değil o ülkeye karşı verdiği ticaret açığını esas aldı. Aslında uygulanan formül oldukça basittir:

Tarife oranı = İlgili ülkenin ABD’yle olan ticaret fazlası / ilgili ülkenin ABD’ye toplam ihracatı.

Bu oranın düşük olduğu ya da söz konusu ülkenin ABD’yle ticaretinde açık verdiği için ekside olduğu durumlarda ise yüzde 10’luk standart bir tarife uygulandı.

Bu durumda ABD’ye yüksek miktarda enerji ürünü satan ancak buna karşılık ABD’den pek bir alım yapmayan ülkeler (Irak, Cezayir, Libya) çok yüksek tarifelerle karşı karşıya kalırken Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt gibi ABD’ye enerji satan ama bu ülkeden başka ürünler de alan ülkelere nispeten daha düşük tarifeler yazıldı. Başka bir deyişle örneğin Suudi Arabistan, ABD’ye 2024’te yaptığı çoğu petrol olan 13,9 milyar dolarlık ihracatına karşı bu ülkeden 13,8 milyar dolarlık makine ve uçak aldığı için ya da Kuveyt yine tamamına yakını petrol olan 1,75 milyar dolarlık ihracatına karşılık 2,41 milyar dolarlık ithalat yaptığı için; BAE ise -herhalde Trump’ın bu anlamda bölgedeki en favori ülkesi olarak- ABD’ye 7,8 milyar dolarlık petrol ve alüminyum satıp ABD’de yaklaşık üç buçuk katı tutarında, 26,9 milyar dolarlık alım yaptığı için yüzde 10’luk en düşük tarife diliminde yer almaktadırlar. Ancak her hâlükârda, enerji üreticisi ülkeler açısından, ABD’ye ne kadar fazla petrol ve doğal gaz ihracatı gerçekleştirilirse diğer tüm ürün gruplarında karşı karşıya kalınacak tarife oranlarının da o ölçüde yüksek olacağı bir durum ortaya çıkmıştır. Bu tarifelerin aşağı çekilebilmesinin ise esasen ABD’den daha fazla mal ithal edilmesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan 2 Nisan tarifeleri ve sonrasında oluşan belirsizlik petrol fiyatlarını da etkilemektedir. Bu da Ortadoğu’nun üretici ülkeleri için önemli bir durumdur. 2 Nisan’da 74,95 dolar olan Brent ham petrol varil fiyatı 8 Nisan’da 62,82 dolara kadar inerek Aralık 2021’den beri en düşük seviyesini gördü. Her ne kadar doksan günlük ertelemenin ardından fiyatlar yeniden toparlanma eğilimi gösterse de (bu makalenin kaleme alındığı 22 Nisan itibarıyla varil başına 67,21 dolar düzeyinde), söz konusu toparlanmanın kalıcılığı, büyük ölçüde bu süreçte yürütülecek müzakerelerin gidişatına ve erteleme süresinin sonunda ortaya çıkacak tabloya bağlıdır. Zira bu gelişmelerin, petrol fiyatları üzerinde belirleyici ve sert dalgalanmalara yol açabilecek potansiyele sahip olduğu değerlendirilmektedir. Buna ek olarak ticaret savaşları nedeniyle dünya genelinde ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması ve dolayısıyla enerjiye talebin azalması da talebi aşağı doğru baskılayacaktır. Tüm bunlar hâlen büyük ölçüde enerji ihracatına bağımlı ülkeler açısından -her ne kadar petrol ve doğal gazı ABD’ye vergisiz satabileceklerse de- büyük olumsuzluklar yaratma potansiyelini taşımaktadır. Örneğin Suudi Arabistan’ın bütçesinin dengeleyici düzeyde kalabilmesi için petrol fiyatlarının varil başına 96 doların altına düşmemesi gerekmektedir. Ancak mevcut durumda fiyatlar, bu seviyenin dahi yaklaşık üçte ikisi oranında seyretmektedir.

Enerji dışı sektörlere ağırlık veren ülkeler de tarifelerden ciddi anlamda olumsuz etkilenecektir. Örneğin tekstil ve hazır giyimde artık küresel bir üretim merkezî hâline gelen Mısır pazarını ve rekabet gücünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Benzer bir durum Fas’ın otomotiv sektörü veya Cezayir’in yapı malzemeleri sektörü için de geçerlidir ve liste daha da uzatılabilir. Tüm bu durumlarda ihracatın kısıtlanması, ithalatın maliyetinin artması, enflasyonun yukarı doğru tetiklenmesi ve bu ülkelerin tedarik zincirlerindeki konumlarının tehdit altına girmesi söz konusu olacaktır.

Bu bağlamda Suriye, dikkat çekici bir örnek teşkil etmektedir. Yaptırımlar altında bulunan bu ülkenin ABD ile ticaret hacmi her ne kadar oldukça düşük olsa da mevcut ticaretin dengesizliği nedeniyle Trump’ın tarifelendirme formülü uyarınca yüksek oranlı gümrük tarifelerine maruz kalmıştır. Suriye, 2024’te ABD’ye 11,2 milyon dolarlık ihracat ve 2 milyon dolarlık ithalat yapmıştır. Rakamlar çok düşük olsa da beş katından fazla bir ticaret fazlasına sahip olduğu için yüzde 41’lik tarifeyle karşı karşıyadır. Şu anda bu pek bir şey ifade etmese de tarifenin bu seviyede kalmasının Suriye’nin çatışma sonrası normalleşmesini ve yeniden inşasını nasıl olumsuz etkileyeceğini tahmin etmek güç değildir. ABD’nin yaptırım uyguladığı diğer bir ülke olan İran’a ise yüzde 10’luk bir asgari tarife uygun görülmüştür çünkü bu ülke geçtiğimiz yıl ABD’ye yaptığı 6,3 milyon dolarlık toplam ihracata karşı ABD’den 90,8 milyon dolarlık ithalat yapmıştır.

ABD ambargo uyguladığı İran’a yüzde 10’luk tarife uygularken serbest ticaret anlaşması yapmış olduğu İsrail’e (1985’den beri yürürlükte) yüzde 17, Ürdün’e (2001) yüzde 20, Fas’a (2006), Bahreyn’e (2004) ve Umman’a da (2009) yine yüzde 10 oranında tarife uygulamaktadır. Bunun temel nedeni serbest ticaret anlaşmalarının mevcut uygulamada belirleyici bir etkiye sahip olmamasıdır. ABD, ticaret fazlası verdiği ülkelere daha yüksek oranlı tarifeler uygularken kendisine karşı ticaret açığı veren ülkelere ise %10’luk temel tarife oranını uygulamaktadır. Serbest ticaret anlaşmalarının bu şekilde geçerliliklerin yitirmesi ise kurallara ve güvene dayalı bir küresel ticaret düzenine vurulmuş şimdilik son ve büyük bir darbe olarak karşımıza çıkmaktadır.

Peki şimdi ne olacak? Kısa vadede bazı tarife oranları değişebilir, bazıları aynı kalabilir hatta artabilir. Ancak esas mesele küresel ekonominin şu anda yeniden şekilleniyor olmasıdır. Tarife oranlarından bağımsız olarak bu yeni oluşan düzende artık ülkelerin mümkün olduğunca dışa az bağımlı, kendine yeter ve sürekli olarak kendi kapasitesini geliştirir bir durumda olmaları gerekmektedir. Bu anlamda ABD’nin yeni tarifeleri, uzun vadede Ortadoğu ülkelerinin ihtiyaç duydukları, birçoğunun da aslında hâlihazırda başlamış oldukları yapısal dönüşüme hız kazandırmaları için vesile olabilir. Enerji üreticisi ülkeler petrol ve doğal gaz gelirine daha az bağımlı buradan elde ettikleri geliri diğer sektörlerin gelişimi için daha etkin kullanabilen bir yapıya dönüşmeyi amaçlıyorlar. Tekstil, otomotiv, gıda gibi alanlarda atılım yapan ve ihracata yönelen ülkeler katma değeri artırarak dünya pazarlarında kendilerine daha fazla pay bulmayı, yeniden şekillenen küresel değer zincirlerinde daha merkezî bir konumda olmayı hedeflemektedirler. Tüm bu ülkeler için pazarlarını çeşitlendirmek, tek bir pazara ya da tek bir ürüne bağımlı kalmamak, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda yeni işbirliği imkânları yaratmak, genel olarak kendi kapasitelerini ve katma değer üretme becerilerini artırmak öncelikli konular olarak gündemde yer almaktadır. Çünkü aslında oluşan bu yeni düzende başka bir seçenekleri de yoktur. Trump’ın tarifeleri ise bu süreci hızlandıran, yapısal reformların aciliyetini ve hayati önemini ortaya koyan bir gelişme olarak değerlendirilebilir. ABD başkanının küresel ticareti bu şekilde şiddetli bir şekilde sarsması Ortadoğu ülkelerinin kendilerini küresel ekonomide daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde konumlandırmaları için aslında bir imkân sağlamaktadır.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar