Ortadoğu’da son dönemde tırmanan ABD/İsrail-İran gerilimi, taraf ülkeleriyle sınırlı kalmamakta; bölgedeki kırılgan devletleri ve çok katmanlı güvenlik sahalarını da doğrudan etkilemektedir. Bu çerçevede Irak, jeopolitik konumu ve İran’a yakın silahlı grupların varlığı nedeniyle gerilimin en görünür yansımalarının ortaya çıktığı ülkelerden biri hâline gelmiştir. Irak topraklarında ABD askeri varlığının bulunması, İran’a bağlı ya da İran’a yakın silahlı grupların etkinliği ve İsrail’in zaman zaman gerçekleştirdiği iddia edilen hedefli saldırılar, ülkeyi bölgesel güç rekabetinin dolaylı mücadele alanlarından birine dönüştürmektedir.
Bu tablodan en fazla etkilenen alanların başında Kerkük, Tuzhurmatu, Musul’un kuzeyi ve Ninova Ovası gelmektedir. Bu bölgelerde Türkmen nüfus yoğundur. Türkmen bölgeleri, Irak’ın etnik ve mezhepsel açıdan en hassas fay hatlarından birini oluşturmaktadır. Ayrıca bu alanlar, enerji hatları, askeri üsler ve silahlı grupların konuşlanma alanlarıyla iç içe geçmiş bir güvenlik coğrafyasını barındırmaktadır. Bu nedenle son dönemde yaşanan hava saldırıları, insansız hava aracı faaliyetleri, milis hedeflerine yönelik operasyonlar ve bazı dini mekânlara dönük güvenlik müdahaleleri, güvenlik risklerinin belirgin biçimde arttığını göstermektedir.
Kerkük ve Çevresinde Artan Askeri Hareketlilik
Son günlerde yaşanan gelişmeler, Kerkük ve çevresinin ABD/İsrail-İran geriliminin Irak sahasındaki en hassas yansıma alanlarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. 10 Mart 2026 tarihinde Kerkük vilayetine bağlı Dibis ilçesindeki Bay Hasan kavşağında bulunan Haşdi Şaabi’ye bağlı 40. Tugay karargâhı bir hava saldırısının hedefi olmuştur. Güvenlik kaynakları, saldırı sonucunda bazı milislerin öldüğünü ve yaralandığını açıklamıştır. Yerel medya kaynakları ise saldırıda en az altı Haşdi Şaabi mensubunun hayatını kaybettiğini bildirmiştir. Saldırının ABD ya da İsrail tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin iddialar ortaya atılmıştır. Ancak olayın sorumluluğuna dair resmi bir doğrulama yapılmamıştır.
Aynı gün Anbar vilayetinin batısındaki Kaim ilçesi ve Ninova vilayetinin doğusundaki Hazna bölgelerinde de Haşdi Şaabi’ye ait bazı noktaların da kimliği belirsiz hava saldırılarıyla hedef alındığı belirtilmiştir. Bu gelişmeler, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın sürdüğü bir dönemde meydana gelmiştir. İran ise buna karşılık İsrail’deki hedeflere ve bazı ülkelerdeki Amerikan çıkarlarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemiştir.
Dikkat çeken bir diğer gelişme, Kerkük’ün merkezindeki eski Tisin bölgesinde bulunan Kevser Hüseyniyesi’nin Irak güvenlik güçleri tarafından kuşatılması olmuştur. Operasyonun, Hüseyniye’den yabancı güçlere yönelik saldırı planlandığı iddiasına dayanan bir ihbar üzerine gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Ancak Türkmen siyasi çevreleri bu ihbarın asılsız olduğunu savunarak operasyona sert tepki göstermiştir. Bu tür müdahaleler, Türkmen toplumunda hem güvenlik kaygısı hem de kutsal mekânlara yönelik saygı ihlali algısı üretmektedir. Kerkük gibi çok etnikli ve çok mezhepli bir şehirde dini mekânlara yönelik güvenlik operasyonları ayrıca önem taşımaktadır. Çünkü bu tür müdahaleler, etnik ve mezhepsel hassasiyetleri tetikleme potansiyeli taşımaktadır.
12 Mart 2026’da Kerkük vilayetinde Haşdi Şaabi’ye ait bir karargâhın saldırının hedefi olması, bölgede son dönemde artan güvenlik geriliminin yeni bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Kerkük Uluslararası Havalimanı yakınlarında bulunan söz konusu karargâha yönelik saldırıda dört Haşdi Şaabi mensubu hayatını kaybetmiş, beş kişi ise yaralanmıştır. Saldırının gerçekleştiği bölgenin Kerkük çevresindeki Türkmen yerleşim alanlarına oldukça yakın bir konumda bulunması, olayın yalnızca askeri bir hedefe yönelik saldırı olmanın ötesinde, sivil nüfus açısından da potansiyel güvenlik riskleri barındırdığını göstermektedir. Nitekim Irak Türkmen Cephesi’nden Kerkük Milletvekili Erşat Salihi, saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, bölgesel çatışmanın Kerkük’e taşınmasının ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunmuştur. Salihi’ye göre etnik açıdan karma bir yapıya sahip ve aynı zamanda petrol kaynakları açısından stratejik öneme sahip olan Kerkük’ün hedef alınması, çatışmanın kapsamının genişlemesi ve Irak’ın doğrudan savaş denklemine sürüklenmesi riskini artırmaktadır.
Kerkük’ün hedef alınması tesadüfi değildir. Şehir ve çevresi hem Irak’ın en büyük petrol sahalarından bazılarını barındırmakta hem de Haşdi Şaabi unsurlarının yoğun şekilde konuşlandığı bir alan niteliği taşımaktadır. Özellikle Bay Hasan petrol sahası çevresi, enerji güvenliği ile askeri rekabetin kesiştiği stratejik bir nokta konumundadır. Bu nedenle Kerkük’te milis güçlere yönelik saldırılar, askeri bir operasyon olmanın ötesinde değerlendirilmelidir. Bu saldırılar aynı zamanda enerji güvenliği ve bölgesel güç dengeleri bakımından mesaj taşımaktadır. Türkmen nüfusunun yoğun olduğu Kerkük’te bu tür saldırıların sivil yerleşim alanlarına yakın gerçekleşmesi, yerel halk açısından güvenlik kaygılarını daha da artırmaktadır.
Tuzhurmatu Hattında Artan Güvenlik Riskleri
Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı kritik alanlardan biri olan Selahaddin vilayetine bağlı Tuzhurmatu ve çevresi de son gelişmelerle birlikte yeniden yüksek riskli bir güvenlik hattına dönüşmüştür. 6 Mart 2026 tarihinde bölgede güvenlik güçlerinin insansız hava araçları yüklü bir kamyonu ele geçirmesi, bu hattın milis faaliyetleri ve olası saldırı planları açısından aktif bir operasyon sahası olarak kullanıldığını göstermektedir.
Tuzhurmatu, coğrafi konumu itibarıyla Kerkük ile Bağdat arasındaki stratejik koridor üzerinde yer almaktadır. Bölge, uzun süredir milis gruplarla yerel güçler arasındaki gerilimlere sahne olmaktadır. DEAŞ sonrası dönemde oluşan güvenlik dengesi büyük ölçüde Haşdi Şaabi unsurlarının varlığına dayanmıştır. Ancak İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilimin artması, bu yapıların ABD hedeflerine yönelik operasyonel faaliyetlerini yoğunlaştırma potansiyelini de beraberinde getirmektedir. Bu çerçevede ele geçirilen İHA yüklü kamyon, Türkmen yerleşim alanlarının milis faaliyetleri açısından lojistik merkez ya da geçiş hattı olarak kullanılma riskine işaret etmektedir.
Selahaddin hava sahasında yaşanan bir başka gelişme de bu tabloyu pekiştirmektedir. İran’a yakın silahlı grupların oluşturduğu ve “Irak İslami Direnişi” olarak adlandırılan yapı, ABD’ye ait gözetleme yapan bir insansız hava aracının Selahaddin hava sahasında düşürüldüğünü açıklamıştır. Söz konusu grup, bu operasyonun Irak’ın egemenliğini savunma amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür. Gözetleme amaçlı kullanılan İHA tipi araçlar, istihbarat, gözetleme ve hedef tespiti gibi görevlerde kullanılmaktadır. Bu ayrıntı dikkate alındığında söz konusu gelişme iki noktaya işaret etmektedir. İlk olarak ABD’nin bölgede aktif gözetleme yürüttüğü anlaşılmaktadır. İkinci olarak milis grupların belirli bir karşılık verme kapasitesine sahip olduğu görülmektedir. Bu durum, Selahaddin hattını ABD ile İran’a yakın silahlı gruplar arasında dolaylı askeri rekabetin daha görünür hâle geldiği bir alana dönüştürmektedir.
Erbil ve Ninova Hattında Milis Faaliyetleri
Son dönemde İran’a yakın bazı grupların Erbil’de Amerikan güçlerinin bulunduğu noktalara yönelik İHA saldırıları düzenlediğine ilişkin raporlar ortaya çıkmıştır. Bu saldırıların İran’a destek amacıyla gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Amerikan askeri varlığı, milis gruplar açısından en önemli hedeflerden biri olarak görülmektedir. Ancak bu saldırıların etkisi Erbil ile sınırlı kalmamaktadır. Ninova ve Kerkük gibi çevre bölgelerde de güvenlik baskısı artmaktadır.
Bu çerçevede Musul’un kuzeyindeki Türkmen Reşidiye bölgesinde bir milis mevzisine Apache helikopteri tarafından saldırı düzenlenmesi, hava operasyonlarının yoğunlaştığını göstermektedir. Saldırının hedefi olan depoların Tarım Araştırma Dairesi’ne ait olduğu belirtilmiştir. Olayda can kaybı yaşanmamıştır. Bununla birlikte askeri operasyonların sivil altyapıya yakın alanlarda gerçekleşmesi bölgedeki kırılganlığı artırmaktadır.
Ayrıca Irak Güvenlik Medya Ağı’na göre Musul’da Haşdi Şaabi’ye bağlı 40. Tugay karargâhı kimliği belirsiz uçaklar tarafından hedef alınmıştır. Benzer şekilde Ninova vilayetinde 33. Alay’a yönelik başka bir hava saldırısı düzenlenmiştir. Bu saldırılarda bir milis hayatını kaybetmiş, üç kişi yaralanmıştır.
Bu saldırıların sorumluluğu resmi olarak açıklanmamıştır. Buna rağmen bölgesel güvenlik analizlerinde bu tür operasyonların çoğu zaman İsrail veya ABD ile ilişkilendirildiği görülmektedir. İsrail’in geçmişte Irak’ta İran’a yakın milis güçlere ait bazı hedefleri vurduğuna dair iddialar dikkate alındığında, Ninova’daki son saldırılar da aynı bağlam içinde değerlendirilmektedir. Telafer, Musul’un bazı mahalleleri ve Ninova Ovası çevresinde Türkmen nüfusun yoğunluğu da bu değerlendirmeyi daha önemli hâle getirmektedir. Bu nedenle milis hedeflerine yönelik hava operasyonlarının, bu bölgeleri dolaylı biçimde çatışma coğrafyasına yaklaştırdığı söylenebilir.
Türkmen Bölgelerinin Jeopolitik Kırılganlığı
Türkmen bölgelerinde güvenlik risklerinin artmasının temel nedenlerinden biri, bu alanların Irak’ın stratejik enerji ve ulaşım koridorları üzerinde yer almasıdır. Kerkük petrol sahaları, Bağdat-Musul kara hattı, Selahaddin güvenlik koridoru ve Ninova Ovası hem ekonomik hem askerî açıdan kritik öneme sahiptir. Bu nedenle söz konusu bölgelerdeki güvenlik ortamı iki düzlemde şekillenmektedir. Bunlardan ilki yerel dinamiklerdir. İkincisi ise bölgesel güç rekabetinin yarattığı çok katmanlı baskıdır.
Bu kırılganlığın merkezinde üç temel dinamik bulunmaktadır. Birincisi, Irak’taki ABD askeri varlığı ve koalisyon faaliyetleridir. Üsler, danışmanlık faaliyetleri ve istihbarat operasyonları, İran’a yakın silahlı grupların dikkatini çeken başlıca hedefler arasında yer almaktadır. İkincisi, İran’a yakın milis grupların Irak’ın farklı bölgelerinde yürüttüğü askeri hareketlilik ve operasyonel hazırlıklardır. Üçüncüsü ise İsrail’in İran bağlantılı hedeflere yönelik zaman zaman gerçekleştirdiği iddia edilen hava saldırılarıdır. Bu üç unsur bir araya geldiğinde Kerkük, Selahaddin ve Ninova gibi Türkmen nüfusunun yoğun olduğu alanlarda çok katmanlı bir güvenlik baskısı ortaya çıkmaktadır. Sivil nüfus bu rekabetin tarafı değildir. Buna rağmen askeri operasyonlar, misilleme saldırıları ve güvenlik gerilimlerinin etkilerine en açık kesim yine siviller olmaktadır.
Mevcut gelişmeler dikkate alındığında Türkmen bölgeleri açısından üç olası senaryo öne çıkmaktadır. İlk olarak İran’a yakın milis gruplara yönelik hava saldırılarının artması hâlinde Kerkük, Selahaddin ve Ninova’da askeri hareketlilik yoğunlaşabilir. Bu durumda sivil yerleşim alanları dolaylı biçimde daha yüksek risk altına girebilir. İkinci olarak İran’a bağlı grupların ABD hedeflerine yönelik saldırıları artırması, ABD ve koalisyon güçlerinin misilleme operasyonlarını genişletmesine yol açabilir. Bu güvenlik baskısı daha sonra Irak’ın kuzeyine daha yaygın biçimde yansıyabilir. Üçüncü olarak ise güvenlik operasyonlarının etnik ve toplumsal gerilimleri tetiklemesi ihtimali bulunmaktadır. Türkmen mahallelerinde gerçekleştirilen baskınlar, dini mekânlara yönelik müdahaleler veya asılsız ihbarlar üzerine yapılan operasyonlar, zaten hassas olan toplumsal dengeyi daha da kırılgan hâle getirebilir.
ABD/İsrail-İran geriliminin Irak sahasına yansımalarından biri de özellikle Türkmen bölgelerinde güvenlik risklerinin belirgin biçimde artması olmuştur. Kerkük, Tuzhurmatu, Selahaddin ve Ninova gibi Türkmen nüfusunun yoğun olduğu alanlar, milis varlığı, askeri üslerin yakınlığı ve stratejik altyapıların iç içe geçmesi nedeniyle bölgesel güç rekabetinin dolaylı etkilerine açıktır. Son dönemde yaşanan hava saldırıları, düşürülen insansız hava araçları, milis hedeflerine yönelik operasyonlar ve bazı dini mekânlara dönük güvenlik müdahaleleri, Irak’ın kuzeyindeki güvenlik ortamının daha kırılgan hâle geldiğini göstermektedir. Bu nedenle Irak hükümetinin Türkmen bölgelerinde sivil yerleşim alanlarını askeri gerilimlerden uzak tutacak güvenlik politikaları geliştirmesi önem taşımaktadır. Aynı zamanda yerel toplulukların kaygılarını dikkate alan kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmelidir. Aksi hâlde bölgesel gerilimlerin Irak sahasında daha fazla tırmanması, Türkmen bölgelerini uzun vadeli istikrarsızlık ve güvenlik krizleriyle karşı karşıya bırakabilir.