Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Afganistan’da Hindistan-Pakistan Eksenli 3.Dünya Savaşı mı?

Alperen Cihan Çetinkaya, BİLGESAM TUİÇ Platformu Genel Koordinatörü
Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra Soğuk Savaş dönemi başlamıştı. Adı geçen dönemde iki kutuplu bir dünya düzenine şahit olmuştuk. İki kutuplu dünyada Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği atom bombasına sahip olduğundan dolayı, I. ve II. Dünya Savaşları gibi dünya savaşı yaşanması imkânsız bir dönemdi. Çünkü atom bombasına sahip olan süper güçlerin bir savaşa girmesiyle kimsenin kazanmayacağını net bir şekilde biliyorlardı. Her ne kadar Kore Savaşı’nda iki süper güç dolaylı olarak savaşmışlarsa da, Soğuk Savaş dönemi boyunca birbirlerine savaş ilan edip, I. ve II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi doğrudan savaşmadılar.   Soğuk Savaş’ın bitimine kısa bir süre kala, Sovyetlerin 24 Aralık 1979 tarihinde Afganistan’ı işgal ederek başladıkları macera yüz binlerce insanın hayatına ve yıkılacak bir devlete mal olarak sona ermiştir. Sovyetlerin 15 Şubat 1989’daAfganistan’dan tüm birliklerini çekmesinin ardından, 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı yıkılmış, 1991’de Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile de Soğuk Savaş dönemi bitmiştir.Soğuk Savaşı bitmesi ile artık Sovyetler Birliği ortadan kalkmış ve Varşova Paktı da dağılmıştı. Batı ve NATO’nun düşmanlarının (Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı) ortadan kalkması ile birlikte NATO’nun varlığının meşruiyeti de akıllarda soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuştur. Bu dönemde NATO’nun varlığını savunanlar, özellikle ABD ve İngiltere, yeni bir düşman arayışındaydılar. Tam bu sırada 1990 yılında yapılan NATO zirvesinde, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher düşmanın yeni renginin“yeşil” olduğunu açıklamıştır. Bernard Lewis’in, The Atlantic Monthly dergisinde 1990 Eylül’ünde yayımlanan “The Roots of Muslim Rage” (Müslüman Öfkesinin Kökleri)başlıklı makalesinde işlediği tez de, İslam’ın sadece Hıristiyanlıkla değil, Hıristiyan Dünyası (Christendom) da denilebilecek bütün bir Batı ile kavgalı olduğu üzerineydi.ABD, 21. yüzyılda kendisine ünlü stratejist Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezini yol haritası olarak almış, dağılan “Doğu Blok’u” yerine kırmızı kuvvetler ya da düşman kuvvetler rolünü “İslam Dünyası”na vermiştir. Artık tüm askeri strateji planlama metinlerinde düşmanın rengi “yeşil”dir.    ABD, 11 Eylül saldırısını Japon Kızıl Ordusu üstlendiği halde, Usame Bin Ladin’i sorumlu olarak göstermişti.Çünkü gücü neredeyse tükenmiş eski bir örgüt olan Japon Kızıl Ordusu’nun böylesine organize bir eylemi yapabileceğine ihtimal verilmemekteydi. Kaldı ki bu iddia, ABD’nin yapmak istediği yeni düzenlemeye imkan verecek, gerekli koşulları sağlayacak özelliğe de sahip değildi. ABD’nin kendi çıkarları açısından Suudi Arabistan vatandaşı Usame Bin Ladin, Ladin’in yaşadığı ülke Afganistan ve burada kendisine kucak açan Taliban rejimi çok daha iyi bir düşmandı.   11 Eylül 2001 olaylarından sonra ABD’nin Afganistan müdahalesi ve sonra da NATO’nun Afganistan’a girmesi ve şu an 40 ülke üzerinde askerleri bulunduğu ülkede bir türlü savaşın bitmemesi, Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgaline benzer bir sürecin bu ülkede devam ettiğini göstermektedir. Afgan direnişçiler Sovyetler Birliği’ne karşı mücadele verirken, ABD ve Sovyetlere karşı olan Batılılar, dolaylı olarak direnişe yardım etmiştir ve şimdide ABD ve NATO’ya karşı savaşan Taliban’a da dolaylı olarak ABD ve NATO’ya karşı olan güçlerden yardım aldığı düşünülmektedir.   11 Mart’ta Pakistan’a giden Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai, “Biz, Afganistan’ın içinde ABD ve İran’ın veya Hindistan ve Pakistan’ın savaşmalarına izin vermeyiz.” diyerek, Afganistan’daki savaşın sadece Afganların savaşı olmadığına işaret etmiş oldu.    Hindistan ve Pakistan arasındaki gerginlik 1947’lerden beri devam etmektedir. İki ülke arasındaki gerginlik sadece bölgeyi değil Avrupa ve ABD’yi de endişelendirmektedir. Afganistan’da barış ve sükunetin sağlanmasının bu iki ülke için de çözümün anahtarı olduğu düşünülmektedir.   İki ülke geçtiğimiz 63 yıl içinde üç kez savaşmıştı. Bağımsızlığın hemen ardından Keşmir bölgesinin paylaşılmasıyla ilgili anlaşmazlık halen devam etmektedir. Batılı ülkelerin Afganistan sorununun çözümünde Taliban ile diyalog seçeneğini keşfetmesinin ardından Pakistan'a arabuluculuk rolü için büyük fırsat doğdu. Pakistan'ın bu şekilde Afganistan'da nüfuzunu artırmasından endişelenen Hindistan ise Taliban ile müzakerelere karşı çıkmaktadır.(1)   İster ABD ve İran’ın, ister Hindistan’ın ve Pakistan’ın savaşı ve ismi geçmeyen diğer ülkelerin savaş meydanına çevrilmiş Afganistan adeta küresel ve bölgesel güçlerin mücadelelerin deneme tahtası olmuştur.1978’lerde bilmemiz gereken en önemli konuda ' Biz Afganlar Afganistan’da kimlerin mücadelesini veriyoruz? Bilinen siyasi ve düşündürücü bir söz gibi, kendi topraklarında savaşanlar iyi bir savaşçı olamazlar. ' Bu kısa anekdot Afganlar için çok anlamlı olup ve konu üzerinde daha düşünmemizi gerektirmektedir.   Dipnot: (1) http://www.dw-world.de/dw/article/0,,5286886,00.html.22.03.2010  

Alperen Cihan Çetinkaya  asdasd

Alperen Cihan Çetinkaya

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar