Aralık 2024’te yaşanan devrim sonrası Suriye’nin ekonomik yeniden kalkınması ve bölgesel ekonomik süreçlere entegrasyonu, yeni yönetimin en kritik sınavlarından birisi olmaya devam etmektedir. Bu çerçevede gerek ekonomik fırsatların değerlendirilmesi gerekse bu süreçlerin arkasındaki siyasi desteğin güçlendirilmesi amacıyla Ahmed Şara yönetimi, Körfez ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirme yoluna gitti. Bu çerçevede öne çıkan Körfez aktörlerinden birisi de Şara’nın doğum yeri olan Riyad oldu.
Riyad, 8 Aralık 2024 sonrası süreçte Suriye’de yeni yönetim ile hızlıca ve pragmatik bir angajman geliştirdi. Suudi Arabistan, Suriye’nin yeni dönemde siyasi ve askerî istikrarını, ekonomik araçlarla desteklemeyi hedeflemiş; bu doğrultuda ülkedeki İran ve İran destekli aktörlerin varlığını ve nüfuzunu en aza indirmeyi, Captagon gibi sınır aşan tehditlerin Lübnan ve Ürdün üzerinden Körfez bölgesine ve özellikle Suudi Arabistan’a yönelik bir güvenlik sorunu teşkil etmesini engellemeyi ayrıca Türkiye gibi bölgesel aktörlerle Suriye konusunda ortak bir anlayış zemini geliştirmeyi amaçlamıştır.
Riyad-Şam: Kurumsallaşan İş Birliği
Riyad, mayıs ayından itibaren Şam ile diplomatik temaslarını yoğunlaştırdı ve 31 Mayıs tarihinde Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ekonomik kapasitenin ve kurumsal kapasitenin geliştirilmesi temalı görüşmeler çerçevesinde Şam’a bir ziyaret düzenledi. Bu dönemlerde Riyad, Doha ile birlikte Şam’ın kamu çalışanlarına maaş desteği sunacağını açıkladı ve böylece yeni yönetimin kamudaki verimliliğini ve devletin kapasitesini güçlendirmeyi amaçladı. Aynı dönemde Riyad ve Doha birlikte Şam’ın daha önceki dönemlerden Dünya Bankasına biriken 15,5 milyon dolarlık borcunu ödedi. Şam’ın 14 yıl boyunca biriken borçlarının Riyad ve Doha tarafından ödenmesinin, temelde Dünya Bankasının tekrardan Suriye’de operasyonlarına devam edebilmesi açısından kritik nokta olduğu düşünülürse borçların ödenmesi önemli bir adımdı. Ardından haziran ayının ilk günlerinde, Riyad ve Şam arasındaki direkt uçuşlar tekrardan başlatılırken Cidde ve Şam arasındaki direkt uçuşlar da bunlara eklendi. İki ülke arasındaki ulaşımın tekrardan doğrudan olarak başlaması, Riyad’ın Şam’ın toplumsal huzuruna ve ekonomik kalkınmasına verdiği önemi gerek ekonomik gerekse sosyal araçlarla desteklediğini göstermekteydi.
Riyad’ın Şam’a yönelik olarak gerçekleştirdiği bu pragmatik yönelim, 23-25 Temmuz tarihlerinde Şam’da düzenlenen Suriye-Suudi Arabistan Yatırım Forumu ile perçinlendi. Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih başkanlığında 130’dan fazla Suudi şirketinin katıldığı forum toplamında gayrimenkulden altyapıya, telekomünikasyondan finansa, turizmden sağlığa ve sanayi sektörlerine kadar birçok alanda toplamda 47 anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı. Bu anlaşma ve mutabakat zaptlarının toplamının 6,4 milyar dolar seviyesinde olduğu düşünülürse Riyad-Şam hattının ekonomik açıdan iş birliğini güçlendirdiği ve Körfez’in Şam’a başlattığı ekonomik fırsatların kurumsallaştırılmaya çalışıldığı görülebilir. Bu çerçevede Suriye-Suudi Arabistan Yatırım Forumu’nun çıktılarının kurumsallaştırılması adına 18 Ağustos günü Suriye’den Ekonomi ve Sanayi Bakanı Muhammed Nidal Şaar’ın başkanlık ettiği bir heyet Riyad’a ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret çerçevesinde Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Suriye ile karşılıklı yatırımların teşviki ve korunmasına yönelik anlaşmanın kısa süre içerisinde imzalanacağını ve böylece ekonomik zorlukların yönetimi ve ortak kalkınma girişimlerinin kurumsal güvenceye kavuşacağını belirtmişti. Aynı zamanda Suudi Arabistan borsası Tadawul’un Şam’da bir menkul kıymetler borsasının kuruluş ve işletimine dair kapsamlı fizibilite yürütmesi, sürdürülebilir yatırım iş birliğinin ve ortak girişimlerin derinleştirilmesine dönük finansal iş birliğine işaret etmektedir. El-Falih’in Suriye toplumu ile doğrudan iş birliği vurgusu ise projelerin meşruiyet ve sürdürülebilirlik kapasitesini artırarak iki ülkenin büyüme olanaklarını genişletme hedefini pekiştirmektedir.
Jeopolitik Kaldıraçlar
Suudi Arabistan’ın farklı düzeylerde yürüttüğü bu Şam angajmanı aslında bir jeopolitik kaldıraç ve Suriye’yi yeniden bölgesel siyasi eksene bağlama sürecini yansıtmaktadır. Her ne kadar Mart 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasında, Çin, Umman ve Irak’ın arabuluculuğunda bir normalleşme anlaşması tesis edilmiş olsa da Suudi Arabistan’ın Suriye’de elde ettiği ekonomik ve siyasi alanın esasen İran karşısında şekillendiği görülmektedir. Bu durum, Suriye’nin geleceğinin Tahran’ın tekeline bağımlılıktan uzaklaşmasıyla eşzamanlı bir seyir izlemektedir.
Suudi Arabistan aynı zamanda meselenin bölge ekonomi politiği ile de uyumu konusunda, Körfez-Levant tedarik ve finans hatlarının yeniden inşasında, Suudi-Suriye ilişkilerine önem vermektedir. Suriye’de özellikle inşaat gibi sektörlerin de canlandırılması, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu çerçevesinde uyumlu bir dış pazar oluşturma ve bu çerçevede tedarik çeşitlenmesini de sağlayacaktır. Bu bağlamda yine finansal açıdan düşünüldüğünde, Tadawul-Şam Borsası iş birliği, yatırım ve koruma anlaşmalarıyla düzenleyici yakınsama ve sermaye mobilitesini artırmaktadır.
Aynı zamanda istihdam ve hizmet altyapısı yatırımları, savaş ekonomisinin rant kanallarını daraltacak ve bölgesel istikrarı destekleyecektir. Resmî ticaret büyüdükçe Suriye’de kaçakçılık ve yasa dışı akışların cazibesi azalacak ve dolayısıyla vergi tabanının da genişlemesi ile hem yerel hem de ulusal düzeyde devlet kapasitesi güçlenecektir. Aynı zamanda bütün bu unsurlar, ülke genelinde radikalleşme risklerinin azalmasına katkı vererek bölge güvenliği ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini dolaylı yoldan olumlu etkileyecektir.
Bölgesel Entegrasyon
Suudi Arabistan’ın Suriye’de artan yatırımları yalnızca ekonomik bir normalleşme adımından ziyade yeni bölgesel ortaklıkların da katalizörü olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda ilgili süreçlerin en görünür yansımalarından birisi Türkiye-Körfez iş birliğinin ivmelenmesidir. Ankara ve Körfez başkentleri, tedarik zinciri, inşaat, havalimanı işletmeciliği ve finansal hizmetler gibi alanlarda tamamlayıcı kapasitelere sahiptir. Söz konusu tamamlayıcılık Suriye’nin savaş sonrası yeniden yapılanmasında verimlilik ve kalite güvencesi üretebilecektir. Bu iş birliği, güvenlik-ekonomi denklemini dengelerken politik normalleşme sürecine de teknik bir zemin kazandırmaktadır.
Türkiye ve Körfez’in ilgili koordinasyonu, Suriye’de istikrarın toplumsal ve ekonomik ayaklarını besleyen bir çarpan etkisi yaratmaktadır. Türkiye ve Körfez ülkelerinin, Suriye’nin lojistik koridorları, kamu hizmetleri ve altyapılar ile ortak projeler konusunda istekli olmaları, Suriye’nin kırılganlığını azaltacak ve bu çerçevede bölge ekonomisi ve siyasetinin kırılganlığını da azaltacaktır.
Son olarak Suudi Arabistan’ın Suriye yatırımları ve angajmanlarının genişlemesi sadece Suudi sermayesinin Suriye’ye akması olarak değil aynı zamanda Şam’ın bölge eksenine tekrar yönelmesi, Körfez-Levant koridorlarının tesisi ve güvenlik-ekonomi dengesinin kurumsallaştırılması hedeflerini tek bir politika çerçevesinde birleştirmektedir. Türkiye-Körfez eşgüdümünün sürece dâhil olması, Suriye dosyasını salt yeniden imardan çıkarıp bölgesel entegrasyon ve istikrar mimarisinin sürdürülebilir bir bileşenine dönüştürmektedir.