Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Saha Gözlemleri Işığında Ninova’da Türkmen Kimliğinin Sınamaları

Türkmenler, yüzyıllardır Irak coğrafyasının vazgeçilmez unsurlarından biri olmuştur. Osmanlı döneminde ve modern Irak tarihinde de siyasi, kültürel ve ekonomik bakımdan stratejik roller üstlenmişlerdir. Osmanlı idaresi altında üst düzey bürokrasi ve askerî yönetimde önemli görevler yerine getirmiş, modern Irak döneminde ise devlet kurumları, eğitim, ticaret ve kültürel yaşamın vazgeçilmez aktörlerinden biri olmuştur. Ancak son yirmi yılda yaşanan siyasi kırılmalar, güvenlik krizleri, demografik baskılar, mezhepsel ayrışmalar ve kurumsal zafiyetler, Türkmen kimliğinin bütünlüğünü ciddi biçimde tehdit etmektedir. Kimlik erozyonu kavramı bu bağlamda yalnızca kültürel değerlerin yitirilmesini değil, millî bilinç ve siyasi birliktelik kapasitesinin aşınmasını da ifade etmektedir. Irak Türkmenlerinin yaşadığı bu erozyon, bölgesel farklılıklar göstermekle birlikte özellikle Telafer, Musul, Erbil ve Selahaddin vilayetlerinde farklı biçimlerde tezahür etmektedir.

ORSAM, 11 Kasım 2025 tarihinde yapılması planlanan Irak Parlamentosu Seçimlerinden önce Irak’ın Ninova vilayetinde bir saha çalışması gerçekleştirmiştir. Bu saha çalışması kapsamında Ninova bileşenlerinin birçok kesimi ile doğrudan iletişim kurulmuştur. Akademisyenler, araştırmacılar, gazeteciler, milletvekilleri, milletvekili adayları ve çeşitli siyasi taraflarla seçim süreci ile seçim öncesinde vilayetteki genel durum üzerine gözlemler yapılmış ve fikir alışverişinde bulunulmuştur. Bu bağlamda vilayetteki Türkmen kimliğinin maruz kaldığı etkileşimler de saha gözlemleriyle tespit edilmiştir.

Telafer’de Kimliğin Fay Hatları

Telafer, yaklaşık 500 bin nüfusu ile Irak’ın en büyük ilçesi olmanın yanı sıra Türkmen nüfusun en yoğun olduğu yerleşim merkezidir. Osmanlı döneminde sancak merkezi olan bu şehir hem stratejik konumu hem de toplumsal dokusu nedeniyle Türkmen kimliğinin kalesi olarak görülmüştür. Türkmenler burada yüzyıllar boyunca kültürel, dilsel ve toplumsal bütünlüklerini koruyabilmiştir. Türkmen kimliği, diğer kimliklerin önünde gelen birleştirici bir unsur olmuştur. Ancak 2003 sonrası ABD’nin Irak işgali, bölgedeki toplumsal dengeleri köklü biçimde sarsmıştır. Öncelikle merkezî otoritenin zayıflaması ve güvenlik boşluğu, Telafer’i mezhepsel ayrışmanın en sert yaşandığı Türkmen bölgesine dönüştürmüştür. Terör örgütü DEAŞ’ın işgali (2014-2017) Telaferlileri göçe zorlamıştır. Ayrıca Türkmenlerin bir kısmı ise Haşdi Şaabi çatısı altında örgütlenerek İran etkisinin yoğun olduğu milis yapılarla bütünleşmiştir.

Bu durum daha önce aynı okulda okuyan, aynı pazarda ticaret yapan ve aynı millî etkinliklerde yer alan Telaferli Türkmenlerin birbirine yabancılaşmasına yol açmıştır. Telaferli Türkmenlerin bir kısmı Musul, Erbil veya Türkiye’ye göç etmiştir. Diğer kısmının Kerbela, Necef ve Bağdat’a yönelmesi, Telafer’in demografik dengesini değiştirmiştir. Göç sonrası oluşan boşluk ise Haşdi Şaabi’nin Telafer’e zorla getirdiği Arapların bazı mahallelerde kalıcı olarak yerleşmesine neden olmuştur. Böylece siyasi düzlemde de ortak Türkmen hareketi zayıflatılmıştır. Toplumsal bütünlüğün zayıflaması ve ortak hedefler etrafında birleşme kapasitesinin azalması, güçlü ve etkili bir temsil mekanizmasının oluşmasını engellemektedir. Telafer’deki kimlik erozyonunun sosyo-kültürel yansımaları da göz ardı edilemez. Özellikle genç kuşaklar arasında Türkmen Türkçesi kullanımı azalmaktadır ve Arapça günlük yaşamın baskın dili hâline gelmektedir. Dinî bayramlar ve geleneksel Türkmen düğünleri gibi ortak kültürel ritüellerde de ayrışma nedeniyle ya ayrı ayrı kutlanmakta ya da katılım oranı ciddi biçimde düşmektedir.

Güvenlik açısından ise Haşdi Şaabi varlığı, şehirde hem istikrar hem de kontrol unsuru olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu kontrol aynı zamanda İran yanlısı ideolojik etkilerin artmasına yol açmakta olup millî kimlik algısında ek bir erozyon yaratmaktadır.

Tarihi Bir Vilayet Olan Musul’da Kimliğin Sessiz Kaybı

Musul, Osmanlı döneminde imparatorluğun en önemli vilayetlerinden biri olmuştur. Musul sadece askerî ve idari bakımdan değil, ekonomik ve kültürel açıdan da merkezî bir konuma sahiptir. Türkmenler burada Araplardan sonra en büyük etnik grup olarak bilinmektedir. Türkmenler ticaret, zanaat, eğitim ve bürokraside önemli roller üstlenmiştir. Ancak 20. yüzyıl boyunca özellikle 1970’lerde Baas rejimi döneminde uygulanan Araplaştırma politikaları Musul’daki Türkmen varlığını hem sayısal hem de kültürel olarak zayıflatmasına yol açmıştır. 1990’larda ise Kürt siyasi hareketinin bölgede güçlenmesi, Musul’un kuzey ilçelerinde Kürtleştirme girişimlerini beraberinde getirmiştir. Bu süreçte Türkmenlerin bir kısmı idari baskı, zorunlu iskân politikaları ve ekonomik gerekçelerle kimlik değiştirerek Arap veya Kürt nüfusa eklemlenmiştir.

2003 yılı sonrası dönemde Musul, Irak’ın en karmaşık güvenlik tablolarından birine sahne olmuştur. DEAŞ’ın 2014’teki işgali sırasında Türkmenler, örgütün baskısıyla kitlesel göçe maruz kalmıştır. Kitlesel göç nedeniyle bazı Türkmenler Irak’ın güney vilayetlerinde Haşdi Şaabi’nin koruması altına girmiştir. Bu dönem, Musul’daki Türkmenlerin siyasi hareketliliğini durma noktasına getirmiştir. DEAŞ sonrası dönemde geri dönüşler kısmen gerçekleşse de idari ve farklı nedenlerden dolayı birçok Türkmen ailesi Musul’a dönememiştir. Dönüş yapanlar ise ciddi güvenlik ve mülkiyet sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. DEAŞ sonrası oluşan yerel yönetim dengeleri, Türkmenlerin siyasi temsiline yeterince alan açmamıştır. Vilayet Meclisinde Türkmen temsili düşük seviyede kalmış ve çoğu zaman Arap veya Kürt blokları arasında denge unsuru olmaktan öteye geçmemiştir.

Kültürel açıdan Musul’daki Türkmenler, Arap kültürel etkisi altında kalmaya devam etmektedir. Türkmenlerin yalnızca küçük bir bölümü, Türkmen kimliğini ve kültürünü benimsemeye devam etmektedir. Türkmen Türkçesi, kırsal mahallelerde kısmen yaşatılırken şehir merkezinde büyük ölçüde unutulmuştur. Millî bayramlar, kültürel etkinlikler ve Türkmen edebiyatının temsilcileri, özellikle genç nesillerde düşük ilgi görmektedir. Bu, sadece dil kaybı değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın silinmesi anlamına gelmektedir.

Musul’daki Türkmen kimliğinin erozyonunun bir başka boyutunu da siyasi parçalanmışlık oluşturmaktadır. Bazı Türkmenler Arap listeleriyle bazıları ise Kürt listeleriyle ittifak yapmayı tercih etmektedir. Bu durum, milli temelli bir siyasi hareketin oluşmasını engellediği gibi Türkmenlerin Irak genel siyasetindeki pazarlık gücünü de ciddi şekilde zayıflatmaktadır.

Ortak Sorunlar ve Geleceğe Yönelik Riskler

Telafer ve Musul’daki kimlik erozyonunun temelinde benzer yapısal sorunlar bulunmaktadır. Mezhepsel ayrışma, milli kimliğin ortak payda olmasını engellemektedir. Bununla birlikte siyasi kurumsal zafiyet, merkezi bir temsil mekanizmasının oluşmasını önlemektedir. Araplaştırma, Kürtleştirme ve göç hareketleri, Türkmen nüfusun hem nicelik hem nitelik açısından erimesine sebep olmaktadır.

Güvenlik boyutunda DEAŞ işgali, Haşdi Şaabi kontrolü ve diğer silahlı grupların varlığı, Türkmen bölgelerinde istikrarı kırılgan hâle getirmektedir. Kültürel açıdan ise dil kaybı, kültürel faaliyetlerin azalması ve şehirleşmenin getirdiği sosyokültürel dönüşümler, genç kuşaklarda millî bilinç erozyonunu hızlandırmaktadır.

Bu sürecin tersine çevrilmesi ancak bütüncül ve uzun vadeli politikalarla mümkün olabilir. Her şeyden önce Türkmen siyasi hareketi mezhepsel farklılıkları aşan, kapsayıcı ve birleştirici bir söylem geliştirerek ortak millî kimliği yeniden ön plana çıkarmalıdır. Telafer ve Musul başta olmak üzere tüm Türkmen bölgelerinde dil, tarih ve kültür odaklı eğitim programlarının uygulanması, kimlik bilincinin genç kuşaklara aktarılması açısından kritik bir adım olacaktır. Bununla birlikte Irak Türkmen Cephesi (ITC) ve diğer Türkmen kuruluşları, toplumsal tabanlarını genişletecek farklı ideolojik ve mezhepsel eğilimleri bir arada tutabilecek yenilikçi ve kapsayıcı politikalar benimsemelidir. Ayrıca Telafer, Musul, Erbil ve Selahaddin vilayetleri arasında siyasi ve kültürel iş birliği kanallarının kurulması, bölgesel dayanışmayı güçlendirecek ve kimlik erozyonunun önüne geçilmesine katkı sağlayacaktır.

Irak Türkmen kimliği, güçlü tarihsel temellere dayanmasına rağmen özellikle Telafer ve Musul’da derin bir erozyon sürecinden geçmektedir. Bu sürecin önlenmesi, yalnızca kültürel değerlerin korunmasıyla değil aynı zamanda siyasi birlik, güvenlik dengeleri ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesiyle mümkündür. Aksi hâlde söz konusu bölgelerde Irak Türkmenleri uzun vadede hem siyasi güçlerini hem de kültürel varlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir.

ORSAM  asdasd

Dr. Selçuk Bacalan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar