Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

“Magic Seas” Saldırısı ve Denizlerde Vekâlet Savaşlarının Yükselişi

Liberya bandıralı ve bir Yunan şirketi olan Allseas Marine’e bağlı dökme yük gemisi Magic Seas (63.301 DWT taşıma kapasiteli), 6 Temmuz 2025’te Hudeyde’nin güneybatısının 94 kilometre açıklarında düzenlenen koordineli bir deniz saldırısında ağır hasar aldı. Yunan şirketi tarafından işletilen gemi hafif silah ateşi, roket güdümlü el bombaları ve dört insansız su üstü aracı (USV) içeren çok aşamalı bir saldırıya hedef oldu.

İki insansız hava aracı geminin iskele tarafına çarparak kargoda ciddi hasara yol açtı ve çıkan yangın nedeniyle mürettebat gemiyi terk etmek zorunda kaldı. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Ajansı (UKMTO) ve deniz trafiği gözlem şirketi Ambrey’in raporlarına göre, tüm mürettebat başka bir ticari gemi tarafından güvenli bir şekilde kurtarıldı. Bu olay, Aralık 2024’ten bu yana Husiler tarafından gerçekleştirildiği doğrulanan ilk deniz saldırısı olarak kayda geçmiştir. Bu saldırıyla birlikte 2024’ün sonundan itibaren büyük oranda sessiz olan Kızıldeniz’deki deniz vekâlet savaşlarının, tekrardan bir tırmanmaya neden olabileceği görülmektedir.

2025’in İlk Büyük Saldırısı

Saldırıyı ilk başta hiçbir grup üstlenmese de olayın gerçekleşme şekli ve yeri, Husilerin önceki saldırı yöntemleriyle benzerlik göstermektedir. Nitekim saldırıdan saatler sonra Husiler, Telegram üzerinden yaptıkları açıklamada geminin kendi hedef kriterlerine uyduğunu doğruladı. Husiler daha önceki açıklama ve eylemleriyle İsrail’e ekonomik katkı sağlayabileceği değerlendirilen, İsrail limanlarına sefer yaptığı belirlenen, İsrail bağlantılı şirketlere yük taşıyan, sefer yapan yahut bu şirketlerle sigorta bağları olan, İsrail yanlısı devletlerden geçen veya onlarla bağlantılı ticaret rotalarını izleyen ya da Yahudi iş insanları/şirketleri ile İsrail’le ile ilişkili kuruluşlarla ticari faaliyet yürüten gemi ve tankerleri hedef alabileceklerini ortaya koymuştur.

Temelde, 6 Temmuz 2025’te Magic Seas gemisine yapılan saldırı, Süveyş Kanalı’nın küresel nakliye rotalarına tam entegrasyon umutlarını tekrardan zedelemiş oldu. Zira Süveyş Kanalı’nda ticari trafik henüz temkinli bir şekilde toparlanmaya başlamıştı. Husilerin Magic Seas saldırısının ardından, İsrail’in Husi kontrolündeki limanlara ve daha önce ele geçirilen Galaxy Leader gibi gemilere hava saldırıları düzenlediği görüldü. Bu bağlamda, 6 Temmuz’da gerçekleştirilen saldırı, İsrail-İran gerilimi ile ABD’nin İran’a ait nükleer tesislere yönelik müdahaleleri sonucunda daha da tırmanan bölgesel kriz ortamında, asimetrik deniz harp yöntemlerinin yeniden stratejik düzeyde önem kazandığını ortaya koymaktadır.

Husiler Bölgesel Eğilimlerin Dışında

İran ve İsrail arasında 24 Haziran’da ABD tarafından kotarılan ateşkese rağmen Yemen’deki Husiler bu diplomatik sürece karşı çıkmakla yetinmedi aynı zamanda bu süreci araçsallaştırdı. Bölgedeki bir diğer İran destekli yapılanma olan Hizbullah, füze ve insansız hava aracı stoklarını azaltmayı tartışırken Husiler tam tersine bu cephaneliklerini artırdı. Husiler buna mukabil olarak 24 Haziran-6 Temmuz arasında Kızıldeniz koridorundaki İsrail hedeflerine ve ticari hedeflere bir düzineden fazla füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenlediler. Burada bölgesel eğilimler çerçevesinde Hizbullah, Lübnan’ın kırılgan yapısı, İsrail ile devam eden ateşkes süreci ve uluslararası baskılar nedeniyle temkinli davranırken Husiler kaosu stratejik bir araç olarak kullanmaktadır.

Husilerin saldırılarının plansız ve stratejik olmayan bir şekilde gerçekleştiğini söylemek zordur. Husilerin bu saldırıları gerçekleştirmelerinin ve bölgesel çatışmasızlık eğilimlerinin dışında kalmalarının ilk nedeni aslında bölgesel gündemde bir yer edinmektir. Yahut Ekim 2023 sonrası edinilen bölgesel yeri koruma stratejisidir. Fakat buna rağmen Husilerin eylemleri, yüksek riskli bir stratejiye dayanmaktadır. Husiler, Körfez veya Levant’ta kalıcı bir barış ortamının ancak kendilerinin yalnızca bir vekil/edilgen bir aktör olarak değil bağımsız bir güç merkezi olarak tanınmalarının ardından mümkün olabileceği görüşünü benimsemektedir. Ancak Husilerin, bu “kendi kaderini tayin” çabaları, bölgedeki farklı çatışmalardaki ateşkeslerin sönümlemeye çalıştığı ateşi yeniden alevlendirme ve geçici bir sükûneti daha büyük bir çatışmanın bahanesi hâline getirme tehlikesini taşımaktadır. Kısacası Husilerin bu stratejisi, gerilimi tırmandırarak maksimum etki yaratmayı hedefleyen kasıtlı bir stratejiyi ortaya koymaktadır.

Doğrudan Hedef İsrail

İsrail, 1 Temmuz’da Husi sözcüsü Yahya Saree’nin Beerşeba yakınlarında “hassas bir İsrail hedefini” vurduğunu iddia ettiği balistik füzeyi, Yemen’den fırlatılmasının ardından etkisiz hâle getirmiştir. Bunun üzerine İsrail Savunma Bakanı, sert bir misilleme tehdidinde bulunarak “Tahran’daki yılanın başını vurduktan sonra Yemen’deki Husileri de hedef alacağız. Kim İsrail’e el kaldırırsa o el kesilecektir,” ifadelerini kullanmıştı. Aynı dönemde, ABD deniz kuvvetleri yetkilileri, 24 Haziran’da yaptıkları açıklamada, bölgesel gerilimlerde herhangi bir azalma olsa bile Husi saldırılarının devam edebileceği uyarısında bulunmuştu. Bu gelişmeler, Husilerin ateşkesin siyasi ve askerî sınırlarını aşarak saldırılarını ve buna mukabil eylemlerini sürdürmekte kararlı olduklarını göstermektedir.

Her ne kadar Husiler, 1 Temmuz’daki saldırıyı kamuoyuna Gazze ile dayanışma amacıyla gerçekleştirilen bir eylem olarak sunsalar da açık kaynak verileri ve denizcilik şirketlerinin gözlemleri bu söylemin ötesinde, daha kapsamlı bir tehdit tablosuna işaret etmektedir. 24 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında Husiler, birden fazla hedefe karşı birden çok saldırı düzenledi ve bölge güvenliğini tehdit etmeyi sürdürdü.

Bu çerçevede, Husilerin saldırıları yalnızca ideolojik mesajlar taşımamakta aynı zamanda somut askerî ve siyasi hedefler gütmektedir. Bunlar; deniz taşımacılığını aksatmak, bölgesel görünürlük kazanmak ve hasımlarına karşı caydırıcılıklarını güçlendirmektir. “Gazze ile direniş” söylemi aslında uzun vadeli bir nüfuz oluşturma stratejisini meşrulaştırmak için kullanılan bir örtü görevi görmektedir.

İran-Husi ilişkileri

İran’ın Husilere maddi ve fiziki desteği Husilerin operasyonel kapasitesi açısından kritik olsa da aslında doğrudan siyasi ve stratejik olarak yönlendirici değildir. İran’ın Husiler ile ilişkisinin en azından son dönemlerde stratejik bileşenlerden yoksun olduğunu Husilerin İsrail-İran arasındaki çatışmalar dönemindeki hamleleri açıklayabilir. Husiler, doğrudan bu çatışmalara müdahil olmaktan kaçınarak İsrail’i kınama ve İran’ın yanında olduğunu açıklama gibi daha çok söylemsel olarak görülebilecek bir tutum sergilemişti.

Bu çerçevede Husiler yalnızca bir vekil güç değil kendi inisiyatifleriyle paralel hedefler peşinde koşan özerk bir ortak gibi hareket etmektedir. Bu da İsrail-İran çatışmalarının Oslo’da ABD-İran müzakerelerine kadar varabilecek bir çatışmasızlık ortamında neden Kızıldeniz’deki güvenliği tekrar tehdit etmeyi seçtiğini ortaya koymaktadır. Fakat yine de Husilerin bu stratejisinin İran ile son derece koordine olduğu ve İran’ın Husi saldırılarını müzakereler için bir siyasi koz olarak kullanabileceği de dile getirilmektedir. Fakat Husilerin bunu doğrulayacak bir açıklaması yahut ampirik bir veri bulunmamaktadır. Dolayısıyla burada Husilerin, İran’dan bağımsız rota çizmeye çalışan bir aktör olduğu açıklaması, daha makul bir açıklama olarak değerlendirilebilir.

ORSAM  asdasd

Gökhan Ereli

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar