Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak’ta Ateşkesin Gölgesinde Güvenlikten Siyasete Yeni Denklem

ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesin ardından, savaşın en fazla hissedildiği ülkelerden biri olan Irak yeniden kritik bir eşikte duruyor. Çatışmaların görece durulmasının sahaya ne ölçüde yansıyacağı, önümüzdeki dönemin en temel sorularından biri. Özellikle milis grupların Irak’taki ABD varlığına ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik eylemlerinin sürüp sürmeyeceği; buna karşılık ABD’nin milis yapılarına dönük hava operasyonlarını devam ettirip ettirmeyeceği güvenlik açısından önem arz ediyor.

Ancak mesele yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı değil. Ateşkesle birlikte savaş nedeniyle büyük ölçüde donmuş olan siyasi süreç de yeniden hareketlenmiş görünüyor. Hükümet kurma süreci hız kazanırken, Bağdat’taki müzakereler somut sonuçlar üretmeye başladı ve cumhurbaşkanının seçilmesi bunun ilk işaretlerinden biri oldu. Daha önemlisi, siyasi aktörlerin yeniden konumlanma biçimleri, savaş sonrası Irak siyasetinde daha derin bir dönüşümün kapıda olabileceğini düşündürüyor.

Ateşkes sonrası Irak’ta güvenlik tablosu

Savaş sürecinde Irak’ın güvenlik ortamını belirleyen temel dinamik, ABD ile Haşdi Şabi bünyesindeki milis grupların ülkeyi fiilen bir çatışma sahasına dönüştürmesi oldu. Ateşkes sonrasında ise bu tablonun kısmen yumuşadığı görülüyor. ABD’nin milis gruplara yönelik hava operasyonlarının belirgin biçimde azaldığı söylenebilir. Nitekim Anbar, Musul ve Babil gibi son dönemde yoğun şekilde hedef alınan vilayetlerde görece bir sakinlik dikkat çekiyor.

Ancak aynı tabloyu IKBY için çizmek zor. Erbil ve Süleymaniye hattı, ateşkes sonrasında da milis grupların drone saldırılarının hedefi olmaya devam ediyor. Bu saldırıların önemli bir kısmının havada imha edildiği açıklansa da IKBY’nin doğrudan hedef alınmaya devam ettiği gerçeği değişmiş değil.

Bununla birlikte, mevcut sakinliğin ne kadar kalıcı olacağı ciddi bir soru işareti. Zira Donald Trump yönetiminin Irak sahasında milis grupların etkisizleştirilmesine yönelik izlediği politikada bir değişim işareti yok. ABD’nin temel yaklaşımı, İran’ın Irak’taki askeri varlığını milis yapılar üzerinden sürdürdüğü ve milis grupları etkisizleştirerek İran’ın kazanımlarının ortadan kaldırılması gerektiği yönünde. Ancak bunu hayata geçirebilecek bir hükümetin bulunmaması, Vaşington’u doğrudan askeri seçeneklere yönelten bir dinamik yaratıyor.

Bu açıdan bakıldığında ateşkes, Irak için kalıcı bir güvenlik dönüşümünden ziyade, siyasi sürecin ilerleyebilmesi adına geçici bir fırsat penceresi sunuyor. Hükümet kurulduktan sonra, ortaya çıkacak siyasi tablonun niteliğine bağlı olarak ABD’nin milis gruplara yönelik operasyonlarını yeniden artırması şaşırtıcı olmayacaktır. Mevcut aşamada ise ateşkesin ortaya çıkardığı atmosferde Vaşington’un odağını kısmen askeri sahadan çekerek, başbakanlık süreci ve yeni hükümetin nasıl şekilleneceğine yönelttiği anlaşılıyor. Başka bir ifadeyle güvenlikten siyasete doğru geçici bir ağırlık kayması söz konusu.

Yeniden canlanan siyasi süreç

Ateşkesle birlikte Irak’ta hükümet kurma süreci yeniden hareketlendi ve bu sürecin ilk somut çıktısı olarak cumhurbaşkanlığına Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amedi seçildi. Ancak burada asıl dikkat çekici olan, seçilen isimden ziyade bu sonucun hangi siyasi dinamiklerle ortaya çıktığıdır.

Bu noktada, Nuri Maliki’nin başbakanlığına karşı konumlanan aktörlerin hızlı biçimde pozisyon alarak Bağdat siyasetinde Maliki’ye rağmen sonuç üretme arayışında olduğu görülmektedir. Buna karşılık Maliki de kendi başbakanlık ihtimalinin zayıfladığı bir denklemde, kontrol edebileceği bir isim üzerinden süreci yönlendirme çabasını sürdürmektedir. Bu karşılıklı hamleler, rekabetin merkezinde Maliki ile Muhammed Şiya Sudani hattının yer aldığını göstermektedir. Nitekim Sudani’nin görevini sürdürme yönündeki çabalarına karşın Maliki’nin Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki ağırlığını koruyarak Sudani’nin adaylığını sınırlandırmaya yönelik girişimleri, siyasi müzakerelerin temel gerilim eksenini oluşturmaktadır.

Ateşkes sonrası tekrar alevlenen siyasi süreçte dikkat çeken aktörlerden biri Muhammed Halbusi oldu. Bağdat’taki arka kapı diplomasisini hızlı ve etkili bir şekilde kurarak süreci sonuçlandırması, mevcut tabloyu anlamak açısından kritik. Zira Mesut Barzani ve Maliki’nin birlikte boykot ettiği bir oturumdan cumhurbaşkanı çıkarılabilmesi, Irak siyasetinde alışılmış bir durum değildir. Bu nedenle Halbusi ve Parlamento Başkanı Heybet Halbusi’nin, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Maliki’ye rağmen süreci yöneterek Amedi’nin seçilmesini sağlaması, Takaddum ve ona yakın siyasi hat açısından önemli bir stratejik kazanım olarak öne çıkmaktadır.

Ancak bu tablo yalnızca Sünni siyaset için bir başarı olarak okunmamalı. Sürecin arka planında, Başbakan Sudani’nin ve Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde Maliki’ye mesafeli duran bazı aktörlerin de yer aldığı görülmektedir. Bu durum, uzun süredir varlığı bilinen ancak çoğu zaman örtülü kalan ayrışmanın artık daha görünür hale geldiğine işaret etmektedir. Özellikle Heybet Halbusi’nin parlamento başkanlığı süreciyle başlayan ve Amedi’nin seçilmesiyle devam eden gelişmeler zinciri, Bağdat’ta yeni bir siyasi hattın şekillendiğini göstermektedir. Bu hat, bir yandan Koordinasyon Çerçevesi içinde Dava Partisi çizgisinden kısmen ayrışan aktörleri; diğer yandan Sudani ve Halbusi etrafında şekillenen daha pragmatik bir ittifakı bir araya getirmektedir.

Bu yeni siyasi hattın en kritik yansıması ise başbakanlık tartışmalarında ortaya çıkmaktadır. Mevcut tabloda, Sudani’nin görevine devam etmesi yönünde bir irade oluştuğu görülse de alternatif olarak Sudani’nin geri planda kalmayı kabul ettiği ancak aday belirleme sürecinde etkisini koruduğu bir formül de ihtimaller arasında yer almaktadır. Buna karşılık, Maliki’ye yakınlığı ile bilinen ve Dava Partisi kökenli bir isim olan Basim el-Bedri gibi aktörlerin adaylığı da zaman zaman gündeme gelmektedir. Ancak bu tür isimler, Sudani ve Halbusi hattı açısından fazla sert ve uzlaşması zor adaylar olarak öne çıkmakta; bu nedenle güçlü bir dirençle karşılaşma ihtimali taşımaktadır. Maliki’nin ise doğrudan sahneye çıkmak yerine bu tür adaylar üzerinden denge kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.

Bu noktada tek tek isimlerden ziyade ortaya çıkan ittifak yapısına odaklanmak daha anlamlıdır. Maliki’ye karşı şekillenen bu hat, aslında Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki kırılmanın derinleştiğini göstermektedir. Sudani, Halbusi, KYB ve Ammar Hekim gibi aktörlerin aynı çizgide buluşması; buna ek olarak Şii Koordinasyon Çerçevesi içinden kopabilecek diğer isimlerin de bu hatta eklemlenme ihtimali, Irak siyasetinde yeni bir denge arayışına işaret etmektedir. Bu bağlamda Falih Feyyad ve Haydar Abadi gibi isimlerin de potansiyel konumlanmaları dikkatle izlenmelidir.

Bu gelişmeler, 2003 sonrası İran’a yakın çizgide şekillenen geleneksel Şii siyasetinden, özellikle Dava Partisi ve Irak İslam Yüksek Konseyi ekolünden kısmen ayrışan yeni bir siyasi hattın ortaya çıkma ihtimalini de gündeme getirmektedir. Bu ihtimal, yalnızca Irak iç siyaseti açısından değil, aynı zamanda bölgesel dengeler ve Irak üzerinde etkili olan küresel aktörlerin tercihleri bakımından da yakından takip edilmesi gereken bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.

Öte yandan Kürt siyaseti de bu yeni denklemde önemli bir rol oynamaktadır. KYB’nin, KDP’nin görece geri planda kaldığı mevcut tabloda daha aktif bir pozisyon almaya çalıştığı görülmektedir. Cumhurbaşkanlığı sürecindeki rolü ve Bafel Talabani’nin son dönemde verdiği mesajlar, KYB’nin yalnızca Süleymaniye merkezli bir aktör olmaktan çıkıp Bağdat siyasetinde daha belirleyici bir konuma gelme arayışını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, Irak’taki güç dengelerinin yalnızca mevcut tablo üzerinden okunması yanıltıcı olabilir. KDP’nin parlamentodaki yerleşik gücü ve Bağdat’taki siyasi aktörlerle kurduğu ilişkiler ağı dikkate alındığında, mevcut dışlanmışlık halinin kalıcı olması beklenmemelidir. Bu nedenle KDP’nin yakın süreçte yeniden Bağdat siyasetindeki denkleme daha etkin şekilde dahil olabileceği değerlendirilebilir.

Genel çerçevede bakıldığında, Irak’ta ateşkesin yarattığı tablo kalıcı bir istikrarın işareti olmaktan ziyade, güvenlikten siyasete doğru geçici bir alan açılması anlamına gelmektedir. Sahada çatışma dinamikleri tam anlamıyla ortadan kalkmış değildir; yalnızca ertelenmiş ve biçim değiştirmiştir. Buna karşılık Bağdat’ta hızlanan siyasi süreç, aslında daha derin bir güç mücadelesinin yeni evresine işaret etmektedir. Maliki ile Sudani hattında somutlaşan rekabet, yalnızca liderler arası bir çekişme değil; Irak’ta Şii siyasetin yönü, ittifakların doğası ve devletin nasıl yeniden kurgulanacağına dair daha geniş bir tartışmanın yansımasıdır. Dolayısıyla önümüzdeki yakın dönemde Irak’ta belirleyici olan, ateşkesin ne kadar süreceğinden ziyade, bu kısa aralıkta şekillenen siyasi dengelerin ne yönde kalıcılaşacağı olacaktır.

ORSAM  asdasd

Sercan Çalışkan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar