İsrail-Lübnan Sınır Çatışmasının Arka Planı

Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmen, ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Ahi Evran Üniversitesi U.İ.B. Bölüm Başkanı, serhaterkmen@or
3 Ağustos günü İsrail ile Lübnan arasındaki sınırda çıkan küçük çaplı çatışma iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden gerilmesine ve gözlerin yeniden bölgeye kaymasına neden oldu. üç Lübnanlı asker, bir Lübnanlı gazeteci ve bir İsrailli yarbayın öldüğü olayda bir İsrailli yüzbaşı da ağır yaralandı.

Her iki ülke olayın nasıl başladığı konusunda farklı açıklamalar yapmaktadır. İsrail olayın Birleşmiş Milletler (BM)’in Lübnan’daki barış gücünün (UNIFIL) bilgisinde olan ve onların da Lübnan ordusuna ilettiği sınırdaki bir ağacın kesilmesi olayı sırasında kendi başına hareket eden bir Lübnanlı subayın emriyle keskin nişancı atışı sonucunda meydana geldiğini ve İsrail’in de buna tank ve top atışı ile sert bir yanıt verdiğini savunmaktadır. İsrail’e göre Lübnanlı subayın bu emri vermesinin ardında son dönemde Lübnan’daki üst düzey komutanların İsrail karşıtı açıklamaları ve ülkenin güneyinde faaliyet gösteren subayların bir kısmının Şii olması ve Hizbullah ile yakın ilişkileri olması önemli yer tutmaktadır. Lübnan tarafına göre ise İsrail ordusu BM Barış Gücü’nden böyle bir talep bulunmasına rağmen Lübnan’ın bu talebi reddetmiştir. İsrail bunu hiçe sayarak İsrail ile Lübnan arasında 2006 yılında yapılan savaştan sonra çıkartılan 1701 sayılı BMGK kararını ve Lübnan’ın egemenliği ihlal anlamına gelen bir hareket yaparak sınırı geçmiştir. Lübnan makamlarına göre İsrail, sınırın Lübnan tarafındaki bir ağacı kesmek için bölgeye askerlerini sokmuş, UNIFIL’in bunu durdurmak istemesine rağmen faaliyetine devam etmiştir. Bunun üzerine sınırı geçen İsrail askerlerine karşı uyarı amacıyla Lübnan askerleri havaya ateş açmış, bunun üzerine İsrail ordusu Lübnan mevzilerine kilitlenince Lübnan askerleri de İsrail askerlerine ateş açmıştır. Ayrıca Lübnan makamları ilk ateşten sonra İsrail ordusunun Lübnan tarafına tank, top ve helikopter ateşiyle karşılık verdiğini belirtmektedir.

Bu olaya ilişkin sorulması gereken asıl soru bu küçük çaplı olayın yeni bir kriz yaratıp yaratmayacağıdır. Bilindiği gibi 2006’dan sonra her iki ülke de sınırdaki birliklerini artırmış ve 2007 yılında da benzer bir olay yaşanmıştır. Ancak o dönemde konunun üstü kısa sürede kapatılmıştır. Bu olaydan sonra da olayın büyütülmemeye çalışıldığı ve 2006’da olduğu gibi bir büyük çaplı bir çatışmaya dönüşmesinin engellenmesi için tarafların ortamı yumuşatma gayretinde olduğu görülmektedir. Ancak, Ortadoğu’daki pek çok çatışma gibi bu olay da kendinden menkul ve bir anda ortaya çıkan tepkisel bir olay olarak ele alınmamalıdır. Son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler hem bu çatışmanın ortaya çıkmasını hem de büyüyüp büyümeyeceğine ilişkin ipuçları taşımaktadır.

Bu çatışma, bölgesel bağlamdan ayrı bir şekilde ele alınmamalıdır. Son dönemde, ABD ile İran arasındaki gerginliğin artması, Lübnan’daki iç karışıklık olasılıkları ve İsrail-Filistin görüşmelerinin başlatılması çabası dikkate alındığında İsrail ile Lübnan arasındaki sınır çatışması daha anlamlı hale gelmektedir. Kısa bir süre önce BMGK’dan çıkarılan kararla İran’a yönelik yaptırımların ağırlaştırılmaya başlamasının hemen ardından ABD Genelkurmay Başkanı Mullen’in “İran’a karşı askeri planımız hazır” açıklaması yapması, bir anda bölgede tekrar soğuk rüzgarlar esmesine neden olmuştur. 2003 yılından bu yana zaman zaman ABD ile İran arasında bir çatışma olasılığı gündeme geldiğinde en çok tartışılan senaryolardan birisi İran’ın Ortadoğu’da kendisine yakın gruplar aracılığıyla ABD’yi sıkıntıya sokabileceğidir. İran’a yakın gruplar denildiğinde ise ilk akla gelen örgütler Hizbullah ve HAMAS’tır. Bu nedenle Mullen açıklamasının hemen ardından doğrudan Hizbullah’ın karıştığı bir olay olmasa da Lübnan-İsrail sınırında bir gerginlik çıkması ve hemen hemen aynı zamanlarda Gazze ve Mısır’dan İsrail ve Ürdün’e küçük çaplı füze saldırılarının yapılması tesadüf gibi görünmemektedir. Öte yandan, geçen hafta Hasan Nasrallah’ın Refik Hariri suikastıyla ilgili araştırmanın uluslararası komisyon tarafından bazı Hizbullah üyelerinin üzerine yıkılmaya çalışılacağı bilgisini aldıklarını ve buna izin vermeyeceklerini söylemesinin ardından Lübnan iç politikasında gerginlik yükselmiştir. Nitekim iç politikada yeni bir kriz yaşanmasını engellemek için Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve Suudi Arabistan Kralı Abdullah birlikte Lübnan’ı ziyaret ederken, bu ikilinin ülkeyi terk etmesinden kısa bir süre sonra Doha Anlaşması’nın mimarı Katar Emiri Hamad bin Halife El Tani’nin de Lübnan’a gitmesi doğabilecek bir iç politik krizin engellenmesi için yoğun bir çaba sarf edildiğini gösteriyordu. Son olarak, geçen hafta içinde İsrail ile Filistin arasında doğrudan görüşmelerin başlatılması yolunda ABD’nin baskılarının arttığı ortaya çıkmış ve Arap Birliği görüşmelerinin yeniden başlatılması konusundaki destek kararı açıklanmıştır. Bütün bunlar Ortadoğu’da yeni gelişmelerin evresindeyken bazı ülkelerin yeniden küçük çaplı girişimlerle bölgeyi karıştırmak istediği anlamına gelebilir. Bu nedenle, olayın daha fazla büyümemesinin yukarıdaki denklemde bölge ülkelerinin alacağı tavırlara bağlı olduğu söylenebilir. Bugün elbette, Ortadoğu’daki denklem ve güç dengesi dört yıl önce olduğundan farklıdır. Bu bağlamda, yeni bir Hizbullah (Lübnan) – İsrail savaşı beklemek doğru değildir. Ancak, küçük çaplı olayların üst üste gelmesi zaten yeniden karmaşaya girmeye hazır olan bölgeden küçük çaplı bir kıvılcımın bir ateşe dönüşmesine neden olabileceği bir potansiyeli hala barındırmaktadır.