Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğuna Saldırı ve Düşündürdükleri

Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
2 Eylül 2013 tarihinde Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’na ait olan ve Erbil’e gitmek üzere yola çıkan 3 araçlık konvoy bombalı saldırıya uğradı. Türkiye’nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz’ın da içerisinde bulunduğu araçlarda maddi hasar meydana geldi. Sabah saatlerinde Musul şehir merkezindeki Maviye semtinde meydana gelen olayda, konvoyu geçmek isteyen bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada, araçtaki kişiler hayatını kaybetti. Musul Başkonsolosluğu’na ait araçların zırhlı olması, Başkonsolosluk mensuplarını büyük bir faciadan kurtardı. Bu saldırıyı 15 Temmuz 2013’te Ahmet Yazal’ın yerine göreve başlayan Türkiye’nin yeni Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz’ın da zorlu bir ortamda görev yapacağının göstergesi olarak nitelendirmek mümkündür. Bu durum sadece Musul Başkonsolosluğu için değil, Türkiye’nin Irak’taki diğer diplomatik misyonları için de geçerlidir. Nispeten Erbil’deki güvenlik durumunun iyi olması ve Türkiye ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ilişkilerindeki olumlu hava nedeniyle Erbil Başkonsolosluğu’nun daha rahat bir ortam içerisinde olduğu söylenebilir. Ancak bu saldırı Türkiye’nin hem Bağdat Büyükelçiliği’nin hem de Basra Başkonsolosluğu’nun da hedef haline gelebileceğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.
 
Bilindiği gibi 2012 yılı içerisinde Irak’ta Türkiye’nin Bağdat, Musul ve Basra diplomatik misyonlarına yönelik saldırılar yapılmıştır. Bunların pek çoğu medyaya yansımasa da özellikle Musul Başkonsolosluğu’na yönelik Mart ayından itibaren 2012 yılı içerisinde 4 kez saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırılarda şans eseri can kaybı yaşanmazken, ciddi maddi hasarlar meydana gelmiştir. Türkiye’nin yeni Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz’ın görevine başlamasından 1,5 ay gibi kısa bir süre sonra Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu konvoyuna yönelik olarak yapılan saldırı, Türk diplomatik misyonlarının doğrudan hedef alındığının bir kanıtı olarak ifade edilebilir. Aynı zamanda bu saldırıyla görevine yeni başlamış olan Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz için de bir gözdağı mesajı verilmek istendiği de düşünülmektedir. Irak gibi güvenlik ve istikrarın son derece kötü olduğu, her gün neredeyse ortalama 50 kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı bir ülkede yaşanan saldırılar rutin bir olay gibi gözükse de Türk diplomatik misyonlarının arka arkaya doğrudan hedef alınmasını bir tesadüf olarak değerlendirmek mümkün değildir. Olayın rahatsız edici tarafı son saldırı haricinden Türk misyonlarına (özellikle Musul Başkonsolosluğu) yapılan saldırıların Irak medyası tarafından dile getirilmemiş ya da saklanmış olmasıdır. Bu durum akıllarda soru işaretleri bırakmaktadır. Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu, Irak’ın Musul ilinde bulunan tek diplomatik misyon olma özelliğini taşımaktadır. Bu açıdan özellikle Musul ve çevresinde yaşayan Irak halkının sempatisini kazandığını söylemek mümkündür. Zira Musul, Irak’ın hatta dünyanın en tehlikeli şehirleri arasında gösterilirken, Türk diplomatik misyonunun burada olması, bölge halkı açısından takdir toplamaktadır. Özellikle bölgede yaşayan Türkmen varlığı dikkate alındığında Türkiye’nin Musul’daki diplomatik misyonu farklı bir anlam kazanmaktadır. Türkiye’nin diplomatik misyon olarak Musul’daki varlığı bile bölgedeki Türkmen halkının Irak’taki kimlik ve hak mücadelesinde manevi bir güç olarak değer katmaktadır.
 
Öte yandan Musul ve çevresine yatırım yapmak isteyen Türk vatandaşlarına da kolaylık sağlamakta, böylece Türkiye ile Musul ve çevresinde yaşayan halk arasında bir bağlantı kurulmasına vesile olmaktadır. Nitekim Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nun 1995’ten kapatıldıktan sonra 2007’de yeniden açılmasıyla Türkiye’nin bölgedeki etkisi hissedilir derecede artmıştır. Bu yüzden Türkiye’nin bölgedeki varlığından ve etkisinden rahatsız olan taraflar Türkiye’yi hedef seçmektedir. Özellikle Suriye’de 2011’de olayların başlamasının ardından 2012’de Musul Başkonsolosluğu’na yönelik yapılan saldırılarda artış yaşanması, Türkiye’nin bölgedeki proaktif dış politikasına yönelik bir saldırı olarak değerlendirilebilir.
 
Burada asıl sorumluluk Irak hükümetine düşmektedir. 2003’ten sonra Irak’ta yeniden yapılanma süreci içerisinde bu ülkeye her alanda destek sağlamış olan Türkiye’nin diplomatik misyonlarına yönelik olarak yapılan bu saldırılar karşısında çözüm üretici önlemler alınmalı, bu saldırıların önüne geçilmesine çalışılmalıdır. Türkiye ile Irak arasındaki siyasi ilişkilerde olumsuz bir hava olmasına rağmen, Irak yetkili makamları Türkiye’nin diplomatik misyonlarını hedef gösterici açıklamalardan kaçınmalıdır. Özellikle 2012 ve 2013 yılının ilk yarısında Irak hükümeti tarafından özellikle Türkiye’nin Musul ve Basra Başkonsolosluklarını hedef haline getiren açıklamalara şahit olunmuştur. Irak gibi güvenlik ve istikrarın son derece sıkıntılı olduğu bir ülkede diplomatik misyonlarına yönelik suçlayıcı açıklamalar, bu ülkeleri hedef haline getirmekte ve ilişkileri daha da bozmaktadır. Türkiye ile Irak pek çok noktada ortak kaderi paylaşmaktadır. Herşey bir tarafa Türkiye ve Irak bir sınır komşusudur. Bu nedenle her iki ülkede de yaşanan gelişmeler doğrudan diğer tarafı etkilemektedir. Bu noktada kader birliği içerisinde olan iki ülke arasındaki diplomatik ve siyasi tavırdan vazgeçilmesini sağlayacak ve fitne yaratacak üçüncü tarafların bu ilişkilere müdahale etmesinin önüne geçilmelidir.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar