Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Türkiye-Etiyopya İlişkilerinin Yeni Parametreleri: Enerji, Jeoekonomik Bağlantısallık ve Denge Politikası

17 Şubat’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in resmi daveti üzerine Addis Ababa’ya gerçekleştirdiği ziyaret, Türkiye-Etiyopya ilişkilerinin hem tarihsel sürekliliğini hem de yeni dönemdeki stratejik yönelimini ortaya koyması bakımından stratejik önemdedir. Erdoğan’ın 11 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği bu ziyaretin, Türkiye’nin Sahraaltı Afrika’daki en eski büyükelçiliğinin (1926) açılışının 100. yılına denk gelmesi, sembolik boyutun ötesinde iki ülke ilişkilerinin kurumsal derinliğine işaret etmektedir.

İkili İlişkilerde Ekonomik ve Enerji Temelli Derinleşme

Ziyaret kapsamında imzalanan “9. Türkiye-Etiyopya Ekonomi, Ticaret ve Teknik İş Birliği Karma Ekonomik Komisyonu Tutanağı” ile enerji alanındaki iş birliğine dair mutabakat zaptı, ilişkilerin yeni evresinin ekonomik ve teknik temelli bir derinleşmeye dayanacağını göstermektedir. Türkiye’nin Etiyopya’daki en büyük ikinci yatırımcı ülke konumunda olması, 200’ü aşkın Türk firmasının yaklaşık 2,5 milyar dolarlık yatırımla 20 bine yakın kişiye istihdam sağlaması ve müteahhitlik sektöründe 2,6 milyar dolarlık 15 projenin yürütülmesi, bu ilişkinin söylemsel değil yapısal bir niteliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede iki ülkenin ticaret hacmini 1 milyar dolar seviyesine çıkarma hedefi, klasik dış ticaret artışından ziyade sektörel çeşitlenme ve karşılıklı bağımlılık üretme arayışını yansıtmaktadır. Enerji, madencilik, tarım, ulaştırma ve eğitim gibi alanlarda oluşturulan yol haritası, ikili ilişkileri proje bazlı iş birliklerinden stratejik eşgüdüme doğru taşımayı amaçlamaktadır.

Enerji alanındaki mutabakat, yalnızca sektörel bir iş birliği başlığı değil; Etiyopya’nın jeoekonomik konumlanma stratejisinin merkezine temas eden bir gelişme olarak okunmalıdır. Elektrik üretimi, şebeke altyapısının modernizasyonu, yenilenebilir enerji yatırımları ve hidroelektrik kapasitenin geliştirilmesi gibi alanlar, Addis Ababa’nın enerji arz güvenliğini sağlamanın ötesinde bölgesel değer zincirlerine entegre olma hedefiyle doğrudan bağlantılıdır. Özellikle Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (GERD – Grand Ethiopian Renascence Dam) üzerinden şekillenen hidroelektrik kapasite artışı, Etiyopya’yı kendi iç talebini karşılayan bir üretici olmanın yanı sıra, Doğu Afrika’da elektrik ihracatçısı ve bölgesel enterkonekte şebeke sistemlerinin merkez ülkesi hâline getirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda enerji, Etiyopya açısından klasik bir altyapı meselesi değil; ekonomik ölçek büyütme, sanayileşme kapasitesini artırma ve bölgesel denklemde etkinlik kazanma aracıdır.

Ancak GERD’in Mısır’la yarattığı gerilim, enerji projelerinin jeopolitik maliyetini de artırmaktadır. Bu nedenle Etiyopya’nın enerji stratejisi, yalnızca teknik kapasite değil, aynı zamanda siyasi/diplomatik esneklik ve çok taraflı ekonomik angajman gerektirmektedir. Türkiye’nin enerji altyapısı geliştirme tecrübesi, kamu-özel sektör ortaklığı modeli ve bölgesel bağlantısallık projelerinde edindiği deneyim, Addis Ababa açısından bu noktada tamamlayıcı bir işlev görebilir. Ankara’nın katkısı, sadece yatırım ve teknoloji transferiyle sınırlı kalmayıp; enerji projelerini bölgesel entegrasyon, ticari karşılıklı bağımlılık ve ekonomik istikrar üretme ekseninde yapılandırmaya imkân tanıyan bir jeoekonomik ortaklık zemini sunmaktadır. Bu çerçevede enerji iş birliği, iki ülke arasında sektörel bir anlaşmanın ötesine geçerek Afrika Boynuzu’nda ekonomik merkezlilik üzerinden nüfuz üretme ve istikrar tesis etme stratejisinin parçası hâline gelmektedir.

Etiyopya’nın Denize Çıkış Arayışı ve Afrika Boynuzu’nda Yabancı Aktör Rekabeti

Etiyopya’nın denize çıkış arayışı, son dönemde bölgesel tansiyonu yükselten başlıca başlıklardan biridir. Addis Ababa’nın Kızıldeniz’e erişim konusunda Somaliland ile imzaladığı mutabakat, Somali’nin egemenlik iddialarıyla çelişmiş ve bölgesel krize yol açmıştı. Türkiye’nin yürüttüğü Ankara Süreci ise bu gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik bir çaba olarak öne çıkmıştır. Nitekim Erdoğan’ın konuşmasında hem devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yapılan vurgu hem de Ankara Süreci’ne atıf, Türkiye’nin Etiyopya ile ilişkilerini geliştirirken Somali’nin hassasiyetlerini göz ardı etmeyen yaklaşımına dolayısıyla da Afrika Boynuzu’nda güvenilir arabulucu imajına işaret etmektedir. Bu imaj, Etiyopya’nın denize çıkış arayışı bağlamında körüklenen farklı potansiyel kriz hatlarının çözüme kavuşturulmasında Türkiye’nin bölgesel istikrar vizyonunu da ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede ziyaretin en kritik boyutlarından biri, Erdoğan’ın Afrika Boynuzu’nda yabancı güçlerin rekabetine dair yaptığı açık uyarıdır. Bölge son yıllarda küresel ve bölgesel aktörlerin askeri üsler, liman yatırımları, enerji projeleri ve güvenlik anlaşmaları üzerinden yoğunlaştığı bir jeopolitik mücadele alanına dönüşmüştür. Sudan’la uzun bir kara sınırına sahip olan Etiyopya, bilhassa son bir yılda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile geliştirdiği askeri ve güvenlik yakınlaşmasıyla dikkat çekmektedir. Ayrıca Kızıldeniz-Babülmendep hattının küresel ticaret açısından taşıdığı önem, bu rekabeti daha da keskinleştirmektedir. Türkiye’nin yaklaşımı ise bölgesel meselelerin bölge ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiği yönündedir. Bu noktada Erdoğan’ın konuşmasında hem egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkesine yapılan vurgu hem de “Afrika Boynuzu’nun vekâlet mücadelelerine sahne olmaması gerektiği” mesajı dikkat çekmektedir. Bu bağlamda Türkiye, ekonomik, ticari, askeri ve güvenlik iş birliklerini sürdürürken aynı zamanda arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık rolü üstlenerek rekabeti dengeleyici ve bölgesel istikrara katkı sunan aktör rolünü konsolide etmektedir.

Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgeye fayda sağlamayacağı yönündeki açıklaması, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki statüko ve toprak bütünlüğü ilkesine dayalı yaklaşımının net bir yansımasıdır. Somaliland’ın tanınması, Somali’nin egemenlik iddiasını zayıflatmanın ötesinde, bölgede yeni ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebilecek bir adım olarak okunmalıdır. Dolayısıyla bu gelişme, zaten kırılgan olan güvenlik mimarisini daha da parçalı hale getirebilir. Türkiye’nin bu noktadaki pozisyonu, hem Somali ile kurduğu derin stratejik ortaklık hem de Etiyopya ile geliştirdiği diplomatik ve ekonomik ilişkiler arasında hassas bir denge kurmayı gerektirmektedir. Ankara, bir taraftan Addis Ababa ile enerji ve ticaret alanında iş birliğini derinleştirirken diğer taraftan Mogadişu’nun toprak bütünlüğüne verdiği destekle bölgesel istikrara katkı sağlayan aktör profilini ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin Afrika Boynuzu Stratejisi: Rekabetten Ziyade İstikrar

Genel resme bakıldığında, Erdoğan’ın Etiyopya ziyareti Türkiye’nin Afrika Boynuzu stratejisinin “ekonomik entegrasyon, normatif diplomasi ve istikrar odaklı güvenlik yaklaşımı” olmak üzere üç temel eksenini teyit etmektedir. Türkiye, bölgedeki askeri varlığını ve güvenlik iş birliklerini ekonomik yatırımlar ve kültürel diplomasi ile tamamlayarak çok boyutlu bir etki alanı oluşturmaktadır. Bu model, klasik güç projeksiyonundan ziyade “bağlantısallık” üretme stratejisine dayanmaktadır. Enerji altyapısı, ticaret hacmi, ulaştırma projeleri ve eğitim faaliyetleri üzerinden kurulan ağlar, Türkiye’yi bölgesel denklemin yapıcı bir unsuru hâline getirmektedir. Etiyopya ziyareti de bu bütüncül yaklaşımın somut bir tezahürü olarak okunmalıdır.

Ayrıca, TİKA’nın restorasyon faaliyetleri, Maarif Vakfı’nın eğitim alanındaki varlığı ve kültürel diplomasi araçları, Türkiye’nin Etiyopya ile ilişkisini yalnızca ekonomik ve siyasi değil, toplumsal düzlemde de derinleştirme stratejisine işaret etmektedir. Bu yaklaşım, Afrika’da “eşit ortaklık” ve “karşılıklı anlayış” vurgusuyla şekillenen Türk dış politikası söylemiyle uyumludur. Türkiye, özellikle Afrika Boynuzu gibi tarihsel travmalar ve dış müdahalelerle şekillenmiş bir bölgede, normatif bir çerçeve sunarak inşa ettiği güveni konsolide etmektedir.

Sonuç olarak, 17 Şubat ziyareti Türkiye-Etiyopya ilişkilerinde yeni bir ivme yaratmanın ötesinde, Afrika Boynuzu’nda istikrar ve denge arayışının diplomatik zeminini güçlendirmiştir. İkili ilişkiler ekonomik ve teknik iş birliğiyle derinleşirken bölgesel meselelerde egemenlik, toprak bütünlüğü ve yerel çözüm ilkelerine dayalı bir yaklaşım öne çıkmaktadır.

ORSAM  asdasd

Kaan Devecioğlu

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar