Türkmenler Kurban mı Seçiliyor?

Geçtiğimiz günlerde Irak Türkmen Cephesi’nin (ITC) Süleymaniye İl Başkanlığı Üyesi Necmettin Veli Abdullah, Süleymaniye’de evinin önündeki aracına yerleştirilen bombanın infilak etmesi sonucu iki bacağından yaralandı. Saldırının zamanlaması dikkat çekiciydi. Zira, idari olarak Diyala’ya bağlı olan ancak Süleymaniye’nin kontrolünde kalan Kifri’de terör örgütü PKK’nın Irak’taki siyasi uzantısı olan Tevgera Azadi’nin üyesi olduğu bilinen “Şamal” lakaplı Süheyl Aziz Hurşit’in öldürülmesi, PKK tarafından Türkiye’nin Irak operasyonlarıyla birlikte değerlendirilmiş, suikastta Türkiye’nin parmağı olduğuna dair algı yönetimi yapılmıştı. 28 Ağustos’ta Hurşit’in öldürülmesinin ardından, 3 Eylül’de Necmettin Veli Abdullah’a saldırı düzenlenmesi, PKK’nın Türkmenler üzerinden Türkiye’ye mesaj vermeye çalıştığının göstergesi olabilir.

Nitekim, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) idaresi altında olan ve genel olarak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) kontrol ettiği Süleymaniye, terör örgütü PKK’nın en güçlü ve en fazla hareket alanına sahip olduğu yerlerden biri olarak biliniyor. 1980’lerde Saddam Hüseyin rejiminden kaçan Celal Talabani liderliğindeki peşmergelerin saklandığı ve kamp kurduğu alan olarak bilinen Kandil’e, 1990’lardan sonra PKK’nın yerleşmeye başlamasıyla KYB ile PKK arasında yakın bir ilişki oluştuğunu söylemek yanlış olmaz. Bu yakın ilişkide ideolojik yakınlığın da kolaylaştırıcı faktör olduğu yadsınamaz. KYB’nin de Marksist-Leninist bir söylemle hareket eden terör örgütü PKK gibi, sol ideoloji çerçevesinde sosyalist bir söyleme sahip olduğu biliniyor. Nitekim KYB, sosyal demokrat, sosyalist ve işçi sınıfı partilerinin oluşturduğu “Sosyalist Enternasyonal”in bir parçası. PKK’nın Suriye’deki siyasi uzantısı olan PYD’de de bu oluşumda “istişari üye” sıfatını taşıyor.

Aynı Coğrafya Üzerinde
Bununla birlikte KYB, Irak Kürt siyasetindeki rakibi Mesut Barzani’nin Kürdistan Demokratik Partisi’ne (KDP) karşı da PKK’yı elinde koz olarak tutuyor. KDP’nin hâkimiyet alanında olan Duhok ve Erbil’in bir bölümü, sosyal yapı açısından KDP ve PKK’nın ortak tabanını barındırıyor. Başka bir deyişle, KDP ve PKK’nın destek bulduğu sosyal taban aynı coğrafya üzerinde. Bu nedenle KYB için PKK, KDP karşısında bir araç hâline dönüşüyor. Diğer yandan PKK da KYB’nin etkinliği ve KDP karşısındaki gücünden faydalanıyor, hareket alanı buluyor. Bu noktada PKK’nın, son iki yılda KDP peşmergelerine yönelik saldırıları dikkat çekici boyutta. IKBY Başkanı KDP’li Neçirvan Barzani de sıklıkla PKK’nın eylemlerinden ve IKBY’deki varlığından şikayetçi olduğunu, partinin istikrarsızlığını vurguluyor.Türkiye’nin IKBY ile geliştirdiği ilişkiler, PKK’yı rahatsız ederken, alanını da daraltıyor. Türkiye’nin, özellikle KDP üzerinden IKBY’deki etkisini artırması PKK’nın da KDP’ye karşı tavır almasını beraberinde getiriyor.

İşte bu süreçte, korumasız ve hiçbir silahlı güce sahip olmayan Türkmenler de bir hedefe dönüşüyor. ITC yetkilileri ve milletvekillerince, PKK’nın Türkmenler için açık tehdide dönüştüğü yönünde açıklamalar yapılıyor. ITC Kerkük Milletvekili Erşat Salihi, geçtiğimiz günlerde Kerkük’teki ofislerine PKK tarafından tehdit mesajları gönderildiğini açıklamıştı. Buna rağmen ITC Süleymaniye İl Başkanlığı üyesine yapılan saldırı, Türkmenlerin korunması noktasından hiçbir adım atılmadığını kanıtlıyor. Daha önce ITC’nin Erbil İl Başkanlığına da saldırılar düzenlenmişti.

Baskı Amaçlanıyor Olabilir
Bu noktada Süleymaniye’de ITC yetkililerine yönelik saldırının, Türkiye’nin IKBY kontrolündeki alanlarda PKK’nın sözde liderlerine yönelik nokta operasyonlarının etkisiyle yapıldığını söylemek mümkün. Böylece “kolay hedef” olarak görülen Türkmenlerin, Türkiye üzerinde baskı kurması ve böylelikle Ankara’nın operasyonlarını zayıflatma ya da durdurma kararı almasını sağlama amacı güdülüyor olabilir. Bu nedenle önümüzdeki süreçte, Türkiye’nin operasyonları sonucu Irak’taki hareket alanı azalan PKK’nın, Türkmenleri ve ITC’yi Türkiye ile yakınlıkları yüzünden hedef alabileceği düşünülmeli.

Buradan hareketle, başta ITC olmak üzere diğer Türkmen siyasi parti ve sivil toplum örgütlerine, Türkmen aydınları, akademisyenleri, bürokratları, siyasetçi ve iş insanlarına yönelik yeni saldırılarla karşılaşılması işten bile değil. Bu yüzden, tarihsel süreçte asimilasyon ve katliama maruz kalan, geçmişten gelen bir travmayla mücadele eden Türkmenlerin, yeni travmalarla karşılaşmaması amacıyla Irak yetkili makamlarınca gerekli önlemlerin alınması gerekiyor. Aksi hâlde Irak ve Türkmen tarihine “yeni kara lekeler” yazılabilir.